Muhammed b. Yahyâ → Ali b. Hakem → Ebû Abdullah el-Mümin → Câbir.
Ebû Cafer’in yanına girdim. Bana şöyle buyurdu: “Ey Câbir! Allah’a yemin ederim ki ben hüzünlüyüm ve kalbim meşguldür.” Dedim ki: “Sana feda olayım, seni meşgul eden ve kalbini hüzünlendiren şey nedir?” Buyurdu ki: “Ey Câbir! Allah’ın dininin saf ve halis hâli kimin kalbine girerse, kalbi onun dışındaki şeylerden meşgul olur. Ey Câbir! Dünya nedir ve dünya ne olabilir? O, yediğin bir yiyecekten, giydiğin bir elbiseden veya birlikte olduğun bir kadından başka nedir? Ey Câbir! Müminler dünyada kalacaklarına güvenip ona yerleşmediler; ahirete varacakları konusunda da kendilerini güvende saymadılar. Ey Câbir! Ahiret kalıcılık yurdudur; dünya ise yok oluş ve zeval yurdudur. Fakat dünya ehli gaflet ehlidir. Sanki müminler derin anlayış sahibi, düşünce ve ibret ehlidirler. Kulaklarıyla işittikleri şeyler onları Allah’ı anmaktan sağır etmez; gözleriyle gördükleri süs de onları Allah’ı anmaktan kör etmez. Böylece o ilmi kazandıkları gibi ahiret sevabını da kazandılar. Bil ki ey Câbir! Takva ehli, dünya ehli içinde geçimi en kolay olanlar ve sana yardımı en çok olanlardır. Sen hatırlarsın, onlar sana yardım ederler; unutursan sana hatırlatırlar. Allah’ın emrini çokça söylerler ve Allah’ın emri üzerine ayakta dururlar. Sevgilerini Rablerinin sevgisine bağlamış, hükümdarlarına itaat için dünyadan ürkmüşlerdir. Kalpleriyle Allah’a ve O’nun sevgisine yönelmişler ve bunun, yüce mertebesinden dolayı bakılması gereken asıl şey olduğunu bilmişlerdir. Dünyayı, konaklayıp sonra ayrıldığın bir konak gibi ya da uykunda bulduğun bir mal gibi gör; uyanınca ondan yanında hiçbir şey kalmaz. Ben sana bunu ancak örnek olarak verdim; çünkü dünya, akıl ve Allah bilgisi sahiplerinin yanında gölgelerin gölgesi gibidir. Ey Câbir! Allah’ın sana emanet ettiği dinini ve hikmetini koru. Allah katında senin için ne bulunduğunu, ancak senin kendi nefsinde O’nun için ne bulundurduğunla sor. Eğer dünya sana anlattığım gibi değilse, o zaman kınanıp özür dilenecek yurda geç. Ömrüme yemin olsun ki, nice kimse bir şeye hırsla sarılmış, o şey kendisine geldiğinde onunla bedbaht olmuştur; nice kimse de bir şeyi hoş görmemiş, o şey kendisine geldiğinde onunla mutlu olmuştur. Bu, Allah’ın şu sözüdür: “Allah iman edenleri arındırsın ve kâfirleri yok etsin diye.” (Âl-i İmrân 141)