Havariler demişti: “Ey Meryem oğlu İsa! Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?” O da demişti: “Eğer mü’minseniz, Allah’tan korkun.”
Diyanet Vakfı
Hani havariler «Ey Meryem oğlu İsa, Rabbin bize gökten, donatılmış bir sofra indirebilir mi?» demişlerdi. O, «Îman etmiş kimseler iseniz Allahtan korkun» cevabını vermişti.
Kurtubi Tefsiri
Hani, havariler: “Ey Meryem oğlu Îsa, Rabbin gökten bize bir sofra indirebilir mi?” demişlerdi. O: “Eğer îman edenlerdenseniz Allah’tan korkun” demişti.
Yüce Allah’ın:
“Hani havariler: Ey Meryem oğlu Îsa… demişlerdi” âyetinin i’rabı, az önce geçen (110. âyetin baş tarafının) i’rabı gibidir.
” Rabbin…. ebilir mi” âyetinin, Kisaî, Ali, İbn Abbâs, Saîd b. Cübeyr ve Mücahid tarafından kıraati; ebilir misin” şeklinde “te” ile ve; “Rabbin kelimesi de nasb ile okunmuştur. Ayrıca el-Kisâî; “soru edatının “lâm” harfini, daha sonra gelen “te” harfine idğam etmiştir. Diğerleri ise, “te” yerine “ye” ile ve; “Rabbin” kelimesini de merfu’ olarak okumuşlardır. Ancak bu kıraatin açıklanması birinçişinden daha zordur. es-Süddî der ki: (“te”li okuyuşa göre) âyetin anlamı şudur: Sen, Rabbinden üzerimize bir sofra indirmesini isteyecek olursan, Rabbin sana itaat eder mi? Buna göre; Edebilir” âyeti, “İtaat eder anlamındadır. Nitekim; Duasını kabul etti, isteğini yerine getirdi, kipinin (karşılık verdi, cevap verdi anlamına) kullanıldığı olmaktadır. İşte burada da (….. Güç yetirdi: İtaat etti) anlamındadır.
Âyetin anlamının: “Rabbin güç yetirebilir mi” anlamında olduğu da söylenmiştir. Ancak, böyle bir soru, onların yüce Allaha dair bilgileri sağlamlaşmadan önce, işin başında vukua gelmişti. Bundan dolayı Hazret-i Îsa, onların bu yanlışlıkları ve yüce Allah hakkında câiz olmayan bir şeyi câiz kabul etmeleri üzerine: “Eğer îman edenlerdenseniz Allah’tan korkun” demiş idi. Yani, yüce Allah’ın kudretinde hiçbir şüpheye düşmeyin, demişti.
Derim ki: Ancak bu açıklamanın, tartışılır bir yönü vardır. Zira Havariler, peygamberlerin en yakın ve gözde adamları, onların en samimi ve onlara en yakın yardımcı olan kimselerdir. Nitekim, Hazret-i Îsa: “Allah’a giden yolda benim yardımcılarım kimlerdir” dediğinde, “Havariler, Allah’ın (dininin) yardımcıları bizleriz” demişlerdi. (es-Saff, 61/14) Hazret-i Peygamber de: “Her bir peygamberin bir havarisi vardır. Benim havarim ise ez-Zübeyr’dir.” diye buyurmuştur. Buhârî, Cihât, 40, 41, 135, Fedailu Ashâbi’n-Nebiyy 13, Meğâzi 29; Müslim, Fedaulu’s-Sahâbe 48; İbn Mâce, Mukaddime 11; hadîs no: 122; Müsned, 89, 102, 103, III, 307, 3143J8, 365.
Bilindiği gibi peygamberler -Allah’ın salât ve selâmı üzerlerine olsun- yüce Allah hakkında vacib câiz ve imkânsız olan şeyleri öğretmek, bütün bunları da ümmetlerine tebliğ etmek üzere gelmişlerdir. Peki bu husus, peygamberlerin gözde ve özel adamları için yüce Allah’ın kudretini bilmeyecek kadar nasıl gizli kalabilir? Şu kadar var ki, şöyle demek de mümkündür; 6u ifadeler, onlarla beraber bulunan kimselerden sadır olmuştur. Nitekim, bazı cahil bedevi Araplar, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’a :Bunların (silahlarını astıkları ve tapındıkları) Zatu Envât diye bir ağaçları olduğu gibi, bize de bir Zatu Envât yap, demişlerdi. Tirmizî, Fiten 18; Müsned, V, 218. Yine, Hazret-i Mûsa’nın kavminden bazı kimseler:
“Bunların bir takım tanrıları bulunduğu gibi, sen de bizim için bir tanrı yap” (el-A’raF, 7/138) demişlerdi. Nitekim, ileride buna dair açıklamalar, yüce Allah’ın izniyle el-A’raf sûresinde (belirtilen ayet-i kerimenin tefsirinde) gelecektir.
Şöyle de denilmiştir: Bu, istekte bulunanlar şanı yüce Allah’ın bu işe güç yetirebileceğinde şüpheye düşmemişlerdi. Çünkü bunlar mü’min, Allah’ı bilen ve tanıyan kimselerdi. Onların bu ifadeleri, senin bir kimseye, bu işe güç yetire bileceğini bilmenle birlikte, filan kişi gelebilir mi demen kabilindendir. O takdirde mana: Bunu yapar mı ve benim bu isteğimi yerine getirir mi şeklinde olur. Bu istekte bulunanlar, şanı yüce Allah’ın buna da başka şeylere de güç yetirebildiğini, hem delâlet yoluyla, hem peygamberlerinin verdiği haber yoluyla, hem de akılları yoluyla biliyorlardı. Ancak, bunu bir de gözleriyle görerek (ayne’l yakin) de aynı şekilde bilmek istemişlerdi. Tıpkı İbrahim (sallallahü aleyhi ve sellem)’in -önceden de geçtiği üzere-:
“Rabbim, bana ölüleri nasıl dirilttiğini göster” (el-Bakara, 2/260.) dediği gibi. Halbuki Hazret-i İbrahim bunu, bu konudaki haber ve aktf yoluyla elde ettiği bilgilerle bilmişti. Bununla birlikte herhangi bir şüphe ve tereddüdün müdahale etmediği gözleriyle görerek bilmek istemişti. Zira, mantıkî yoldan elde edilen bilgi ile haber yoluyla elde edilen bilgi hakkında şüphe sözkonusu olabilir ve itirazlar yöneltilebilir. Ancak, gözle görülerek elde edilen bilgi hakkında bunların herhangi birisi sözkonusu olmaz. Bundan dolayı havariler de tıpkı Hazret-i ibrahim’in:
“Fakat kalbimin yatışması için istiyorum” (el-Bakara, 2/260) dediği gibi, onlar da: “Kalplerimiz yatışsın,., diye” demişlerdi.
Derim ki: Bu, güzel bir te’vildir. Fakat, bundan da daha güzel te’vil şudur: Bu sözleri, havarilerle birlikte olanlar söylemişlerdi- -İleride açıklanacağı üzere-. İbnü’l-Arabî, “el-Mustatî; Güç yetîren”i yüce Allah’ın isimleri arasında sayar. Ve şöyle der; Bunun, isim olarak kullanıldığı ne Kitapta ne sünnette vârid değildir. Fakat bu, yüce Allah’ın fiili olarak varid olmuştur Daha sonra da havarilerin: “Rabbin… indirebilir mi” sözlerini zikreder. Ancak, İbnü’l-Hassâr, “Şerhü’s-Sünne” adlı eserinde ve başkalarında onun bu görüşünü reddetmiştir. İbnül-Hassâr der ki: Şanı yüce Allah’ın, havarilerin Hazret-i Îsa’ya söylediklerini haber verdiği: “Rabbin.., indirebilir mi” ifadesinde, Rabbin güç yetirebilmesînde şüphe sözkonusu değildir. Bu, ince bir şekilde soru sormak ve yüce Allah’a karşı edeptir. Zira, mümkün olan her bir gey, ezelî ilminde mutlaka vuku bulacaktır ve herkes için vaki olacaktır, diye bir şey sözkonusu değildir. Havariler ise, Hazret-i Îsa’ya îman edenlerin en hayırlıları idiler.
Yüce Allah’ın, mümkün olan her birşeye güç yetirebileceğinin onlar tarafından bilinmemesi nasıl zannedilebilir. Güç yetirebilir mi?” âyetinin ” İle (yapabilir misin) şeklindeki kıraatine gelince, şöyle denilmiştir: Yani, Rabbinden böyle bir istekte bulunabilir misin. Bu, Âişe ve Mücahid’in -Allah ikisinden de razı olsun- görüşüdür. Âişe (radıyallahü anha) dedi ki: Bu havariler: “Rabbin güç yetirebilir mi?” demeyecek kadar yüce Allah’ı bilen kimseler idi. Ama onlar: “Sen, Rabbinden dileyebilir misin” demişlerdi. Yine Hazret-i Âişe’den şöyle dediği rivâyet edilmiştir: Havariler, şanı yüce Allah’ın sofra indirmeye kadir olduğunda şüphe etmiyorlardı. Ama onlar, “Rabbin İndirebilir mi” değil de; “Sen, Rabbinden istiyebilir misin?” demişlerdi.
Muâz (b. Cebel) dedi ki: Ben, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’ı defalarca “te” harfi :Rabbinden isteyebilir misin?” diye okuduğunu işitmişimdîr.
ez-Zeccâc da der ki: Yani, istediğin bu hususta, Rabbinin isteğini yerine getirmesini istiyebilir misin? Anlamının şöyle olduğu da söylenmiştir: Rabbine bu hususta dua edip O’ndan dilekte bulunabilir misin? İkisinin de anlamı birbirine yakındır, fakat bir mahzuf takdiri de kaçınılmazdır. Yüce Allah’ın:
“O kasabaya sor” (Yûsuf, 12/82.) âyetinde olduğu gibi. Ancak, “te” “ye” ile okuyuşta herhangi bir ifadenin hazfedildiğini söylemeye gerek yoktur.
“Eğer îman edenlerdenseniz” Yani, eğer sizler, Ona ve benîm getirdiklerime îman eden kimseler iseniz. -Çünkü size, yeteri kadar âyetler, mucizeler gelmiş bulunmaktadır-
“Allahtan korkun demişti” O’na isyan etmekten ve çokça isteklerde bulunmaktan sakının. Çünkü sizler bu mucizeleri istemeniz halinde başınıza neler geleceğini bilemezsiniz. Zira yüce Allah, kulları için daha uygun olanı yapar.