Mehrin -az veya çok- belli bir miktarı yoktur, herhangi bir malın mehir olarak belirlenmesi caizdir. Bunu, Sevri, Evzfü, Leys, İmam Şafii, Ebu Sevr ve Davud söylemiştir. Çünkü Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem), evlenecek olan şahısa: “Yanında (mehir verecek) bir şey var mı?” diye sordu ve akabinde ona: “Demirden dahi olsa bir yüzük olsun bak.” buyurmuştur. Buharî ve Müslim, bu hadis hakkında ittifak etmiştir.
Çünkü Yüce Allah’ın: “Mallarınızla (mehirlerini vererek) istemeniz…” (Nisa Suresi: 24) buyruğunun kapsamına mehrin azı da girer, çoğu da girer. Çünkü mehir, kadınla faydalanmasına dair bir bedel anlamındadır; bu sebeple -ücret gibi- aralarında razı oldukları herhangi bir malın verilmesi caizdir.
İmam Malik ve Ebu Hanife ise şöyle demişlerdir: Mehrin en azı, hırsızın elinin kesilmesini gerektirecek miktardaki maldır. Çünkü bu durumda onunla uzvu mübah kılmış olacağından, hırsızın elinin kesilmesini gerektirecek miktar kadar olması gerekir. Ebu Hanife bu bağlamda: “On dirhemin altında mehir olmaz.” rivayetini gerekçe göstermiştir.
el-Muvaffak der ki: Onların ileri sürdükleri bu hadis sahih değildir. Bunu, Mübeşşir b. Ubeyd rivayet etmiştir. Kendisi hadislerinde tedlis bulunan el-Haccac b. Ertat sebebiyle zayıftır. el-Muvaffak şöyle de demiştir: Onların bu kıyası da doğru değildir. Çünkü nikah, zaten genel olarak kadınla faydalanmasını mübah saymış oluyor. Uzvun kesilmesi ise -mübahlık dışında- uzvun ortadan kaldırılmasıdır, ceza vermenin sonucudur. Bu ise bir ivaz sayılır ve onun ivazlı konularla kıyaslanması daha evla olur.
Mehrin en çoğuna gelirsek, ilim ehlinin imasına göre bunda bir sınırlama yoktur. Bunu, İbn Abdilberr söylemiştir. Şüphesiz Yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Eğer bir eşi bırakıp da yerine başka bir eş almak isterseniz, onlardan birine yüklerle mehir vermiş olsanız dahi ondan hiçbir şeyi geri almayın. Siz iftira ederek ve apaçık günah işleyerek onu geri alır mısınız?” (Nisa Suresi: 201)
Ayni olan mallar, borç olarak verilen, peşin ödenen yahut vadeli olan paralar, az-çok, hür, köle yahut bundan başkalarında söz konusu olan fayda ve menfaatleri şeklinde olsun alışverişteki semen veya kiradaki ücretler olsun, hepsinin mehir olarak verilmesi caizdir. Bunu, İmam Malik ve İmam Şafii söylemiştir.
Ebu Hanife ise: Hür bir kimseden söz konusu olan fayda ve menfaatler mehir olmaz; çünkü bu menfaatler “mal” sayılmazlar, demiştir. Zira Yüce Allah ancak: “Mallarınızla (mehirlerini vererek) istemeniz…” (Nisa Suresi: 24) şeklinde buyurmuştur. Birincisinin gerekçesi ise şu buyrudur: “(Şuayb) dedi ki: Bana sekiz yıl çalışmana karşılık şu iki kızımdan birini sana nikahlamak istiyorum. Eğer on yıla tamamlarsan artık o kendinden; yoksa sana ağırlık vermek istemem…” (Kasas Suresi: 27) Çünkü burada söz konusu olan fayda ve menfaat olduğundan, kirada olduğu gibi bunda da ivaz muamelesi caizdir. Bu sebepledir ki -kölenin menfaati gibi- hür olanın menfaatinin mehir sayılması caiz olur. Onların; Bunun bir mal olmayacağına dair ileri sürdükleri görüş de doğru değildir; çünkü bununla karşılıklı ivaz muamelesi caizdir. Sonra bu bir “mal” sayılmasa bile, bu noktada bir mal konumunda değerlendirilir ve durum nikah için de geçerlidir.
Mehir olarak Kur’an-ı Kerim’i öğretmesi (veya okuması) konusuna gelince, bu noktada İmam Ahmed’den farklı görüşler gelmiştir: Bir yerde o: Kadına Kur’an-ı Kerim’den bir sureyi öğretmesine karşılık bunun mehir sayılmasında bir sakınca yoktur, demiştir. Bu, Şafii mezhebinin de görüşünü oluşturur. Bunun delili, kendisini evlenmek için hibe eden kadınla ilgili gelen hadistir ve (orada evlenmek isteyen adama) Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem): “Ezberinde bulunan Kur’an-ı Kerim üzere seni o kadınla evlendirdim.” buyurmuştur. Buharî ve Müslim, bu hadis hakkında ittifak etmiştir. Çünkü bu, belli olan mübah bir menfaattir, bu durumda onu mehir olarak kılmıştır. Bu, tıpkı mübah olan şiirlerden bir kasideyi öğretmesine benzer.
Bir yerde de o (İmam Ahmed): Bunu kerih görürüm, demiştir. Ebu Bekir der ki: Bu meselede iki rivayet, yani iki görüş gelmiştir. O dedi ki: Bana göre bu, caiz değildir. Bu ise Maliki, Leys, Ebu Hanife ve İshak’ın mezheplerinin görüşüdür. Onların ileri sürdükleri delil ise cinsel organların ancak “mallar” anlamına gelen mehirle mübah olacağıdır. Çünkü Yüce Allah: “Mallarınızla (mehirlerini vererek) istemeniz…” (Nisa Suresi: 24) diye buyurmuştur.
Zira Kur’an-ı Kerim’i öğretmek ancak bunu icra edene kurbet (Allah’a yakın olmak, Allah rızası) amacıyla caiz olur; dolayısıyla oruç, namaz ve Kur’an-ı Kerim’i öğretmek gibi şeylerin mehir kılınması doğru olmaz. Kendisini evlenmek için hibe eden kadınla ilgili hadise gelince, bunun manası hakkında “Seni onunla evlendirdim, çünkü sen Kur’an ehli kimselerdensin.” anlamında söylenmiş olacağı belirtilmiştir. Bunun yanında hadisteki ifadenin, sadece o adama özel bir durum olduğu da muhtemeldir.
Mehir, karşılıklı rıza ve anlaşmayla söz konusu olur. Bu hususta Yüce Allah buyurur ki: “Mehir kesiminden sonra (bir miktar indirim için) karşılıklı anlaşmanızda size günah yoktur.” (Nisa Suresi: 241) Çünkü bu, karşılıklı bir ivaz akdidir; dolayısıyla tarafların rızasına itibar edilir, tıpkı diğer muavaza akitleri gibi kabul edilir.
Eğer veli olan baba olur ve (evlenecek) kocayla anlaşacak olurlarsa -geçen ifadelerden de anlaşılacağı üzere- bu mehir caiz olur. Veli olan baba değilse o vakit kadının ve kocanın rızasına itibar edilir. Çünkü mehir kadının hakkıdır ve onun menfaatine karşılıktır; bu durumda kadının evinin ücretine ve kendi cariyesinin mehrine benzemektedir. Kadının velisi, eğer kadına mehir noktasında izin vermeyecek olursa, bunun hükmü, alışverişteki mutlak vekilin hükmü gibidir. Eğer mehri, mehr-i misil olarak kılarsa, fazla gelen kısmı geçerli ve bağlayıcı olur. Bundan az olursa, o vakit kadına mehr-i misil düşer.
Mehir, ancak “mal” olarak verilir. Genelde mali olarak yarısını kendisinde bulundurmayı şart koşar ki, eğer kadını zifaftan önce boşamak durumunda olursa, diğer yarısı kadına (ona ait) helal bir mal olarak kalmış olsun. Burada itibar edilecek olan, bizzat o mehrin yarısı değil, değer ve kıymetin yarısıdır.