"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Korku namazının sıfatı

Korku, imam ve ona uyan hepsi hakkında rekat sayısını etkilemez. Bu durumda, kısaltılması mübah olan bir sefer (savaş durumu) olursa, (imam) her bir topluluğa (müfrezeye) iki rekat namaz kıldırır ve her topluluk, tek başına geri kalan kısmını tamamlarlar. Öyleyse imam ilk taifeye bir rekat namaz kıldırır, Fatiha suresi ile bir zammı sureyi okumakla da diğerleri namazı tamamlarlar. Sonra o taife gider nöbet tutar, düşmanla karşılaşmış (savaşmış) diğer topluluk gelir, onlara da bir rekat namaz kıldırır ve Fatiha suresi ile bir zammı sureyi okumakla da diğerleri namazı tamamlarlar. Teşehhüd tamamlanıncaya değin de imam kendi teşehhüdünü uzatır ve onlar için (namazı bitirip) selam verir.

Bunun caiz oluşu ancak birtakım şartlara bağlıdır. Bunlardan birisi; düşmanla sıcak bir savaş ortamının olması ve diğeri de düşmanların hücum etmelerinden emin olunamaması durumudur. Onlara namazı kıldırırken onu biraz hafif tutması müstehaptır. Çünkü korku namazının konumu icabı zaten, onu hafif kılmaktır. Aynı şekilde ayrılıp yalnız başına namazı kılan taife de hafif (kısa) bir sure okur ve ayakta (öbürünü) karşılayıncaya kadar yerinden ayrılmaz. Çünkü ayağı kalkış hep beraber yapılacağından dolayı imamdan önce o taifenin ayrılıp gitmesine hacet yoktur. Çünkü ayrılıp gitmek, yalnız bir mazeret söz konusu olunca caizdir. (İmam,) bu arada onlar kavuşup yetişsinler diye, bekleme durumunda okumayı uzatır.

Şayet onlar gelmeden önce okumaya başlayacak olur, sonra geldikleri vakit rükuya gidecek olursa ya da öncesinde imamın rükusuna onlar kavuşacak olurlarsa, imamla birlikte rüku ederler ve bu durumda -sünneti terk etmeleriyle beraber- kıldıkları o rekat sahih olur. Teşehhüd için oturmuş olursa, onlar ayağı kalkarlar ve diğer rekatı kılarlar. (İmam) teşehhüdü birtakım dua ve tesbihlerle uzatır ki ona taife yetişmiş olsun, peşine teşehhüd yaparlar sonra imam onlar adına selam verip (namazı bitirir.)

İmam Malik der ki: İmamla birlikte teşehhüd yaparlar. İmam selam verince de onlar ayağı kalkarlar ve -namazın bir bölümünü kaçıran mesbuk gibi- kaçırdıkları kısmını eda ederler. Ancak önceki geçen açıklamalar daha evladır. Çünkü Yüce Allah:
“Sonra henüz namazını kılmamış olan (bu) diğer taife gelip seninle beraber namazlarını kılsınlar…” (Nisa Suresi: 102)
buyurmuştur. Bu da gösteriyor ki onların tüm namazı, imamla birlikte kılacakları namazdır. Yeri geldiği vakit buna değinilecektir. Bir de ilk taife imamla beraber iftitah tekbirinin sevabına yetişmiş oldukları için, ikinci taife için imamın selam vermesi gerekir ki araları denk gelmiş olsun. Bunu, İmam Malik ve İmam Şafii söylemiştir ancak aktarılan birtakım ihtilaflar bulunmaktadır.

Bu bağlamda Salih b. Hawat’ın, “Zatu’r-Rika” savaşı meydana geldiği gün Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ile birlikte korku namazı kılan bir zattan rivayet ettiğine göre;
“Bir taife Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ile birlikte (arkasında), bir başka taife de düşmana karşı saf tutmuştu. Allah’ın Elçisi, yanındakilere bir rekat namaz kıldırmış, sonra ayakta dururken (cemaat de) kendi kendilerine namazı tamamlamışlar. Sonra namazdan çıkarak düşmanın karşısına saf bağlamışlar. (Bu sefer) öteki taife gelmiş, Allah’ın Elçisi (sallallahu aleyhi ve sellem) onlara da namazından kalan rekatı kıldırmış, sonra oturarak beklemiş, cemaat kendi kendilerine namazı tamamlamışlar, ardından Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) onlarla selam vermiştir.”
Buhari ve Müslim ittifak etmiştir. Sehl b. Hasne de buna benzer bir hadis rivayet etmiştir. Buhari ve Müslim ittifak etmiştir.

Ebu Hanife şöyle demiştir: İki taifeden birine bir rekat kıldırır; bu arada diğer taife de düşman karşısında bulunuyordur. Onlar namazda iken, ardından berikiler gelir ve imamla beraber ikinci rekatı kılarlar. Sonra imam selam verir ve taife namazda olduğu halde düşmana karşı geri döner. Bu sefer birinci taife namaz yerine gelir ve tek başına namazı kılarlar ve onda kıraat (Kur’an) okumazlar. Çünkü imama uyma hükmündedirler. Ardından düşmana karşı yönelirler ve ardından diğer taife de namaz yerine gelir ve tek başına namazı kılar ve onda kıraat da eder. Çünkü imam, namazdan, namazı bitirdikten sonra o taife ayrılmıştır; dolayısıyla bu namaz, mesbuk’un hükmü gibi olmuş olacaktır.

Bu minvalde gelen İbn Ömer’in rivayetine göre; “Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) iki taifeden birine bir rekat kıldırdı. (Bu arada) diğer taife düşman karşısında bulunuyordu. Sonra (berikiler) namazdan ayrılıp öbürlerinin yerlerine durunca bu sefer onlar geldi. Allah’ın Elçisi (sallallahu aleyhi ve sellem) onlara da bir rekat namaz kıldırdı. Selam verdi. Sonra hem berikiler hem de ötekiler birer rekat kaza ettiler.” Buhari ve Müslim ittifak etmiştir.

Onlar şöyle demişlerdir: Bu, daha evladır. Çünkü birinci görüşte, imamın namazdan ayrılmasından önce, ona uyanların ayrılabileceğinin caiz olduğu ifade edilmektedir. İkinci taife de ise imamın ayrılışı, ameller/fiiller hakkında söz konusu olmuştur.

Birinci görüşle amel etmek daha evladır. Çünkü bu, Allah’ın kitabına daha uygundur. Bunun yanında namaz ve savaş konusunda daha fazla bir ihtiyatı aşılamaktadır. Kitaba olan muvafakatına gelince, Allah (c.c.) şöyle buyurur:
“Sonra henüz namazını kılmamış olan (bu) diğer taife gelip seninle beraber namazlarını kılsınlar…”
Ayet, onların tüm namazlarını, imamla birlikte kılacaklarını gerektirmiş oluyor. Halbuki Ebu Hanife’ye göre imam ile birlikte sadece bir rekat kılarlar. “Henüz namazını kılmamış olan” buyruğunun mefhumundan anlaşılan ise “birinci taifenin” tüm namazını kılmış oldukları yönündedir. Onun (Ebu Hanife’nin) görüşüne göre ise o namazın yalnız bir bölümünü kılmış oluyor.

Namazdaki ihtiyatı aşılamasına gelince; her bir taife gelip peşpeşe namazlarını kısım kısım olarak kılarken, bir grup imamla birlikte fiili olarak denk gelirken, diğer grup ise ayrılıp gidiyor ve gelip tek başına bir mesbuk gibi namazını kaza ediyor. Ona göre ise namaz içerisinde olduğu halde bir yerden başka yere yönünü çevirmiş oluyor. Kimi zaman yürüyor, kimi zaman da bineğine biniyordur… Bu ise çokça amel demektir, kıbleden yönü çevirip sırtını vermektir ki, namazın (geçerliliğini) nefyetmektedir. İki rekatın arasını çok büyük bir ayrımla nefyetmektedir.

Sonra bir de birinci taifeyi, selam verdiği halde imama uyma durumunda ve o hükümde görmektedir. Halbuki imam selam verdikten sonra, ona uymaya gelen taifenin, me’mum (uyan) olarak rekatı kılması caiz değildir.

Savaştaki ihtiyatı aşılamasına gelince; çünkü bu durumda darbe almaktan temkinli bir hal alınmış olur ve düşman tarafından göremediği olası bir tehlikeyi diğerine haber vermek, bunun yanında imamla beraber namaz kılanlara da haber vermek söz konusu olmaktadır. Bu ise onların görüşlerine göre mümkün değildir.

Bir de korku namazının hafifletme üzere bina edildiği var. Çünkü onlar, zaten buna bir ihtiyaç içerisinde bulunmaktadırlar. Onların (Hanefilerin) görüşüne göre namazın çokça uzatılması emniyet durumunda söz konusu olur. Öyleyse hafif tutma gerekçesi bulunduğu halde, korku durumunda olan bir kimseye namazı uzatmayı nasıl mükellef kılabilirler?

İmamın bir özre binaen ayrılması ise caizdir, hatta -iki görüşe göre- kaçınılmaz bir durum dahi olabilir. Şayet imam, onlara Ebu Hanife’nin mezhebinde olduğu gibi namazı kıldıracak olursa, bu caizdir; ancak evla ve en güzel olanı terketmiş sayılır. Bunu, İbn Cerir ve Şafii ashabından bazıları söylemiştir.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/korku-havf-namazi/,https://kutsalayet.de/hazarda-kilinan-korku-namazi/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız