Muhammed b. Yahyâ ve Hüseyin b. Muhammed, Cafer b. Muhammed’den, o Ali b. Hüseyin b. Ali’den, o İsmail b. Mihrân’dan, o Ebû Cemîle’den, o Muâz b. Kesîr’den, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etti. Ebû Abdullah şöyle buyurdu: “Vasiyet, gökten Muhammed’e yazılı bir kitap olarak indi; Muhammed’e vasiyetten başka mühürlü bir kitap indirilmemiştir. Cebrâil, ‘Ey Muhammed! Bu, ümmetin içinde, Ehl-i Beyt’inin yanında bulunan vasiyetindir’ dedi. Resulullah, ‘Ey Cebrâil, Ehl-i Beyt’imden hangisi?’ diye sordu. Cebrâil, ‘Onlardan Allah’ın seçkini ve onun zürriyeti; nübüvvet ilmini senden miras alacak olan kimse, tıpkı İbrahim’in onu miras bırakması gibi. Onun mirası Ali’ye ve onun soyundan gelen zürriyetinedir’ dedi.” Ravi dedi ki: “Onun üzerinde mühürler vardı. Ali birinci mührü açtı ve içinde bulunan gereği yerine getirdi. Sonra Hasan ikinci mührü açtı ve onda kendisine emredilen şeyi yerine getirdi. Hasan vefat edip gidince Hüseyin üçüncü mührü açtı ve onda, ‘Savaş; öldür ve öldürül. Şehadet için birtakım kimselerle çık; onların seninle birlikte olmadıkça şehadetleri yoktur’ yazılı olduğunu gördü. O da bunu yaptı. Sonra gitmeden önce onu Ali b. Hüseyin’e teslim etti. Ali b. Hüseyin dördüncü mührü açtı ve onda, ‘Sus, başını eğ; çünkü ilim perdelenmiştir’ yazılı olduğunu gördü. O vefat edip gidince onu Muhammed b. Ali’ye teslim etti. Muhammed b. Ali beşinci mührü açtı ve onda, ‘Allah’ın kitabını açıkla, babanı doğrula, oğluna miras bırak, ümmeti yetiştir, aziz ve celil olan Allah’ın hakkı için ayağa kalk, korku ve güven hâlinde hakkı söyle ve Allah’tan başkasından korkma’ yazılı olduğunu gördü; o da bunu yaptı. Sonra onu kendisinden sonra gelene teslim etti.”
Ben ona, “Sana feda olayım, o kimse sen misin?” dedim. Bunun üzerine şöyle buyurdu: “Ey Muâz! Sende ancak gidip bunu benim aleyhime rivayet etme ihtimali görüyorum.” Ben de, “Sana babalarından bu makamı nasip eden Allah’tan, ölümünden önce senin soyundan da bunun benzerini sana nasip etmesini dilerim” dedim. O, “Allah bunu yapmıştır ey Muâz” buyurdu. Ben, “Sana feda olayım, o kimdir?” diye sordum. O, eliyle uyumakta olan salih kula işaret ederek, “İşte şu uyuyan” buyurdu.