İman edenlere karşı insanların en şiddetli düşmanları olarak mutlaka Yahudileri ve müşrikleri bulacaksın. İman edenlere sevgi bakımından en yakın olanların ise, “Biz Hristiyanlarız” diyenler olduğunu mutlaka göreceksin. Bu, onların arasında keşişler ve rahipler bulunmasından ve onların büyüklük taslamamalarından dolayıdır.
Okunuşu ve Kelime Anlamı
Le tecidenne (elbette bulursun) esedden nasi adaveten (insanlarin en siddetli dusmanligini) lillezine amenu (iman edenlere karsi) el yehude (yahudilerde) vellezine esreku (ve ortak kosanlarda) ve le tecidenne (ve elbette bulursun) akrabehum meveddeten (sevgi bakimindan en yakinlarini) lillezine amenu (iman edenlere) ellezine kalu (o kimseler ki dediler) inna nesara (biz hiristiyaniz) zalike (iste bu) bi enne minhum kissisine (cunku onlarin icinde rahipler vardir) ve ruhbanen (ve din adamlari) ve ennehum la yestekbirun (ve onlar kibirlenmezler)
Mukatil Tefsiri
İman edenlere karşı insanların en şiddetli düşmanları Yahudiler ve müşriklerdir. Yahudiler, Arap müşriklerine Peygamber’e karşı savaşmaları hususunda yardım ediyor, onları Peygamber’in üzerine yürümeye teşvik ediyorlardı. Müşriklerden maksat da Arap müşrikleridir. Onlar da Peygamber’e ve ashabına karşı son derece şiddetli bir düşmanlık içindeydiler.
“İman edenlere sevgi bakımından en yakınlarını bulacaksın” ifadesi, sevgi ve muhabbet anlamında değildir. Buradaki maksat, imana daha çabuk ve daha kolay cevap vermeleridir. “Biz Hristiyanlarız” diyenler, Nâsıra adı verilen bir yerin halkıydılar. “Onların içinde keşişler ve rahipler bulunmasından dolayıdır” ifadesi, kendilerini ibadete vermiş, manastırlarda yaşayan kimseleri ifade eder. “Onlar büyüklük taslamazlar” yani imanı kabul etmekten kibirlenmezler.
Bu ayet, İncil ehlinin müminlerinden kırk kişi hakkında nazil olmuştur. Bunların otuz iki kişisi Habeşistan’dan Ca‘fer b. Ebû Tâlib ile birlikte gelmiş, sekiz kişi de Şam tarafından gelmişti. Bunlar arasında Bahîrâ Rahip, Ebrehe, Eşref, İdrîs, Temâm, Kasîm, Düreyd ve Eymen bulunuyordu. Keşişler ise başlarının orta kısmını tıraş eden kimselerdi. Bunlar Peygamber’den Kur’an’ı işittikleri zaman: “Bu, Meryem oğlu İsa hakkında konuşup durduğumuz şeylere ne kadar da benziyor!” dediler. Ardından ağladılar, Allah’a ve O’nun elçilerine iman edip tasdik ettiler. Bunun üzerine bu ayet nazil oldu.
Taberi Tefsiri
Yüce Allah, Nebisi Muhammed’e şöyle buyurmaktadır: Ey Muhammed! Seni tasdik eden, sana uyan ve İslâm ehlinden olup senin getirdiğin hakikati doğrulayan kimselere karşı insanların en şiddetli düşmanları olarak Yahudileri ve müşrikleri bulacaksın. Buradaki müşriklerden maksat, Allah’tan başka ilâhlar edinip onlara kulluk eden putperestlerdir. Yine sen, Allah’a ve Resulü Muhammed’e iman edenlere sevgi ve muhabbet bakımından insanların en yakınlarının “Biz Hristiyanlarız” diyenler olduğunu göreceksin. Muhabbet, kişinin sevdiği şeye karşı duyduğu yakınlık ve sevgidir. Ayette kastedilen, Allah’ı ve Resulünü tasdik eden müminlere karşı sevgi ve yakınlık göstermeleridir. Bunun sebebi ise onların arasında keşişlerin ve rahiplerin bulunması, hak kendilerine açıkça belli olduğunda onu kabul etmekten ve ona boyun eğmekten kaçınmamaları, kibir göstermemeleridir.
Bu ayet ile onu takip eden ayetin Habeşistan’dan Resulullah’ın yanına gelen bir grup Hristiyan hakkında indiği söylenmiştir. Bunlar Kur’an’ı işittiklerinde İslâm’ı kabul etmiş, Resulullah’a uymuşlardır. Başka bir görüşe göre ise ayet, Habeşistan hükümdarı Necaşî ve onunla birlikte Müslüman olan bazı kimseler hakkında nazil olmuştur.
Muhammed b. Abdülmelik b. Ebî’ş-Şevârib’in, Abdülvâhid b. Ziyâd’ın, Hasîf’in, Saîd b. Cübeyr’den rivayet ettiğine göre Necaşî, Nebi’ye bir heyet göndermişti. Nebi onlara Kur’an okudu ve onlar Müslüman oldular. Bunun üzerine Allah onlar hakkında: “İman edenlere sevgi bakımından en yakın olanların ‘Biz Hristiyanlarız’ diyenler olduğunu mutlaka bulacaksın…” ayetini sonuna kadar indirdi. Heyet Necaşî’ye dönüp durumu haber verince Necaşî de Müslüman oldu ve ölünceye kadar Müslüman olarak kaldı. Resulullah da: “Kardeşiniz Necaşî öldü, onun cenaze namazını kılın” buyurdu. Bunun üzerine Resulullah Medine’de, Necaşî ise Habeşistan’da bulunduğu halde onun cenaze namazını kıldırdı.
Mücâhid, Allah’ın: “İman edenlere sevgi bakımından en yakın olanların ‘Biz Hristiyanlarız’ diyenler olduğunu mutlaka bulacaksın” sözü hakkında şöyle demiştir: Bunlar Cafer ve arkadaşlarıyla birlikte Habeşistan’dan gelen heyettir.
İbn Abbas’tan rivayet edildiğine göre Resulullah Mekke’de bulunduğu sırada müşriklerin eziyetlerinden dolayı ashabı hakkında endişe duydu. Bunun üzerine Cafer b. Ebî Tâlib, Abdullah b. Mesud, Osman b. Maz‘ûn ve bir grup sahabeyi Necaşî’nin bulunduğu Habeşistan’a gönderdi. Müşrikler bunu öğrenince Amr b. Âs’ı bir grupla birlikte onların peşinden gönderdiler. Müşrikler, Müslümanlardan önce Necaşî’nin yanına ulaşıp şöyle dediler: “İçimizden bir adam çıktı; Kureyş’in akıllarını ve düşüncelerini küçümsedi, kendisinin peygamber olduğunu iddia etti. Sana da bazı adamlar gönderdi ki halkını bozsunlar. Bu yüzden sana gelip onların durumunu haber vermek istedik.”
Necaşî onlara: “Eğer gelirlerse söylediklerine bakarım” dedi. Resulullah’ın ashabı gelince sarayın kapısında beklediler ve: “Allah’ın dostları için izin var mı?” diye sordular. Necaşî: “Onlara izin verin, Allah’ın dostlarına hoş geldiniz” dedi. İçeri girdiklerinde selam verdiler. Bunun üzerine müşrikler: “Ey hükümdar! Görmüyor musun, biz sana doğru söyledik. Bunlar seni senin kullandığın selamla selamlamadılar” dediler. Necaşî onlara: “Sizi benim kullandığım selamla selam vermekten alıkoyan nedir?” diye sordu. Onlar da: “Biz seni cennet ehlinin ve meleklerin selamıyla selamladık” dediler.
Necaşî daha sonra onlara: “Arkadaşınız İsa ve annesi hakkında ne söylüyor?” diye sordu. Onlar da: “O, İsa’nın Allah’ın kulu, Allah’ın Meryem’e ulaştırdığı kelimesi ve O’ndan bir ruh olduğunu söyler. Meryem hakkında da onun iffetli ve bakire olduğunu söyler” dediler. Bunun üzerine Necaşî yerden bir çöp alarak: “Arkadaşınızın İsa ve annesi hakkında söylediklerine, şu çöp kadar bile ilave yoktur” dedi. Bu söz müşriklerin hoşuna gitmedi ve yüzleri değişti.
Sonra Necaşî onlara: “Size indirilmiş olan şeylerden bir şey biliyor musunuz?” diye sordu. Onlar da: “Evet” dediler. Bunun üzerine okumalarını istedi. Onlar okuyunca orada bulunan keşişler, rahipler ve diğer Hristiyanlar okunanları tanıdılar; hakkı bildikleri için gözlerinden yaşlar boşaldı. Bunun üzerine Allah şöyle buyurdu: “Bu, onların arasında keşişler ve rahipler bulunmasından ve onların büyüklük taslamamalarından dolayıdır. Resule indirileni işittikleri zaman…” (Mâide 82-83).
Süddî şöyle demiştir: Necaşî, Resulullah’a Habeşistan’dan on iki kişi gönderdi. Bunların yedisi keşiş, beşi rahipti. Resulullah’ın yanına gelip Allah’ın indirdiklerini dinlediklerinde ağladılar ve iman ettiler. Bunun üzerine Allah onlar hakkında: “Onlar büyüklük taslamazlar. Resule indirileni işittikleri zaman, hakkı bildiklerinden dolayı gözlerinin yaşla dolup taştığını görürsün. ‘Rabbimiz! İman ettik, bizi şahitlerle beraber yaz’ derler” (Mâide 82-83) ayetlerini indirdi. Daha sonra bunlar Necaşî’ye döndüler. Necaşî de onlarla birlikte hicret etmek üzere yola çıktı fakat yolda vefat etti. Resulullah ve Müslümanlar onun cenaze namazını kıldılar ve onun için bağışlanma dilediler.
Atâ, “İman edenlere sevgi bakımından en yakın olanların ‘Biz Hristiyanlarız’ diyenler olduğunu mutlaka bulacaksın” ayeti hakkında şöyle demiştir: Bunlar, mümin muhacirler Habeşistan’a geldiklerinde iman eden Habeşli kimselerdir.
Başka bazıları ise bunun, İsa’nın getirdiği şeriat üzere bulunan ve Allah’ın Resulü Muhammed’i göndermesi üzerine ona iman eden kimselerin vasfı olduğunu söylemişlerdir. Katâde şöyle demiştir: “İman edenlere sevgi bakımından en yakın olanların…” ayetinden “Bizi şahitlerle beraber yaz” (Mâide 83) kısmına kadar olan bölüm, Ehl-i Kitap’tan olup İsa’nın getirdiği hak şeriat üzerinde bulunan, ona iman eden ve ona bağlı kalan kimseler hakkındadır. Allah Nebisi Muhammed’i gönderince de onu tasdik etmiş, ona iman etmiş ve getirdiği şeyin hak olduğunu anlamışlardır. Allah’ın onlar hakkındaki övgüsü işte budur.
Bana göre bu hususta doğru olan görüş şudur: Allah Teâlâ, “Biz Hristiyanlarız” diyen bir topluluğun vasfını anlatmış ve Nebisinin onları Allah’a ve Resulüne iman edenlere karşı insanların en sevgi doluları olarak bulacağını haber vermiştir. Ancak Allah bize onların isimlerini açıkça bildirmemiştir. Bununla Necaşî’nin arkadaşları kastedilmiş olabilir. Yahut İsa’nın şeriatı üzerinde bulunup İslâm’a yetişen, Kur’an’ı işitince onun hak olduğunu anlayan ve ona karşı kibir göstermeyerek Müslüman olan kimseler kastedilmiş olabilir.
Allah’ın: “Bu, onların arasında keşişler ve rahipler bulunmasından dolayıdır” sözü ise, Allah’ın vasıflarını anlattığı bu kimselerin müminlere olan yakın sevgilerinin sebebinin aralarında keşişler ve rahipler bulunması olduğunu ifade etmektedir. “Kıssîsîn” kelimesi “kıssîs”in çoğuludur. Bunun çoğulu bazen “kusûs” şeklinde de gelir. Çünkü “kass” ile “kıssîs” aynı anlamdadır. İbn Zeyd ise “kıssîsîn” hakkında: “Bunlar onların ibadet ehli olan kimseleridir” demiştir.
“Ruhbân” kelimesi ise hem tekil hem çoğul olarak kullanılabilir. Çoğul kabul edildiğinde tekili “râhib” olur. Râhib, Allah’tan korkan kimse anlamındadır. Bu durumda “ruhbân”, “râkib-rukbân” ve “fâris-fursân” örneklerinde olduğu gibi çoğul olur. Arap şiirinde de bu kullanım görülmektedir.
Kelime bazen tekil olarak da kullanılabilir. Bu durumda çoğulu “rehâbîn” veya “rehâbine” şeklinde gelir. Arap dilinde buna dair şiir örnekleri de bulunmaktadır.
Müfessirler, “Bu, onların arasında keşişler ve rahipler bulunmasından dolayıdır” ifadesinin kimleri kastettiği konusunda farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. İbn Abbas’tan gelen bir rivayete göre bunlar, İsa b. Meryem’in davetine cevap veren ve onun şeriatine uyan kimselerdi. Başka rivayetlerde ise bunun Necaşî’nin Resulullah’a gönderdiği heyet olduğu belirtilmiştir. Ebû Sâlih’in rivayetine göre bunlar Habeşistan’dan gelen altmış iki, altmış altı veya altmış yedi kişiydi ve her biri bir manastır sahibi olup yünden elbiseler giyiyorlardı.
Saîd b. Cübeyr’den gelen bir rivayette Necaşî, Nebi’ye kendi seçkinlerinden elli veya yetmiş kişi göndermiş, onlar Kur’an’ı dinleyince ağlamışlar ve ayette övülen kimseler bunlar olmuştur. Yine Saîd b. Cübeyr’in başka bir rivayetine göre bunlar Necaşî’nin, kendi ve halkının Müslüman olduğunu bildirmek üzere gönderdiği elçilerdi. Yetmiş kişiydiler ve seçkinlerin en seçkinleri arasından seçilmişlerdi.
Bunlar Resulullah’ın yanına girdiler. Resulullah onlara Yâsîn sûresini okudu: “Yâsîn. Hikmet dolu Kur’an’a andolsun…” (Yâsîn 1-2). Bunun üzerine ağladılar ve hakkı tanıdılar. Allah da onlar hakkında: “Bu, onların arasında keşişler ve rahipler bulunmasından ve onların büyüklük taslamamalarından dolayıdır” ayetini indirdi. Yine onlar hakkında: “Kendilerine bundan önce kitap verdiğimiz kimseler buna da iman ederler”den başlayıp “Sabretmelerinden dolayı ecirleri kendilerine iki defa verilir”e kadar olan ayetleri indirdi (Kasas 52-54).
Bu hususta bize göre doğru olan görüş şudur: Allah Teâlâ, müminlere karşı sevgileri sebebiyle övdüğü bu Hristiyan topluluğun böyle oluşunun nedenini açıklamaktadır. Çünkü onların arasında manastırlarda ve ibadet yerlerinde yoğun şekilde ibadet eden, nefislerini Allah için terbiye eden kimseler bulunuyordu. Ayrıca kitaplarını bilen ve onları okuyan âlimler de vardı. Bu yüzden hakkı tanıdıklarında ona karşı tevazu gösteriyor, gerçek kendilerine açıklanınca onu kabul etmekten kibirlenmiyorlardı. Çünkü onlar din sahibi, dinlerinde gayretli ve Allah yolunda kendilerine karşı samimi davranan insanlardı. Onlar, peygamberleri öldürmeye alışmış, Allah’ın emir ve yasaklarına karşı çıkmış ve Allah’ın kitaplarında indirdiği vahyi tahrif etmiş Yahudiler gibi değillerdi.
Hz.Ateist Tefsiri
Henüz eklenmedi…