Ali b. Muhammed, İbrahim b. Muhammed et-Tâhirî’den rivayet etti. Dedi ki: Mütevekkil, kendisinde çıkan bir çıban yüzünden hastalandı ve bu yüzden ölüm tehlikesine yaklaştı. Kimse ona demirle dokunmaya cesaret edemedi. Annesi, eğer iyileşirse kendi malından Ebu’l-Hasan Ali b. Muhammed’e büyük bir mal götürmeyi adadı. Feth b. Hâkân ona, “Şu adama bir elçi gönderip sorsan; onda seni feraha çıkaracak bir tarif bulunmaktan uzak değildir” dedi. Bunun üzerine ona elçi gönderdi ve hastalığını anlattı. O da elçiyi geri göndererek koyun küsbesinin alınıp gül suyuyla karıştırılmasını ve üzerine konulmasını söyledi. Elçi dönüp onlara haber verince onun sözünü alaya almaya başladılar. Feth ona, “Vallahi o söylediğini daha iyi bilir” dedi. Küsbeyi getirdi, söylediği gibi yaptı ve üzerine koydu. Uyku ona galip geldi ve sakinleşti. Sonra çıban açıldı, içindeki şey çıktı. Annesine iyileştiği müjdelendi. O da kendi mührü altında ona on bin dinar gönderdi.
Sonra hastalığından kalkınca Bathâî el-Alevî, ona “Ona mallar ve silahlar taşınıyor” diye ihbarda bulundu. Bunun üzerine Said el-Hâcib’e, “Gece ona baskın yap, yanında bulduğun mal ve silahları alıp bana getir” dedi. İbrahim b. Muhammed dedi ki: Said el-Hâcib bana şöyle dedi: Gece onun evine gittim, yanımda bir merdiven vardı. Çatıya çıktım. Karanlıkta bazı basamaklara indiğimde eve nasıl ulaşacağımı bilemedim. O bana, “Ey Said, yerinde dur; sana mum getirilsin” diye seslendi. Çok geçmeden bana mum getirdiler. İndim. Onu üzerinde yünden bir cübbe, başında da ondan bir külah; önünde hasır üzerinde bir seccade varken buldum. Onun namaz kılmakta olduğundan şüphe etmedim. Bana, “Evler senin önünde” dedi. Odalara girdim, aradım; içinde hiçbir şey bulamadım. Odasında Mütevekkil’in annesinin mührüyle mühürlenmiş para kesesini ve mühürlü bir torba buldum. Bana, “Seccade senin önünde” dedi. Onu kaldırdım; kılıfı süslenmemiş bir kılıç buldum. Bunları aldım ve ona gittim. Mütevekkil, annesinin mührünü para kesesi üzerinde görünce ona haber gönderdi. Annesi yanına çıktı. Özel hizmetçilerden biri bana onun şöyle dediğini haber verdi: “Senin hastalığında senden ümidimi kestiğim zaman, eğer iyileşirsen kendi malımdan ona on bin dinar götürmeyi adamıştım. Onu ona götürdüm. Bu da torba üzerindeki mührümdür.” Diğer torbayı açtı; içinde dört yüz dinar vardı. Bunun üzerine o para kesesine başka bir para kesesi daha ekledi ve bunları ona götürmemi emretti. Ben de götürdüm; kılıcı ve iki torbayı geri verdim. Ona, “Ey efendim, bu bana ağır geldi” dedim. Bana, “Zulmedenler hangi dönüş yerine döneceklerini bileceklerdir” dedi.