Hüseyin b. Hasan el-Hasenî dedi ki: Bana Ebu’t-Tayyib el-Müsennâ Yakub b. Yasir rivayet etti. Dedi ki: Mütevekkil şöyle derdi: “Yazıklar olsun size! İbnü’r-Rızâ’nın işi beni âciz bıraktı. Benimle içmeyi, benimle sohbet meclisinde bulunmayı kabul etmiyor; bu konuda ondan bir fırsat da bulamıyorum.” Ona dediler ki: “Eğer onda böyle bir fırsat bulamıyorsan, işte kardeşi Musa vardır; oyunbazdır, saz çalar, yer, içer ve âşık olur.” Dedi ki: “Ona haber gönderin, onu getirin; böylece onunla insanların gözünü boyayalım ve ‘İbnü’r-Rızâ’ diyelim.”
Ona yazdı ve o da ikram edilerek getirildi. Bütün Haşimoğulları, kumandanlar ve insanlar onu karşıladı. Planı şuydu: Geldiğinde ona bir arazi tahsis edecek, orada onun için bina yaptıracak, şarapçıları ve şarkıcı cariyeleri onun yanına taşıyacak, ona ihsanda bulunacak, iyilik edecek ve kendisi de orada onu ziyaret etsin diye ona seçkin bir konak hazırlayacaktı.
Musa gelince Ebu’l-Hasan onu Vasıf Köprüsü’nde karşıladı; bu, gelenlerin karşılandığı bir yerdi. Ona selam verdi, hakkını tam olarak yerine getirdi. Sonra ona şöyle dedi: “Bu adam seni, seni rezil etmek ve değerini düşürmek için getirdi. Ona asla nebiz içtiğini ikrar etme.” Musa ona, “Beni bunun için çağırdıysa benim çarem nedir?” dedi. O da, “Değerini düşürme ve bunu yapma; çünkü o yalnızca seni rezil etmek istemiştir” dedi. Musa bunu kabul etmedi. O, bunu ona tekrar tekrar söyledi. Onun kabul etmediğini görünce, “Dikkat et, bu öyle bir meclistir ki sen ve o orada asla bir araya getirilmeyeceksiniz” dedi.
Musa üç yıl kaldı. Her gün sabah erkenden giderdi; ona, “Bugün meşgul oldu, akşam gel” denirdi. Akşam giderdi; ona, “Sarhoş oldu, sabah erken gel” denirdi. Sabah erken giderdi; ona, “İlaç içti” denirdi. Üç yıl boyunca böyle kaldı. Nihayet Mütevekkil öldürüldü ve onunla o mecliste hiç bir araya gelmedi.