"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Kasıtlı Olanın ve Kasıt Şüphesi Bulunanın Diyeti

İlim ehlinin icmasına göre kasıtlı olanın diyeti, akîlenin yüklenmediği bir diyettir ve katilin malından ödenmesi vaciptir. Bu, konunun temelini oluşturur. Nitekim telef edilen bir malın ödeme zorunluluğu onu telef edene ait olduğu gibi, cinayetin diyeti de caniye ait olur. Bu asıl, sadece mazur görülen bir hürün öldürülmesinde değişiklik gösterebilir. Vecibesi çok olup da kefaret vecibesinin yanında genelde caninin bunu kaldırmaktan aciz kalması ve söz konusu mazeretinden dolayı ona bir hafifletme ve merhamet öngörülmüştür. Halbuki kasıtlı olarak öldürenin bir özrü yoktur; dolayısıyla onun hakkında hafifletme söz konusu değildir. Hata noktasında onunla bir eşitliği olmayacağından ötürü hafifletme anlamı da mevcut değildir. Durum böyle olunca hemen hüküm verilir ve icra edilir. Bunu İmam Malik ve İmam Şafii söylemiştir. Zira kesin bir kasıtla vacip olan bir şey — kölenin vücudundaki bazı yerlerin kısas edilmesi ve diyet olarak ödenmesinde olduğu gibi — hemen hükme bağlanır.

Kasıtlı öldürme, kasıt şüphesine benzemez; çünkü bunda katil mazurdur. Öldürme kasdı yoktur, sadece elinde olmayarak bu fiile bulaşmıştır ve bu yönüyle hataen öldürme gibi kabul edilir. Bu nedenle diyeti akîlesi yüklenir. Ebu Hanife ise kasıt şüphesi halinde bu diyetin üç yılda vacip olacağını söylemiştir.

Bu diyetin miktarı hakkında farklı görüşler ileri sürülmüştür. İmam Ahmed’den nakilde bulunan bir topluluk, diyetin dört parçaya ayrılmasını; yirmi beş tane iki yaşına, yirmi beş tane üç yaşına, yirmi beş tane dört yaşına, yirmi beş tane de beş yaşına girmiş dişi deve olduğunu ifade etmişlerdir. Bu, İmam Malik ve Ebu Hanife’nin görüşüdür. Çünkü bu, İbn Mesud’un kavlidir.

İmam Ahmed’den nakilde bulunan başka bir topluluk ise diyetin otuz tane dört yaşına girmiş dişi deve, otuz tane beş yaşına girmiş dişi deve ve kırk tane de karınlarında yavruları olan hamile deve olduğunu belirtmişlerdir. Bunu Ata, Muhammed b. el-Hasen ve İmam Şafii söylemiştir. Çünkü bu konuda Amr b. Şuayb’tan, onun babasından ve dedesinden yapılan rivayet gelmiştir. Orada Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Kim kasıtla öldürürse, öldürülenin velilerine teslim edilir; dilerlerse öldürürler, dilerlerse diyet alırlar. Bu, otuz hıkka (dört yaşına giren dişi deve), otuz cezaa (beş yaşına giren dişi deve) ve kırk adet halfe (hamile deve)dir. Ayrıca ne üzerine sulh yaptıysalar bu da onlarındır. Bu, diyetin şiddetini artırmaktır.”

Abdullah b. Amr’dan rivayet edildiğine göre, Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Haberiniz olsun! Şüphesiz kamçı ve sopa ile olan, kasda benzeyen hataen öldürmenin diyeti yüz devedir. Bunlardan kırkının karınlarında yavruları olacaktır.”

Amr b. Şuayb’tan rivayet edildiğine göre: “Kendisine Katade denilen bir adam, oğluna bir kılıç fırlattı ve derken oğlan öldü. Bunun üzerine Hz. Ömer ondan otuz hıkka (dört yaşına giren dişi deve), otuz cezaa (beş yaşına girmiş dişi deve) ve kırk halfe (hamile deve) aldı.”

Dişiler hakkında söz konusu olan şüphe kasıtlı diyete dair görüş, kasıtlı diyetle aynı hükme tabidir. İki kavil farklı da olsa ve âlimlerin bu konudaki görüşleri değişik de olsa durum aynıdır. Ancak diyet sadece kasıtlı olanda şu iki durumda farklılık arz eder:

Birincisi: Mezhebimizin zahir görüşüne göre bu durumda diyet akîleye düşer. Bunu İmam Şafii, Sevri, İshak ve rey ashabı söylemiştir. Çünkü bu minvalde Ebu Hureyre’den rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: “Huzeyl kabilesinden iki kadın arasında çıkan kavgada, kadınlardan biri diğerine taş atmış ve onun karnındaki çocuğun düşmesine sebep olmuştu. Bunun üzerine Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), kadının diyeti hakkında akîlesi tarafından ödenmesine hükmetti.” Çünkü bu, kısas gerektirmeyen bir öldürme türüdür ve hataen öldürmek gibi, akîle üzerine diyeti ödemesi vacip olur. Bu, kesin şekilde kasıtlı öldürme hükmünden farklıdır. Zira kasıtlı öldürme hem kasdı hem de fiiliyle büyük bir suç sayılır. Kasıtlı hata ise fiil açısından ağır bir suç sayılmakla beraber, öldürmeyi kasdetmemesi yönüyle hafifletilebilir. Öyleyse insan olması hasebiyle bir yönüyle ağırlaştırılırken, diğer yönden de hafifletilir; bu da diyetin akîle tarafından ödenmesi ve diyetin ertelenmesidir.

Ebu Sevr ise bu diyeti katilin kendi malından ödeyeceğini söylemiş ve bu görüşü Ebubekir Abdülaziz de tercih etmiştir. Çünkü kasıtlı olan bir eylemin gerektirdiği sorumluluk, kesin kasıtla yapılan öldürmedeki gibi, akîleye yüklenmez. Ayrıca suçu büyük bir fiilin diyeti olduğundan, bu yönüyle kasten adam öldürme diyetine benzer. el-Muvaffak der ki: Maliki mezhebine göre de böyle olması gerekir; çünkü ona göre kasıt şüphesi, kasıtla yapılan fiillerden sayılmıştır.

İkincisi: el-Muvaffak şöyle demiştir: İlim adamları arasında bu diyetin tecil üzere (ertelenerek) verileceği hususunda bir ihtilaf olduğunu bilmiyorum. Diyet vacip olunca, üç sene içinde her yılın sonunda üçte biri olmak üzere taksim edilir. İster bu, can diyeti olsun, ister burnun bir kısmının kesilmesi gibi vücuttaki bir organın diyeti olsun, fark etmez.

Eğer miktar, diyetten daha azsa o zaman bakılır; eğer diyetin üçte biri kadarsa, ilk yılın sonunda verilmesi vacip olur. Eğer diyetin yarısı veya üçte biri kadarsa, üçte biri birinci yılın sonunda, kalanı ikinci yılın sonunda verilir. Üçte ikiden fazla olursa, üçte ikisi ikinci yılda, kalanı (üçte biri) de üçüncü yılın sonunda verilir. Vacip olan miktar, diyetin üçte birinden azsa akîle bir şey yüklenmez. Bu durumda peşin vermesi vacip olur. Çünkü bu, telef edilen şeye bedel olduğundan hemen ödenmesi gerekir. Tıpkı mala karşı yapılan saldırı ve telef gibi değerlendirilir.

Kadının ve Kitabî olanın diyeti gibi noksan olan diyette iki görüş vardır:
Birincisi, diyetin üç yıl içinde taksim edilmesidir. Çünkü bu, cana bedel bir diyettir ve bu yönüyle tam diyete benzer.
İkincisi, tam diyetin üçte biri birinci yıl içinde, kalanı ise ikinci yıl içinde taksim edilir. Zira bu durumda diyette eksiltme olduğu için, vücuttaki bir organın diyeti gibi üç yıl içinde taksimi yapılmaz. Bu, Ebu Hanife’nin mezhebidir. İmam Şafii’den de bu konuda iki görüş rivayet edilmiştir.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/bes-sinifin-degerlendirilmesi/,https://kutsalayet.de/hatanin-diyeti/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız