Muhammed b. Yahyâ ve Ali b. İbrahim, Ahmed b. Muhammed’den, o da Ali b. Hakem ve Abdullah b. Yezîd’den, onlar da Basralı bir adamdan rivayet ettiler. O kişi şöyle dedi:
Ebû Abdullah’a istitaat hakkında sordum. Bana:
“Henüz meydana gelmemiş bir şeyi yapmaya güç yetirebilir misin?” dedi.
“Hayır.” dedim.
“Peki meydana gelmiş olan bir şeyi ortadan kaldırmaya güç yetirebilir misin?” dedi.
“Hayır.” dedim.
Bunun üzerine Ebû Abdullah şöyle buyurdu:
“Öyleyse ne zaman güç yetirebiliyorsun?”
Adam:
“Bilmiyorum.” dedi.
Ebû Abdullah şöyle buyurdu:
“Allah bir topluluk yaratmış ve onların içine güç yetirebilme aracını yerleştirmiştir; fakat işi bütünüyle onlara bırakmamıştır. Bu sebeple onlar, fiili gerçekleştirdikleri anda ve fiille birlikte onu yapmaya güç yetirirler. O fiili yaptıkları zaman, fiille birlikte güç sahibidirler. Fakat o fiili gerçekleştirmediklerinde, Allah’ın mülkünde yapmadıkları bir fiili yapmaya güç yetiremezler. Çünkü Allah Azze ve Celle, kendi mülkünde herhangi bir kimsenin kendisine karşı koyabileceğinden çok daha yücedir.”
Basralı adam:
“Öyleyse insanlar zorlanmış (mecbur bırakılmış) mıdır?” dedi.
Buyurdu:
“Eğer zorlanmış olsalardı mazur sayılırlardı.”
Adam:
“Öyleyse iş bütünüyle onlara mı bırakılmıştır?” dedi.
Buyurdu:
“Hayır.”
Adam:
“Öyleyse durumları nedir?” dedi.
Buyurdu:
“Allah onların yapacakları fiili bilmiş ve içlerine o fiili gerçekleştirecek aracı yerleştirmiştir. O fiili yaptıklarında, fiille birlikte ona güç yetiren kimseler olurlar…”
Basralı adam bunun üzerine şöyle dedi:
“Şahitlik ederim ki bu haktır ve siz nübüvvet ve risalet ehli olan Ehl-i Beyt’siniz.”