Her kim içinde mikatın bulunduğu yerden yola çıkacak olursa, orası onun mikatı sayılır. Dolayısıyla bir Şamlı, Medine yönünden hac etmek için Zu’l-Huleyfe’den geçecek olursa, orası onun mikat yeri olur. Yemen’den hac etmeye koyulacak olursa, onun da mikatı Yelemlem’dir. Irak’tan hac edecek olursa, Zatü-Irk mikatıdır. Bu şekilde kendi beldesinin dışındaki bir mikat yerinden geçen kimsenin mikatı, o bulunduğu yerdeki mikat sayılır. Bu, İmam Şafii ve İshak’ın görüşüdür. Çünkü Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem):
“Bunlar, hac ve umre yapmak isteyen bu memleketler halkı ile diğer memleketlerden yolları bu mevkilere uğrayan kimselerin mikatlarıdır.”
buyurmuştur.
Ebu Sevr ise Medine’den geçen bir Şamlı hakkında; onun Cuhfe mikatından ihrama gireceğini söylemiştir. Bu, aynı zamanda Rey ashabının da görüşüdür. el-Muvaffak der ki: Herhalde onlar, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in Şamlılar için mikat yeri olarak Cuhfe’yi tayin ettiği hadisiyle delil göstermiş olsalar gerek… Şunu da söylemiştir: Onların bu hadisiyle kastettikleri ise başka bir mikattan geçmeyen kimse hakkında mevzu bahistir. Buna dair delil, Zu’l-Huleyfe dışındaki bir mikattan ihramsız olarak geçmesinin -ihtilafsız olarak- caiz olmayacağıdır.
Şayet Zu’l-Huleyfe yolunun dışındaki bir yerden geçecek olursa, bu durumda onun mikat yeri Cuhfe olur; isterse Şamlı ya da Medineli olsun, fark etmez. Cabir hadisinde geldiği üzere:
“Medine halkı Zu’l-Huleyfe’den, diğer yoldan (Şam’dan gelenler) ise Cuhfe’den ihrama girer ve telbiye ederler.”
Bir de o, belli olan değil de herhangi bir mikat yerinden geçmiş olacağından -diğer mikatlarda olduğu gibi- öncesinde ihrama girmesi gerekli olmamıştır.