Muhammed b. Hasan ve Ali b. Muhammed, Sehl b. Ziyâd’dan, o Muhammed b. Süleyman ed-Deylemî’den, o bazı arkadaşlarımızdan, o Mufaddal b. Ömer’den, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etti. Ebû Abdullah şöyle buyurdu: “Hasan b. Ali’ye ölüm vakti gelince, ‘Ey Kanber! Kapının arkasında Muhammed ailesinden olmayan bir mümin görüyor musun, bak’ dedi. Kanber, ‘Allah Teâlâ, Resulü ve Resulünün oğlu bunu benden daha iyi bilir’ dedi. Hasan, ‘Bana Muhammed b. Ali’yi çağır’ buyurdu. Ben de ona gittim. Yanına girdiğimde, ‘Hayırdan başka bir şey mi oldu?’ dedi. Ben, ‘Ebû Muhammed’in çağrısına icabet et’ dedim. O da ayakkabısının bağını düzgün bağlamadan aceleyle benimle birlikte koşarak çıktı. Onun huzurunda durup selam verdiğinde Hasan b. Ali ona, ‘Otur; çünkü senin gibisinin, kendisiyle ölülerin dirildiği ve dirilerin öldüğü bir sözü işitmekten uzak kalması uygun değildir. İlmin kapları ve hidayetin kandilleri olun. Çünkü gündüzün ışığının bir kısmı bir kısmından daha parlaktır. Allah’ın İbrahim’in evlatlarını imamlar kıldığını, onların bir kısmını diğer kısmına üstün kıldığını ve Dâvûd’a Zebur verdiğini bilmez misin? Allah’ın Muhammed’e tahsis ettiği şeyi de bilirsin. Ey Muhammed b. Ali! Ben senin hakkında hasetten korkuyorum. Allah ancak kâfirleri bununla vasfetmiş ve “Hak kendilerine açıklandıktan sonra, kendi içlerinden gelen haset sebebiyle inkâr ederek” buyurmuştur. Aziz ve celil olan Allah, şeytana senin üzerinde bir hâkimiyet vermemiştir. Ey Muhammed b. Ali! Babanın senin hakkında söylediğini sana haber vereyim mi?’ dedi. O, ‘Evet’ dedi. Hasan şöyle dedi: ‘Babanın Basra günü şöyle dediğini işittim: Kim dünyada ve ahirette bana iyilik etmek isterse, oğlum Muhammed’e iyilik etsin. Ey Muhammed b. Ali! Dileseydim, babanın sulbünde bir nutfe iken sana haber verirdim. Ey Muhammed b. Ali! Bilmez misin ki Hüseyin b. Ali, benim vefatımdan ve ruhumun bedenimden ayrılmasından sonra benden sonraki imamdır; Allah’ın katında, yüce adıyla kitapta, Peygamber’den gelen bir miras olarak böyledir. Allah aziz ve celil bunu onun için babasının ve annesinin mirasına eklemiştir. Allah sizin yaratıklarının seçkinleri olduğunuzu bildi; içinizden Muhammed’i seçti, Muhammed Ali’yi seçti, Ali beni imamet için seçti, ben de Hüseyin’i seçtim.’”
“Muhammed b. Ali ona şöyle dedi: ‘Sen imamsın ve sen benim Muhammed’e olan vesilemsin. Allah’a yemin olsun ki senden bu sözü işitmeden önce canımın gitmiş olmasını isterdim. Bil ki başımda öyle bir söz vardır ki kovalar onu boşaltamaz, rüzgârların nağmesi onu değiştiremez; süslü ince deri üzerindeki noktalı kitap gibidir. Onu ortaya koymayı düşünürüm; fakat kendimi, indirilmiş kitabın ya da elçilerin getirdiklerinin önceden varması gibi onun önüne geçilmiş bulurum. Bu öyle bir sözdür ki konuşanın dili ve yazıcının eli onunla yorulur; sonunda kalem bulamazlar, kâğıtlar da kömür gibi getirilse yine senin faziletine ulaşamaz. Allah iyilik edenleri işte böyle mükâfatlandırır. Güç ancak Allah iledir. Hüseyin, ilim bakımından en bilgilimiz, hilim bakımından en ağır başlımız ve Resulullah’a akrabalık bakımından en yakınımızdır. O yaratılmadan önce fakih idi, konuşmadan önce vahyi okudu. Eğer Allah bir kimsede hayır bilseydi, Muhammed’i seçmezdi. Allah Muhammed’i seçince, Muhammed Ali’yi seçti; Ali seni imam olarak seçti; sen de Hüseyin’i seçtin. Biz teslim olduk ve razı olduk. Ondan başkasına kim razı olur? İşlerimizin müşküllerinde kendisiyle teslim olduğumuz kimse ondan başkası mıydı?’”