"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Karz (Borç Alıp Vermek)

Karz, selef konusuna bağlı bir türdür. Karz’da bulunmak sünnet ve icma ile caizdir. Borç isteyen kimseye borç vermek mendup, alan kimse hakkında ise mübah bir eylemdir. Ebu Hureyre’nin naklettiğine göre, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Kim bir müminin dünyalık sıkıntılarından birini giderirse, Allah da onun kıyamet günü sıkıntılarından birini giderir. Kim, zor durumda olana kolaylık sağlarsa Allah da ona dünyasında ve ahiretinde kolaylık sağlar… Kul, kardeşinin yardımında olduğu müddetçe Allah da onun yardımındadır.”

Çünkü borç vermesiyle kardeşinin sıkıntısına ve ihtiyacına kolaylık sağlaması ve ona yardımcı olması yatmaktadır. Bu nedenle de borç vermesi kendisine mendup sayılır, tıpkı sadaka vermek gibidir. Borç vermek vacip değildir; çünkü bu bağlayıcı olmayan maruf işlerdendir, tıpkı nafile sadaka vermek gibi kabul edilir.

Karz (borç) sahibi hakkında borç alması ise mekruh değildir; çünkü Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) de bizzat kendisi borç alırdı. Şayet bu mekruh olsaydı, bundan haliyle insanlar içinde en çok uzak duranı O olurdu. Bir de borç ancak ivazlı olarak alınır ve bu yönüyle zimmetindeki borçla alışveriş yapmaya benzer.

Tasarruf yetkisinde bulunması caiz olan kimseden ancak borç almak geçerlidir. Çünkü bu mal üzere yapılan bir akittir; dolayısıyla da –alışveriş konusunda olduğu gibi– sadece tasarrufu caiz olan kimse için sahih olur.

İcap ve kabulün hükmü konusunda alışverişteki ile aynı hükme sahiptir. Bunun yanında “selef” ve “karz (borç)” lafzıyla da bu akit geçerli olur; zira şeriat de bu lafızlarla bu anlama gelecek her türlü lafız kullanılagelmiştir.

Borçta herhangi birisinin muhayyerliği sabit olmaz; çünkü borç veren kişi bizzat böyle yapmakla bu payı başkasına vermiş olmaktadır, bu yönüyle de hibeye benzer. Borç alan ise onu dilediği zaman geri verir ve bu şekilde ondan muhayyerlik sabitesinden müstağni olur.

Borç konusundaki mülk de kabzedilmesi suretiyle sabit olur. Bu borcu veren hakkında gerekli olan bir akit anlamı taşır, borç alan kimse hakkında ise bu caizdir. Buna göre şayet borcu veren şahıs malın aynı noktasında geri dönmeyi isterse, buna malik olmaz; çünkü o bedel ile mülkünü muhayyerlik olmaksızın yok etmiştir; dolayısıyla da –alışverişte olduğu gibi– ona dönüş yapma hakkı yoktur.

İmam Şafii ise: Onun bu hakkı vardır, demiştir. Çünkü misliyle istenilen her bir şey mülktür ve mevcut olduğu sürece de onu alabilir, tıpkı gasp edilmiş eşya ve ödünç bırakılan mal gibi. Gasp edilmiş eşya ve ödünç bırakılan mal hakkında, bunların mülk olarak devam ettiği şeklinde cevap verilmiştir. Bir de bunların ikisi mevcut olduğu halde misliyle istenilmeye malik değillerdir. Bizim konumuzda bunun tersine görüşler bulunmaktadır.

Borç veren şahsın peşin olarak bedeli ile onu isteme hakkı vardır. Çünkü misli mallarda misli olarak vermeyi gerektirecek sebep bulunmaktadır; dolayısıyla da –telef konularında olduğu gibi– peşinen onu vermesini gerekli kılabilir.

Borcu vade ile vermesini isterse, bunu vadeli yapmaz ve bu peşin olur. Vadesi bulunan her bir borç, borcu verenin ertelemesiyle müeccel (vadeli) olmaz. Bunu, Evzai ve İmam Şafii söylemiştir. Çünkü doğrusu bunun peşinen sabit olmasıdır. Vadeli olarak verilmesi ise ondan bir bağış ve söz hükmünde sabit olur ki, bunu illa ki yerine getirmesi gerekli değildir; tıpkı onu emanet olarak vermesi gibi kabul edilir.

İmam Malik ve Leys ise: Ertelemesi sebebiyle hepsi ertelenmiş sayılır; çünkü Müslümanlar bu şartları üzere bulunurlar, demişlerdir. Bunun şart ismi üzere vaki olmayacağı şeklinde cevap verilmiştir. Şayet bu tesmiye edilmiş olursa o zaman ariye (emanet) konusuna mahsus olur; dolayısıyla da misli olduğu için bu hususta farklı olana katılır.

Ebu Hanife ise karz (borç) ve telef edilen malın bedeli konusunda birinci görüşün aynısını söylemiştir. Bunun yanında satılan eşyanın semeni, ücreti, mehir ve boşanma bedeli konusunda ise ikinci görüşün aynısını söylemiştir. (Ama) bunun akdin gerçekleşmesinden sonra bir fazlalık olacağı ve bu yönüyle borca benzemiş olacağı şeklinde cevap verilmiştir.

İhtilafsız olarak ölçülen ve tartılan şeylerde borçlanmak caizdir. Bir de insanoğlunun borçları dışında, selem olarak zimmette sabit olan her borçlanma caizdir. Bunu, İmam Şafii söyler. Ebu Hanife ise ölçülen ve tartılan şeylerden başkası ile borçlanmak caiz değildir; çünkü bunların misli yok demektir ve bu yönüyle cevherlere benzemektedir, demiştir. (Kendisine) bunların teslim edilemeyeceği yönünde cevap verilmiştir.

Cevherler vb. gibi zimmette selem olarak sabit olmayan eşyalara gelince; el-Kadı: Bunlardan borç alıp-vermek caizdir, kıymeti ödenir, demiştir. Ebu’l Hattab ise: Borç alıp-verilmesi caiz değildir; çünkü borç mislini ödemeyi gerektirir, bunlarda ise misli olmaz, demiştir.

Ölçülüp tartılmayan şeylerin bedeli konusunda söz konusu olan ihtilafı, iki görüş üzere bina etmek de mümkündür. Ölçülen ve tartılan şeylerin mislini vermek vaciptir. el-Muvaffak: Bu noktada bir ihtilafın olduğunu bilmiyoruz, der.

Ölçülüp Tartılmayan Şeylerin Mislini Ödemek Hakkında İki Görüş Vardır:
Borç günü gelince kıymetini ödemek vaciptir. Çünkü bunun misli olmadığından dolayı, kıymetine tazmin eder, öder; tıpkı telef edilen malların halihazırda ödenmesi gibi.
Mislini vermek vaciptir. Söz konusu olan bu telefe ise aykırı düşer; çünkü bunda bir müsamaha yoktur. Kıymetini ödemek gerekli olur; zira bu daha dar anlamdadır. Karz (borç) ise daha kolaydır, bu nedenledir ki kendisinde faiz olmayan malda söz konusu olacak vade caizdir.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/selem-satisinda-rehin-ve-kefil/,https://kutsalayet.de/borc-odenirken-soz-konusu-olan-fazlalik/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız