Muhammed b. Yahyâ, Ahmed b. Muhammed’den; o da Ebû Yahyâ el-Vâsıtî’den; o da Hişâm b. Sâlim ve Dürüst b. Ebî Mansûr’dan; onlar da Ebû Abdullah’tan rivayet ettiler. Ebû Abdullah şöyle buyurdu:
“Peygamberler ve resuller dört tabaka üzeredirler: Bir peygamber vardır ki yalnız kendi nefsi hakkında peygamber kılınmıştır ve görevi kendi şahsını aşmaz. Bir başka peygamber vardır ki rüyasında görür ve sesi işitir, fakat uyanıkken meleği görmez; herhangi bir topluluğa gönderilmiş değildir ve üzerinde bir imam vardır. İbrahim’in Lût üzerindeki durumu buna örnektir. Bir başka peygamber ise rüyasında görür, sesi işitir ve meleği de görür; az veya çok bir topluluğa gönderilmiştir. Yunus buna örnektir. Allah Teâlâ onun hakkında: “Onu yüz bin kişiye yahut daha fazlasına gönderdik.” buyurmuştur (Sâffât 147). İmam buyurdu ki: “Bunlar yüz otuz bin kişiydi.” Böyle bir peygamberin üzerinde de bir imam bulunur. Bir başka peygamber ise rüyasında görür, sesi işitir, uyanıkken de meleği görür ve aynı zamanda imamdır. Ulu’l-Azm peygamberler böyledir. İbrahim peygamberdi fakat imam değildi; nihayet Allah ona: “Seni insanlara imam yapacağım.” buyurdu. İbrahim de: “Soyumdan da mı?” dedi. Allah ise: “Benim ahdim zalimlere erişmez.” buyurdu (Bakara 124). Put veya herhangi bir puta tapmış olan kimse imam olamaz.”