Muhammed b. Ebi Abdullah’ın, Muhammed b. İsmail’den, onun Hüseyin b. Hasan’dan, onun Bekr b. Salih’ten, onun Hasan b. Saîd’den, onun İbrahim b. Muhammed el-Hazzâz ile Muhammed b. Hüseyin’den rivayet ettiğine göre onlar şöyle dediler:
Ebu’l-Hasan er-Rızâ’nın huzuruna girdik ve kendisine insanların, Resûlullah’ın Rabbini genç ve başarılı bir delikanlı suretinde, otuz yaşlarındaki bir gencin görünümünde gördüğünü söyledik. Ayrıca Hişam b. Sâlim, Mü’minü’t-Tâk ve Meysemî’nin Allah hakkında göbeğe kadar içi boş, geri kalan kısmı ise dolu ve katı olduğu görüşünü ileri sürdüklerinin nakledildiğini anlattık.
Bunun üzerine İmam hemen Allah için secdeye kapandı ve ardından şöyle dedi:
“Sen her türlü noksanlıktan münezzehsin! Onlar seni ne gereği gibi tanıdılar ne de hakkıyla birlediler. Bu yüzden seni bu şekilde nitelediler. Sen her türlü noksanlıktan münezzehsin! Eğer seni gerçekten tanısalardı, seni ancak kendini nitelediğin şekilde nitelerlerdi. Sen her türlü noksanlıktan münezzehsin! Kendilerini sana başkasını benzetmeye nasıl razı edebildiler? Allah’ım! Ben seni ancak kendini nitelediğin şekilde nitelerim; seni yaratıklarına benzetmem. Sen her türlü hayrın ehlisin. Beni zalimler topluluğundan kılma.”
Daha sonra bize dönerek şöyle buyurdu:
“Her neyi tasavvur ederseniz edin, Allah onun dışındadır ve ondan başkadır.”
Ardından şöyle buyurdu:
“Biz Muhammed ailesi orta yoluz. Aşırı giden bize ulaşamaz, geride kalan da bizi geçemez.”
Sonra bana hitaben şöyle buyurdu:
“Ey Muhammed! Resûlullah, Rabbinin azametinden kendisine gösterilen şeyi gördüğünde, başarılı ve olgun bir genç görünümünde idi…”
Ebu’l-Hasan er-Rızâ’ya insanların Resûlullah’ın Rabbini genç ve başarılı bir delikanlı suretinde, otuz yaşlarında bir genç görünümünde gördüğünü söyledik.
Bunun üzerine İmam şöyle buyurdu:
“Ey Muhammed! Rabbim, yaratılmışların sıfatlarıyla nitelenmekten çok daha yüce ve büyüktür.”
Ben:
“Size feda olayım, peki ayakları yeşillik içinde bulunan kimdi?” diye sordum.
Şöyle buyurdu:
“O Muhammed’di. Rabbine kalbiyle yönelip baktığında Allah onu perde nurlarına benzer bir nur içinde kılmıştı. Böylece perdelerde bulunan şeyler ona açıklık kazanıyordu. Allah’ın nurunun bir kısmı yeşildir, bir kısmı kırmızıdır, bir kısmı beyazdır, bir kısmı da bunların dışındaki renklerdedir. Ey Muhammed! Kitabın ve sünnetin doğruladığı her ne varsa biz onu kabul eder ve söyleriz.”