Kira, her iki taraftan olmak üzere gereklilik ve bağlayıcılık ifade eden bir akittir ve taraflardan birisinin (kafasına göre) feshetme hakkı yoktur. Bunu, İmam Malik, İmam Şafii ve rey ashabı söylemiştir. Çünkü bu, karşılıklı ivaza (pahaya, değere ve karşılığa) dayanan bir muameledir; dolayısıyla alışveriş gibi bağlayıcı bir akit özelliğindedir. Bunun yanında kira, bir alışveriş türüdür ve “sarf” ile “selem” akitlerinin özel bir isme haiz oldukları gibi, “kira”nın da özel bir ismi bulunmaktadır.
Ebu Hanife ve ashabı ise şöyle demişlerdir: Nefsi zatında bir özre binaen kiracının akdi feshetme hakkı vardır. Mesela hac yapmak için bir deveyi kiralaması halinde, devenin hastalanması, dolayısıyla yola çıkamaması yahut parasını zayi etmesi veyahut bir keten (elbise) dükkanı kiralaması durumunda eşyaları (yangın sebebiyle) yanıp kül olması vb. gibi. Zira bu tür hallerde baş gösteren özür sebebiyle, üzerinde akdedilen faydalar da etkilenip, özür hükmüne dahil olurlar. O zaman da kiracının akdi feshetme hakkı gündeme gelir, tıpkı bir köleyi kiralaması halinde, kölenin kaçıp gitmesi gibi kabul edilir.
Şöyle cevap verilmiştir: Eğer özür sebebiyle kiracının akdi feshetmesi caiz olursa, o takdirde kiraya verenin de özre binaen, iki akit sahibi arasında tesviyede bulunması ve bu iki akit sahibi arasında baş gösteren zararı ortadan kaldırması da caiz olurdu. Bu sebeple caiz olmaz. Burada da aynı şekilde caiz değildir. Kölenin kaçması konusuyla da farklılık göstermektedir. Çünkü bu, bizzat üzerinde akdedilen konu hakkında bir özür sayılır.
Kira akdinin bağlayıcı olması, mal sahibinin ücreti vermeye sahip olmasına ve kiracının da söz konusu faydaları elde etmesine götürmektedir. Buna göre süresi bitmeden evvel kiracı kira akdini feshedecek olur ve kendi isteğine göre de bu faydaları terk edecek olursa, kira akdi fesholmaz, ücreti ise alma hakkı doğar, bağlayıcı olur; bu faydalardan teşekkül eden malı da kaybolmaz. Bu, tıpkı bir şeyi satın alıp, elde etmesi, sonrasında ise onu terk edip bırakmasına benzemektedir.
Mal sahibinin bu faydalar hakkında tasarrufta bulunması caiz olmaz. Çünkü bunlar, başkasına ait mal sayıldığından, bu yönüyle bir satıcının, sattığı malda tasarruf edememesine benzer. Bunda tasarruf edecek olursa, bakılır: Eğer bu, süresi bitmeden önce kiracının ilk olarak icra ettiği durumunu oluşturmuşsa, mesela bir seneliğine kiraladığı evde bir ay kalıp, sonrasında evi terk etmesi baş göstermişse, bu durumda ev sahibi de senenin kalan kısmında kendisi oturur yahut başkasına kiraya verirse, o takdirde -mal sahibinin ifasına göre- bu akdin fesholması muhtemel olur. Zira bu, kiracının elde ettiği malı kabzetmeden evvel başkası tarafından tasarruf edilmesi demek olur. Muhtemeldir ki kiracı sürenin tümünün ücretini ilzam eder de bu sefer mal sahibi de oturduğu yahut tasarrufta bulunduğu kadarının ecri mislini kiracıya ödemek durumunda kalır. Çünkü bu, kiracının izni olmadan mülkünde tasarruf etmek anlamına gelir. el-Muvaffak (İbn Kudame) der ki: Evla olan da budur. Şafii mezhebinin zahir görüşü de bu yöndedir.
Mal sahibi eğer malın tesliminden önce tasarruf da bulunur yahut kira süresi bitene değin onu teslim etmekten imtina ederse, bir görüşe göre bu kira akdi fesholur. Çünkü bunu akdeden şahıs, tesliminden evvel olmak üzere üzerinde akdedilen malı telef etmiştir; dolayısıyla da akit fesholur. Tıpkı bir yiyecek maddesi satıp da teslim etmeden evvel onu telef etmeye benzer.
Şayet bir süreliğine bir gayrimenkul kiralar, bir süre onda kalır sonra da mal sahibi kiracıyı oradan çıkarır ve tüm konaklamalardan kendisini men edecek olursa, ona ücretten herhangi bir şeyi ödemesi gerekmez. Çünkü üzerinde icra edilen kira akdi bağlamında ona bir şey teslim etmediğinden dolayı, bir şeye de hak sahibi olmamıştır. Tıpkı kendisi için yirmi zira uzunluğunda çukur kazması için kiraladığı bir işçinin on zira kazması ve diğer kalan kazma işinden de menedilmesine benzemektedir.
Fakihlerin çoğu ise: Bu durumda, ona konaklayacağı miktarın ücreti verilir. Çünkü karşılıklı ivaz yoluna bağlı olarak başkasının mülkünü kullanmış olduğundan, ivazı da ödemesi gerekmektedir. Bu, tıpkı kişinin bir bölümünü kendisinin kullandığı, diğer bölümünü de mal sahibinin engellemiş olduğu satılan eşya gibi kabul edilir.
“Kiranın başka bir kira üzerine kıyas edilmesinin, kiranın alışveriş üzerine kıyas edilmesinden daha evla olduğu” şeklinde cevap verilmiştir.