"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Kafi 408

Muhammed b. Ebî Abdullah, Sehl b. Ziyâd’dan; Ali b. İbrahim de Ahmed b. Muhammed’den; Muhammed b. Yahyâ da Ahmed b. Muhammed’den; onların hepsi Ali b. Hakem’den, o da Sâlih en-Nîlî’den rivayet etti. Sâlih şöyle dedi:

Ebû Abdullah’a:

“Kulların herhangi bir güç yetirebilmesi (istitaati) var mıdır?” diye sordum.

Şöyle buyurdu:

“Bir fiili yaptıkları zaman, Allah’ın içlerine yerleştirdiği istitaat ile onu yapmaya güç yetirmiş olurlar.”

Ben:

“Bu istitaat nedir?” diye sordum.

Buyurdu:

“Bu, araçtır. Mesela zina eden kimse, zina ettiği anda zinaya güç yetiren biridir. Eğer zinayı terk eder ve zina etmezse, onu terk ettiği anda da terk etmeye güç yetiren biri olur.”

Sonra şöyle buyurdu:

“Fiilden önce onun için az veya çok herhangi bir istitaat yoktur. Ancak fiil ile birlikte ve terk ile birlikte güç yetiren olur.”

Ben:

“Öyleyse Allah onu neye dayanarak cezalandırır?” diye sordum.

Buyurdu:

“Kesin hüccet ve onların içine yerleştirdiği araç sebebiyle. Allah hiç kimseyi kendisine isyan etmeye zorlamamıştır. Hiç kimse için küfrü kesin ve kaçınılmaz bir irade ile istememiştir. Fakat kişi küfre düştüğü zaman, onun küfre düşmesi Allah’ın iradesi dâhilindedir. Onlar Allah’ın iradesi ve ilmindedirler; Allah onların hayırdan yana olmayacaklarını bilmektedir.”

Ben:

“Yani Allah onların küfre düşmesini mi istedi?” diye sordum.

Buyurdu:

“Ben böyle söylemiyorum. Ben ancak şunu söylüyorum: Allah onların küfre düşeceklerini bildiği için, bu bilgisine uygun olarak küfrün meydana gelmesini irade etmiştir. Bu, kesin ve zorlayıcı bir irade değildir; tercih etmeye dayalı bir iradedir.”

https://kutsalayet.de/kafi-407/,https://kutsalayet.de/kafi-409/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız