Ali b. Muhammed’in, Sehl b. Ziyâd’dan ve başka ravilerden, onların Muhammed b. Süleyman’dan, onun Ali b. İbrahim’den, onun Abdullah b. Sinan’dan rivayet ettiğine göre Ebu Abdullah şöyle buyurdu:
“Şüphesiz Allah yücedir, büyüktür. Kullar O’nun sıfatını kuşatamaz ve azametinin hakikatine ulaşamazlar. ‘Gözler O’nu idrak edemez, O ise gözleri idrak eder. O latiftir, her şeyden haberdardır.’ (En‘âm 103) Allah ne bir keyfiyetle, ne bir mekânla, ne de bir yerle nitelenir. Ben O’nu keyfiyetle nasıl niteleyebilirim ki keyfiyeti yaratan O’dur; öyle ki keyfiyet, O’nun yaratmasıyla keyfiyet olmuştur. Ben keyfiyeti, bize keyfiyet olarak yarattığı şeyler sayesinde tanıdım…”
“Ben O’nu mekân ile nasıl niteleyebilirim ki mekânı yaratan O’dur; öyle ki mekân, O’nun yaratmasıyla mekân olmuştur. Biz mekânı, O’nun bize yarattığı mekân sayesinde tanıdık. Ben O’nu ‘nerede’ sorusuyla nasıl niteleyebilirim ki ‘nerede’yi yaratan O’dur; öyle ki ‘nerede’, O’nun yaratmasıyla ‘nerede’ olmuştur. Biz ‘nerede’yi, O’nun bize yarattığı ‘nerede’ sayesinde tanıdık. Allah Tebâreke ve Teâlâ her mekânda hazırdır ve her şeyden ayrıdır. ‘Gözler O’nu idrak edemez, O ise gözleri idrak eder.’ (En‘âm 103) ‘O’ndan başka ilah yoktur; O yücedir, büyüktür.’ (Bakara 255) ve ‘O latiftir, her şeyden haberdardır.’ (En‘âm 103)”