Akit caiz olarak vaki olur. Alıcı ve satıcıdan her birisi -akit tarafları mecliste bulundukları sürece- bu alışverişi feshetme (bozma) muhayyerliğine sahiptir. Bu, ilim adamlarının çoğunluğunun görüşüdür. Bunu, Evzai, İmam Şafii, İshak, Ebu Ubeyd ve Ebu Sevr söylemiştir. Çünkü bu noktada İbn Ömer’in yaptığı rivayete göre Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “İki kişi alışveriş yaptıkları vakit, beraber bulunarak birbirlerinden ayrılmadıkları sürece her birisi meclis muhayyerliğine sahiptir. Eğer bunların biri diğerini muhayyer kılar da bu muhayyerlik üzere alışveriş yaparlarsa, alışverişten sonra ayrılsalar da bu satış, vacip olmuştur ve onların hiçbiri satışı terk yani feshedemez, ayrılmadan sonra da satış vacip olmuştur.” Buhari ve Müslim ittifak etmiştir. Şöyle de buyurmuştur: “Satıcı ile alıcı birbirlerinden ayrılmadıkça muhayyerdirler.”
Bunlar, meselenin hükmü hakkında açık ifadelerdir. İlim ehlinden birçok kimse bu konuda -yanında söz konusu rivayet ve hadis sabit olduğu halde- İmam Malik’i ve onun hadise olan muhalif görüşünü ayıplamışlardır. İmam Malik ve Rey ashabı şöyle demişlerdir: Satış akdi icap ve kabul ile ilzam olur ve bunlarda muhayyerlik yoktur. Çünkü Hz. Ömer’den şöyle rivayet edilmiştir: “Alışveriş ya bir safka (yani satıştır) yahut da muhayyerliktir.” Zira akit karşılıklı ivaz üzere yapılan bir alışveriştir; dolayısıyla da -nikahta olduğu gibi- mücerret olarak ilzam olur.
Hz. Ömer’in kavli hakkında şöyle cevap verilmiştir: Buradaki manaya gelince; Satış akdi, içerisinde muhayyerliğin şart koşulduğu alışveriş kısmına ve şart koşulmayan alışveriş olan ve muhayyerlik süresinin kısalığı sebebiyle “safka” diye isimlendirilen kısma ayrılmaktadır. Çünkü Hz. Ömer’den, Ebu İshak el-Cevzcani de bizim mezhebimizin görüşüne benzer bir rivayet nakletmiştir. Şayet Hz. Ömer onların ileri sürdüklerini kasdetmiş olsaydı, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in bu noktadaki buyruğuna aykırı söz söylemesi caiz olmazdı; zaten Allah’ın Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem)’in söylediği bir söz varken başkasının sözü asla delil olamaz.
Satış akdinin nikah akdine kıyas edilmesi sahih değildir; çünkü nikah akdi genelde (karşılıklı) bakış, görüşten ve bir süre bekleyişten sonra vuku bulur. Dolayısıyla sonrasında bir muhayyerliğe hacet yoktur. Bir de bunda muhayyerliğin söz konusu olması, zarar demek olur; zira bu durumda akitten sonra kadının artık reddetmesi diye bir şey söz konusu olmaz, reddetmekle kadının hürmeti gitmiş olmakta ve bir tür satışı yapılmış bir eşya gibi addedilmiş olmaktadır ki, böylelikle bunda bir muhayyerlik sabit olmayacağından, şart muhayyerliği ve bakma muhayyerliği de bunda sabit olmaz. Bu meseledeki hüküm, muhalefet edenin söylediklerine mukabil olarak delilin ortaya çıkması nedeniyle oldukça aşikar ve barizdir.
Şayet buradaki “ayrılma”dan kasdın, Yüce Allah’ın: “Kendilerine kitap verilenler, ancak o açık delil (Peygamber) kendilerine geldikten sonra ayrılığa düştüler.” (Beyyine Suresi: 4) buyruğundaki gibi “sözlü ayrılma” olduğu söylenecek olursa; bunun birtakım nedenlerden dolayı geçersiz olacağı şeklinde cevap verilir, şöyle ki:
Bu lafız bir defa onların söylediklerini ihtiva etmemektedir, zira akit yapan iki kişi arasında ne sözlü ve ne de niyette bu denli bir ayrılık söz konusudur. Aralarında (belirli) bir değer üzerinde sadece -bu konudaki ihtilaftan sonra- bir ittifak ve ilgili mal, eşya vb. vardır.
Bu aynı zamanda hadisin ortaya koyduğu faydalı bilgiyi de geçersiz kılar. Çünkü bilindiği üzere satıcı da alıcı da akit yapmadan evvel, bunun oluşumunda, tamamlanmasında yahut da terkedilmesinde muhayyerdirler.
Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) hadis-i şerifte: “İki kişi alışveriş yaptıkları vakit, beraber bulunarak birbirlerinden ayrılmadıkları sürece her birisi meclis muhayyerliğine sahiptir.” buyurmakta ve bu şekilde alışveriş yaptıktan sonra da onların muhayyer olacaklarını ortaya koymuştur. (Sonra) da şöyle buyurdu: “Eğer bunların biri diğerini muhayyer kılar da bu muhayyerlik üzere alışveriş yaparlarsa, alışverişten sonra ayrılsalar da bu satış vacip olmuştur ve onların hiçbiri satışı terk, yani feshedemez, ayrılmadan sonra da satış vacip olmuştur.”
Bu, fiilen hadis hakkında İbn Ömer’in tefsir ve yorumunu da reddetmektedir. Çünkü o, hoşuna giden bir şeyi satın aldığı zaman (mal) sahibinden ayrılıp gider ve satış akdi ilzam olsun diye de giderken yavaşça yürürdü. Aynı şekilde kavli olarak hadis hakkında Ebu Berze’nin tefsir ve yorumunu da reddetmektedir. Nitekim İbn Ömer ve Ebu Berze hadis ravileridir ve manasını en iyi bilenlerden sayılmaktadır.