Kafirler üç kısımdır:
Kitap ehli. Bunlar kitap olarak Tevrat’ı kabul eden Yahudiler ve yine kitap olarak İncil’i kabul eden Hıristiyanlardır. Bunlardan cizye kabul edilir ve kendi dinlerine bağlı kalacaklarını söyleyecek olurlarsa, bu talepleri kendilerinden kabul edilir.
Kitabi olma şüphesi bulunan Mecusiler. Onların hükmü de Kitap ehlinin hükmü gibidir, cizyeleri ve bu dinleri konusundaki ikrarları kabul edilir. el-Muvaffak der ki: Bu iki kısım hakkında ilim ehli arasında bir ihtilafın olduğunu bilmiyoruz.
Kitapları olmayan ve Kitabi olma şüphesi de bulunmayan kimseler ki, bunlar (zikri geçen) bu iki kısmın dışında kalan, putperest ve diğer kafirlerdir. Bunların cizyeleri kabul edilmez ve Müslüman olmaktan başka çareleri yoktur. Bu, mezhebimizin açık görüşüdür. Aynı şekilde Şafii mezhebinin de görüşünü oluşturmaktadır. Çünkü Yüce Allah’ın: “Müşriklerle savaşın…” (Tevbe Suresi: 5) buyruğunun umumi manası bunu ortaya koyar. Bir de Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in şu buyruğu da bunu ifade eder: “Ben insanlar ‘La ilahe illallah…’ deyinceye kadar onlarla savaşmakla emrolundum…” Buhari ve Müslim ittifak etmiştir.
Onlardan ehli kitap ile Mecusi olanlar tahsis edilmek suretiyle istisna edilmiş, geri kalanlar ise umum kapsamının icabına dahil edilmiştir. Çünkü Sahabeler, Mecusilerden cizye alınması konusunda tevakkuf etmişlerdir ve Hz. Ömer de Mecusilerden cizye almamıştır; ancak Abdurrahman b. Avf’ın (onlardan cizye) aldığını ve onun: “Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in mecusiden cizye aldığına şahid olduğunu…” söylemesi üzerine, Hz. Ömer de bu görüşe dönmüştür (yani onlardan cizye almaya başlamıştır.)
Bu da onların Kitap ehli ve Mecusiler dışındakilerden cizye almadıklarına delalet etmektedir. Çünkü kitabi olma şüphesi bulunan kimse hakkında dahi tevakkuf ettiklerine göre, kitabı olmayan kimseler hakkında cizyenin alınmayacağı daha kesindir. Sonra onlardan cizyeyi aldıklarına dair hadisler, onlara has gelmiştir. Bu da söz konusu Kitap ehli ve Mecusilerin dışındakilerden cizye almadıklarına delalet eder.
İmam Ahmed’den nakledildiğine göre cizye, tüm kafirlerden kabul edilip alınır ancak putperest olan Araplardan alınmaz. Bu, Ebu Hanife’nin mezhebidir. Çünkü onlar dinlerini kölelikle ikrar ettiklerinden dolayı (mutlaka onlar ya teslim olmalıdırlar veyahut öldürülmeleri gerekmektedir.)
İmam Malik’ten ise cizyenin, Kureyşli müşrikler dışındaki tüm kafirlerden kabul edilip alınabileceği görüşü nakledilmiştir. Çünkü zikri geçen Büreyde hadisi bunu ifade etmektedir ve hadis genel hüküm içermektedir. Çünkü Kureyşli müşrikler de kafirdir ve Mecusilere benzemektedirler. Bunların kafir oldukları ve kitabi olduklarına dair bir şüphenin bulunmadığı -Kureyş ve Arap putperestler gibi sayılmaları- hasebiyle cizyelerinin kabul edilmeyeceği, şeklinde cevap verilmiştir.
Mecusilere gelince, bunların kitabi olma şüphesi vardır ve şüphe de hakikat makamına geçmekle ihtiyat kapsamına mebni olur. Bu durumda, şüpheden dolayı kanlarını akıtmak haram olur; bunun yanında hanımlarıyla evlenmenin ve kestiklerinin yenilmesinin helal olduğu ise sabit değildir. Çünkü helallik konusu şüphe ile sabit olmaz. Zira kanlarının akıtılmasının haram olduğunu ortaya koyan şüphe, aynı şekilde hanımlarıyla evlenmenin ve kestiklerinin yenilmesinin haram olduğunu da gerektirmiş olur ki, bu şekilde tüm yerlerde haramlığı sabit olsun ve mübahlığın üzerine galebe çalmış olsun.