Muhammed b. Yahyâ, Ahmed b. Muhammed’den; o da İbn Mahbûb’dan; o da İbn Riâb’dan; o da Ebû Ubeyde’den rivayet etti. Ebû Ubeyde şöyle dedi: Ashabımızdan biri Ebû Abdullah’a Cefr hakkında sordu. Şöyle buyurdu: “O, ilimle dolu bir öküz derisidir.” Adam: “Peki Câmia?” dedi. Şöyle buyurdu: “O, uzunluğu yetmiş arşın olan bir sahifedir; felçlinin uyluğu genişliğinde bir deri enindedir. Onda insanların ihtiyaç duyduğu her şey vardır. Hiçbir mesele yoktur ki onda bulunmasın; hatta çizik yarasının diyeti bile.” Adam: “Peki Fâtıma’nın Mushafı?” dedi. İmam uzun süre sustu, sonra şöyle buyurdu: “Siz hem istediğiniz hem de istemediğiniz şeyleri araştırıyorsunuz. Fâtıma, Resulullah’tan sonra yetmiş beş gün yaşadı. Babası sebebiyle ona şiddetli bir hüzün girmişti. Cebrâil ona gelir, babası için ona güzel tesellide bulunur, gönlünü hoş eder, babasından ve onun makamından haber verir, kendisinden sonra zürriyetinde olacak şeyleri ona bildirirdi. Ali de bunları yazardı. İşte Fâtıma’nın Mushafı budur.”