Ebu’l-Hasan Musa b. Ca‘fer’in Doğumu Babı
Ebu’l-Hasan Musa, Ebvâ’da yüz yirmi sekizinci yılda doğdu; bazıları yüz yirmi dokuzuncu yılda doğduğunu söyledi. Receb ayından altı gün geçtikten sonra, yüz seksen üçüncü yılda, elli dört veya elli beş yaşındayken vefat etti. Bağdat’ta Sindî b. Şâhek’in hapishanesinde vefat etti. Harun onu Medine’den yüz yetmiş dokuzuncu yılın şevval ayından on gece kala götürmüştü. Harun, ramazan umresinden dönerken Medine’ye gelmiş, sonra hac için yola çıkmış ve onu da beraberinde götürmüştü. Sonra Basra yolu üzerinden dönmüş, onu Îsâ b. Ca‘fer’in yanında hapsettirmiş, sonra Bağdat’a sevk ettirerek Sindî b. Şâhek’in yanında hapsettirmişti. O da onun hapishanesinde vefat etti ve Bağdat’ta Kureyş kabristanına defnedildi. Annesi, Hamîde denilen bir ümmü veled idi.
Hüseyin b. Muhammed el-Eş‘arî, Muallâ b. Muhammed’den; o Ali b. Sindî el-Kummî’den; o Îsâ b. Abdurrahman’dan; o da babasından rivayet etti.
Babası şöyle dedi: Ukkâşe b. Mihsan el-Esedî’nin oğlu Ebu Ca‘fer’in yanına girdi; Ebu Abdullah da onun yanında ayaktaydı. Ona üzüm sundu ve şöyle buyurdu: Yaşlı kimse ve küçük çocuk üzümü tane tane yer; doymayacağını zanneden kimse ise üçer dörder yer; sen onu ikişer ikişer ye, çünkü bu müstehaptır. Sonra Ebu Ca‘fer’e, “Ebu Abdullah’ı niçin evlendirmiyorsun? Artık evlenme çağına ulaştı” dedi. Önünde mühürlü bir kese vardı. Ebu Ca‘fer şöyle buyurdu: Berber halkından bir köle tüccarı gelecek, Meymûn’un evine inecek; biz de bu keseyle onun için bir cariye satın alacağız. Aradan bir süre geçti. Bir gün Ebu Ca‘fer’in yanına girdik. Bize, “Size sözünü ettiğim köle tüccarından haber vereyim mi? Gelmiştir. Gidin, bu keseyle ondan bir cariye satın alın” buyurdu. Tüccara gittik. O, “Yanımdakileri sattım; yalnız iki hasta cariye kaldı, biri ötekinden daha iyi durumda” dedi. Biz, “İkisini çıkar da bakalım” dedik. Onları çıkardı. Biz, “Bu daha iyi durumda olanı bize kaça satarsın?” dedik. “Yetmiş dinara” dedi. Biz, “İyilik et” dedik. O, “Yetmiş dinardan aşağı indirmem” dedi. Biz ona, “Bu kesede ne kadar varsa onunla senden satın alıyoruz; içinde ne olduğunu bilmiyoruz” dedik. Yanında başı ve sakalı beyaz bir adam vardı. O, “Açın ve tartın” dedi. Köle tüccarı, “Açmayın; çünkü yetmiş dinardan bir habbe eksik çıkarsa sizinle alışveriş yapmam” dedi. Yaşlı adam, “Yaklaşın” dedi. Yaklaştık, mührü çözdük ve dinarları tarttık; tam yetmiş dinardı, ne fazla ne eksik. Cariyeyi aldık ve Ebu Ca‘fer’in yanına götürdük; Ca‘fer de yanında ayaktaydı. Olanı Ebu Ca‘fer’e anlattık. Allah’a hamdetti ve onu övdü, sonra cariyeye, “Adın nedir?” dedi. O, “Hamîde” dedi. Bunun üzerine, “Dünyada Hamîde, ahirette Mahmûde. Bana kendinden haber ver; bakire misin, dul musun?” dedi. O, “Bakireyim” dedi. Ebu Ca‘fer, “Nasıl olur? Köle tüccarlarının eline düşen hiçbir şey yoktur ki onu bozmasınlar” dedi. Cariye şöyle dedi: O bana gelirdi ve erkeğin kadına oturduğu yere benden otururdu; fakat Allah onun üzerine başı ve sakalı beyaz bir adamı musallat ederdi, o da adam kalkıncaya kadar ona tokat vururdu. Bunu bana defalarca yaptı; o yaşlı adam da ona defalarca böyle yaptı. Bunun üzerine Ebu Ca‘fer, “Ey Ca‘fer! Onu yanına al” buyurdu. Böylece o, yeryüzü halkının en hayırlısı olan Musa b. Ca‘fer’i doğurdu.