Kurban bayramında tekbir getirilmesinin meşruiyetinde ihtilaf yoktur. Âlimler, yalnızca bu tekbirlerin süresi hakkında ihtilaf etmişlerdir. İmam Ahmed’e göre, bu tekbirler Arefe günü sabah namazında başlar ve teşrik günlerinin sonuncusunun ikindi namazına kadar devam eder. Bu görüş Sevri, İbn Uyeyne, Ebu Yusuf, Muhammed, Ebu Sevr ve bazı görüşlerine göre İmam Şafiî’ye aittir. Çünkü Cabir’den gelen rivayette şöyle denir: “Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), Arefe sabah namazında tekbir almaya başladı ve teşrik günlerinin son ikindi namazına kadar bu tekbirler devam etti.” Bu konuda sahabenin icması da yer almaktadır.
Ebu Hanîfe’ye göre ise tekbirler, Arefe sabahından kurban günü ikindi namazına kadardır. Çünkü Yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanlar üzerine belli günlerde Allah’ın ismini ansınlar.” (Hac Suresi: 28) Buradaki “belli günler”den maksat, Zilhicce’nin ilk on günüdür. Mezhep içi icmaya göre, Arefe gününden önce tekbir alınmaz; bu durumda yalnızca Arefe ve kurban günü tekbir getirilmesi gerekir.
İmam Mâlik ve İmam Şafiî’nin meşhur görüşüne göre ise tekbirler, kurban bayramı günü öğle namazında başlar ve teşrik günlerinin son sabah namazına kadar devam eder. Çünkü insanlar bu konuda hac yapanlara uyar. Hacılar, ilk şeytan taşlamasıyla birlikte telbiyeyi keser ve kurban günü taş atarak tekbir getirirler. Sonrasındaki ilk namaz öğle namazıdır. Son tekbir ise, teşrik günlerinin üçüncü gününde Mina’da kılınan sabah namazında sona erer.
“Allah ‘ın kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanlar üzerine belli günlerde Allah ‘ın ismini ansınlar.” (Hac Suresi: 28) ayetine gelince, bundan kasdedilenin, hediyelik ve kurbanlıklar . . . üzerinde Yüce Allah’ı anmak ve zikretmek olduğu şeklinde cevap verilmiştir. Şayet onların bu açıklamaları doğru ise kuşkusuz bilinmelidir ki Yüce Allah: “Sayılı günlerde (eyyam-ı teşrikte telbiye ve tekbir getirerek) Allah ‘ı anın . . .” (Bakara Suresi: 203) buyurmuştur. Bu sayılı günler ise teşrik günleridir ve bunlarda da yine (tekbirlerle) amel edilmektedir. Ama ihramlı olanlara gelince, onlar kurban günü öğle namazında tekbir getirirler; çünkü onlar öncesinde telbiye getirmekle meşgul idiler. Ancak muktezanın varlığı sebebiyle ve haklarında kısıtlayıcı bir durum olmadığı (yani hacı olmadıkları) için, hacıların dışındakiler ise Arafe gününden olmak üzere tekbirlere başlarlar. Onların: “İnsanlar hacılara tabidirler” sözlerine gelince, bu, delilden yoksun ve kimseden işitilmemiş mücerret bir iddia dan öteye geçmez.
Tekbirin sıfatı şöyledir: “Allahuekber, Allahuekber, La ilahe illallahu vallahuekber, Allahuekber ve lillahi ‘l Hamd.” Bunu, Sevri, Ebu Hanife ve İshak söylemiştir. İmam Malik ve İmam Şafü ise; tekbirin şekli üç defa: “Allahuekber, Allahuekber, Allahuekber.” şeklinde demektir. İmam Ahmed’ den meşhur olarak geldiğine göre cemaat, farz namazların peşine tekbirleri getirir. Bu, Sevri ve Ebu Hanife’nin mezhebidir. Çünkü bu noktada İbn Ömer’ in bir pratiği de bulunmaktadır. İbn Mesud’un kavline gelince; “Tekbir sadece cemaatle namaz kılanlar için gerekir.” şeklindedir. Bu iki sahabeye muhalefet eden bir sahabe çıkmamıştır, o halde bu bir icma halini almış oldu.
İmam Ahmed’den nakledildiğine göre; tek başına dahi olsa kişi farz için tekbir getirir. Bu, İmam Malik’ in mezhebini de oluşturmaktadır. İmam Şafü ise şöyle der: Farz olsun, tek olarak kıldığı nafile olsun yahut da cemaatle kıldığı bir namaz olsun peşine tekbir alır.
Zikredilenler konusunda yolcular da mukim olanlar gibidir. Aynı şekilde kadınlar da cemaatle namaz kılarken tekbir getirirler. Tek başına namaz kılarken, tekbir getirmelerinde -erkeklerde olduğu gibi- iki görüş gelmiştir. Bunun yanında kadınlar, tekbir getirirken, erkekler duymasın diye seslerini kısmaları gerekmektedir.
İmam Ahmed’ den gelen diğer bir rivayete göre; kadınlar tekbir getirmezler. Çünkü tekbir, sesli olarak yerine getirilmesi meşru bir zikirdir; dolayısıyla -ezan gibi- kadınlar hakkında meşru değildir.
Namazın bir bölümüne yetişmiş (mesbuk) kişi de aynı şekilde namazından kaçırdığını kılıp tamamlamasıyla tekbir alır. Bu, ilim adamlarının çoğunluğunun görüşüdür. Şayet namaz kılan kişi, selam verdikten sonra sehiv secdesi yapacak durumda olursa, secdesini yapar ardından da tekbir getirir. Bunu, Sevri, İmam Şafii, İshak ve Rey ashabı söylemiştir. elMuvaffak; bu noktada ihtilaf edeni bilmiyorum, demiştir.