"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Maide 75

Mesih, Meryem oğlu olmaktan başka bir şey değildir. Ondan önce de birçok peygamber gelip geçmiştir. Annesi de dosdoğru bir kadındı. Her ikisi de yemek yerlerdi. Bak, onlara ayetleri nasıl açıklıyoruz; sonra bak, nasıl da haktan çevriliyorlar!

Okunuşu ve Kelime Anlamı
Mel mesihu ibnu meryeme (Meryem oglu Mesih) illa rasul (ancak bir elcidir) kad halet min kablihir rusul (ondan once de elciler gelip gecmistir) ve ummuhu siddika (annesi de dosdogru bir kadindi) kana ye’kulani taam (ikisi de yemek yerlerdi) unzur (bak) keyfe nubeyyinu (nasil acikliyoruz) lehumul ayat (onlara ayetleri) summe unzur (sonra yine bak) enna yu’fekun (nasil cevriliyorlar)

Mukatil Tefsiri
Allah Teâlâ İsa hakkında şöyle buyurdu: “Meryem oğlu Mesih ancak bir elçidir. Ondan önce de elçiler gelip geçmiştir.” Yani İsa da kendisinden önce gelip geçmiş peygamberlerden biridir.

“Annesi de dosdoğru bir kadındı.” Yani mümin bir kadındı. Bu, Allah Teâlâ’nın: “Şüphesiz o dosdoğru bir peygamberdi.” (Meryem 56) buyruğundaki anlam gibidir; yani iman eden bir peygamberdi. Meryem’e Cebrâil geldiğinde: “Ben ancak Rabbinin elçisiyim.” (Meryem 19) demiş ve ona karnında Mesih’in bulunduğunu haber vermişti. Bunun üzerine Meryem Cebrâil’e iman etmiş, Meryem oğlu Mesih’i tasdik etmişti. Bu sebeple ona “sıddîka” adı verildi. O sırada Beytülmakdis’teki mihrabında bulunuyordu.

“İkisi de yemek yerlerdi.” Eğer ikisi ilâh olsalardı yemek yemezlerdi. Çünkü yemek yemek yaratılmışların özelliğidir.

“Bak, onlara ayetleri nasıl açıklıyoruz.” Yani ey Muhammed! İsa ve Meryem hakkında delilleri nasıl açıkladığımıza bak. Onların yemek yemeleri, ilâh olmadıklarının açık delilidir. Çünkü ilâhlar yemek yemezler.

“Sonra bak, nasıl da çevriliyorlar!” Yani bunca açıklamadan sonra nasıl yalan söylüyorlar ve hakikatten nasıl yüz çeviriyorlar? Allah Teâlâ böylece kendisinin tek ilâh olduğunu onlara bildirmiştir.

Taberi Tefsiri
Bu, Allah’ın, Mesih hakkındaki sözleri sebebiyle Hristiyan fırkalarına karşı Peygamberi için ortaya koyduğu bir delildir. Allah, Yakubîlerin “Mesih Allah’tır” şeklindeki sözlerini ve diğerlerinin “O, Allah’ın oğludur” şeklindeki iddialarını yalanlayarak buyuruyor ki: Mesih hakkında bu kâfirlerin söyledikleri doğru değildir. O, Meryem’in oğludur; annelerin çocuklarını doğurduğu gibi doğurulmuştur. Bu ise insanlara ait bir özelliktir, insanları yaratanın özelliği değildir. O sadece Allah’ın bir elçisidir. Ondan önce de birçok peygamber gelip geçmiş, görevlerini yerine getirip vefat etmişlerdir. Allah, onun eliyle de diğer peygamberlerin elleriyle gerçekleştirdiği gibi birtakım mucizeler ve ibret verici deliller ortaya koymuştur. Bunlar, onun doğruluğuna ve Allah tarafından gönderilmiş bir elçi olduğuna delil olsun diyedir. Nitekim önceki peygamberlerin ellerinde gerçekleşen mucizeler de onların Allah’ın gerçek elçileri olduklarının deliliydi.

“Annesi de sıddîka idi” buyruğunun anlamı şudur: Mesih’in annesi son derece doğru, doğruluğu tasdik edilmiş bir kadındı. “Sıddîka” kelimesi doğruluk anlamındaki “sıdk” kökünden gelir. Aynı şekilde “sıddîk” da doğrulukla nitelenen kimse demektir. Allah’ın “sıddîklar ve şehitler” buyruğunda da bu anlam vardır. Ebû Bekir’e verilen “Sıddîk” lakabının da doğruluğu sebebiyle verildiği söylenmiştir. Bir başka görüşe göre ise Peygamber’in bir gecede Mekke’den Beytülmakdis’e gidip döndüğünü tereddütsüz tasdik ettiği için bu isimle anılmıştır.

“Her ikisi de yemek yerlerdi” buyruğu ise Allah’ın Mesih ve annesi hakkında verdiği bir haberdir. Her ikisi de bedenlerinin ayakta kalması için yiyecek ve içeceğe muhtaçtı. Âdemoğullarının diğer fertleri gibi beslenmek zorundaydılar. Böyle olan bir kimsenin ilah olması mümkün değildir. Çünkü gıdaya muhtaç olanın varlığını sürdürebilmesi başka bir şeye bağlıdır. Başkasına muhtaç olmak ve onunla ayakta durabilmek açıkça acziyet göstergesidir. Aciz olan ise rab değil, terbiye edilen ve yönetilen bir kul olabilir.

“Bak, onlara ayetleri nasıl açıklıyoruz; sonra bak, nasıl da çevriliyorlar!” buyruğunun tefsiri şudur: Allah, Peygamberine hitaben, “Ey Muhammed! Şu Yahudi ve Hristiyan kâfirlere ayetleri, yani onların Allah’ın peygamberleri hakkındaki sözlerinin batıl olduğunu, Allah’a iftira ederek O’na evlat isnat etmelerinin yanlışlığını ve yaratılmışlardan bazılarını rab ve ilah kabul etmelerinin geçersizliğini gösteren delilleri nasıl açıkladığımıza bak” buyurmaktadır. Buna rağmen onlar yalanlarından vazgeçmemekte, batıl sözlerini terk etmemekte, Rablerine karşı uydurdukları iftiralardan ve büyük cehaletlerinden geri dönmemektedirler. Oysa mazeretlerini ortadan kaldıran kesin deliller kendilerine ulaşmıştır.

Ardından Allah, Peygamberine tekrar hitap ederek: “Sonra bak, nasıl çevriliyorlar!” buyurur. Yani: “Onlara sözlerinin batıl olduğunu gösteren bu kadar açık deliller ortaya koyduğumuz hâlde, hangi yöne çevriliyorlar? Kendilerine açıkladığımız bu gerçeklerden nasıl uzaklaştırılıyorlar? Kendilerini çağırdığımız hidayetten ve hakikatten nasıl sapıyorlar?”

Araplar, bir şeyden çevrilip uzaklaştırılan kimse hakkında “o şeyden ma’fûk oldu” derler. “Onu şu şeyden çevirdim” anlamında “efektuhu” ifadesini kullanırlar. Aynı şekilde “yeryüzü yağmurdan mahrum bırakıldı” anlamında da “ufiketil ard” denilir. Buradaki “yü’fekûn” ifadesi de haktan çevrilip uzaklaştırılmaları anlamındadır.

Hz.Ateist Tefsiri
Henüz eklenmedi…

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/maide-74/,https://kutsalayet.de/maide-76/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız