Bundan önceki açıklamalarda kesmekten aciz olunan av ve hayvanlardan bahsetmiştik. Kesmeye güç yetirilebilen hayvan ve avlar ancak kesilmesi/boğazlanması şartıyla mübah olur, bunda ilim adamları arasında bir ihtilaf yoktur. Kesimin gerçekleşmesi için beş şeye ihtiyaç duyulur: Kesen şahısa, kesim aletine, kesilecek yere, kesecek organlara ve besmeleyi çekmeye.
Kesen şahısa gelince; onda iki şart aranır: Dini -ki bu da Müslüman ya da Kitap ehli olmasıdır, diğeri de aklı, yani aklının başında olması, kestiği şeyin maksadını akledip bilmesidir. Kesim aletine gelince; bunun da iki şartı vardır: Birisi ucunun sivri ya da hayvanı kesip parçalayabilecek şekilde keskin olması, aletin ağırlığı sebebiyle öldürmemiş olması, ikincisi de aletin diş ve tırnak olmamasıdır. Bu iki şart bir kesimde toplanacak olursa, o zaman kesmek mübah olur; ister alet demirden, taştan yahut da odundan olsun fark etmez. Çünkü Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) : “Kesim bol kan akıtan bir şeyle yapılır ve üzerine Allah’ın adı anılırsa onu ye. Yalnız dişle tırnak müstesna. Bunun sebebini anlatayım : Diş bir kemiktir {kesmez}, tırnak ise Habeş halkının bıçağıdır.” buyurmuştur. Hadis hakkında Buhari ve Müslim ittifak etmiştir.
Adiy b. Hatem’den nakledildiğine göre, o şöyle demiştir: “Bir defasında ben Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’e: “Ey Allah’ın Rasulü! Birimiz, bir avı avlar da yanında bıçak bulunmazsa onu keskin bir taşla ya da (boyuna yarılmış olan) bir değneğin (keskin) parçasıyla kesebilir mi, diye sordum. Şöyle buyurdular: “Kanı istediğin şeyle akıt ve (hayvanı keserken) Aziz ve Celil olan Allah’ın ismini an!”
İmam Şafii, İshak ve Ebu Sevr bunu söylemişlerdir. Buna yakın bir görüşü de İmam Malik ifade etmiştir. Ebu Hanife de böyle demiştir ancak o, diş ve tırnak hakkında: Bunlar bitişik olurlarsa, o zaman bunlarla kesim yapmak caiz olmaz, ayrı olurlarsa caiz olur, demiştir. (Ama) Rafi hadisinin genel manasıyla buna cevap verilmiştir. Çünkü bitişik olarak kendisiyle kesimi caiz olmayan aynı şekilde ayrı olmasıyla da caiz olmaz; tıpkı ucu sivri değilmiş gibi addedilir.
Diş hükmünde olmayan kemiğe gelirsek; İmam Ahmed’in, İmam Şafö’nün ve Ebu Sevr’in görüşlerinin mutlak manasından anlaşılan bunlarla kesimin, mübah olacağı yönündedir. Bu, İmam Malik ve Rey ashabının da görüşünü oluşturur.
Bunun yanında İmam Ahmed’den; Ne kemikle ve ne de tırnakla kesimin yapılamayacağı şeklinde bir görüşü de gelmiştir. Nehai der ki: Kemik ve boynuzla kesim yapılamaz. Bunun delili Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in: “Diş bir kemiktir (kesmez), tırnak ise Habeş halkının bıçağıdır.” buyruğudur. Bu şekildeki illeti kemik olmasına bağlamıştır; dolayısıyla tüm kemiklerde söz konusu bu illet de mevcut demektir.
el-Muvaffak der ki: Birinci görüş daha sahihtir, inşallah. Çünkü kemik, mübah lafzın genel kapsamına girmiş olmaktadır, sonra diş ile tırnak özellikle istisna edilmiştir. Bu durumda, diğer tüm kemikler kendisiyle kesimin yapılması mübah olanlar kapsamına dahil olarak kalır. Konunun mantuku (mantık ve çıkarımı), illetinden daha ewel gelir. Bu nedenledir ki “tırnak” Habeşlilerin bıçağı şeklinde sebeplendirilip gelmiştir; halbuki bu her ne kadar onlara ait bir bıçak da olsa, normalde bir bıçakla kesim yapmak haram değildir.
Kesilecek yerine gelince; bu da hayvanın boynu ve göğsü ile gerdanlığının arasında kalan boğazıdır. Bu yerin dışında bir yerden kesime başlamak icma ile caiz değildir. Besmele çekmeye gelince; buna dair açıklamalar geçmişti. Kesilecek organlarına gelince; hayvanın boğaz (hulqum) ve yemek borusu (mer’i) bölümünün kesilmesine itibar edilir. Bunu, İmam Şafii söylemiştir. İmam Ahmed’den gelen diğer görüşe göre bunların yanında bir de iki şah damarını (vedeceyn) bölümünü de keser. Bunu ise İmam Malik ve Ebu Yusuf söylemiştir. Çünkü bu minvalde gelen İbn Abbas ve Ebu Hureyre rivayetine göre, ikisi şöyle demişlerdir: “Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ‘şeritatüşşeytanı’ yasaklamıştır. O derisinin (ve boğazının bir kısmının) kesilerek (yemek ve nefes borularının sağ ve solunda bulunan) iki şah damarı kesilmeden bırakılan, sonra ölünceye kadar o hal üzere terk edilmek suretiyle kesilen hayvandır.”
Ebu Hanife der ki: Kesimde itibar edilecek olan hayvanın boğazının, yemek borusunun ve şah damarlarından (en az) birisinin kesilmesidir.
Bunun yanında dört organın kesilmesinin daha mükemmel bir kesim olacağında da ihtilaf yoktur. Çünkü bu şekildeki bir kesim, hayvanın ruhunun daha hızlı çıkmasına ve onu daha çok rahatlatmaya sebeb olur. Böylece söz konusu olan ihtilaftan da çıkılmış olur ki, evla olan da budur.
Devenin “nahr” şeklinde diğer hayvanların da “zebh” şeklinde kesilmelerinin müstehap olacağı noktasında ilim adamları arasında bir ihtilaf yoktur. Nahr; devenin göğsü ile boynu ortasındaki çukur bölgeye bir kama, bıçak vb. saplayarak kesmektir. Bunun yanında nahr edilecek hayvanı zebh (yatırarak normal boğazlamak) şeklinde kesmek ve bu şekilde kesilecek hayvanı da nahr olarak kesmek de caizdir. Bu, ilim adamlarının çoğunluğunun görüşüdür. İmam Malik, Leys, Sevri, Ebu Hanife, İmam Şafii, İshak ve Ebu Sevr bunlar arasındadır.
Davud (ez-Zahiri) dan aktarıldığına göre deve, ancak nahr şeklinde kesildiği zaman mübah olur, diğer hayvanlar da ancak zebh şeklinde boğazlandıkları zaman mübah olurlar. Çünkü Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) bedeneyi (deveyi) nahr, koyunu da zebh şeklinde kesmiştir. Söz konusu bu ahkamlar da ancak Onun yaptıklarıyla icra edilip alınır.
İmam Malik’ten nakledildiği üzere: Deve sadece nahr şeklinde kesilirse yeterli olur; çünkü devenin boynu uzun olduğu için normal olarak boğazlanacak (zebh) olması halinde bu onun ruhuna eziyet vermiş olacaktır. İbn Munzir: İmam Malik bu sözüyle mekruh olacağını söyler, yoksa bunu haram saymamıştır, der.
Bunun kesim yerinde icra edilen kesim hakkında mevzu bahis olacağı şeklinde Davud’un mezhebine cevap verilmiştir. Bu durumda, -diğer hayvanlarda olduğu gibi- yenilmesi de caiz olur.
Chat
Sohbet Yükleniyor...