Muhammed b. Yahyâ → Seleme b. Hattâb → Hüseyin b. Abdurrahman → Ali b. Ebî Hamza → Ebu Basîr → Ebu Abdullah.
Ebu Abdullah, Allah’ın “Kim benim zikrimden yüz çevirirse, onun için dar bir geçim vardır” sözü hakkında şöyle buyurdu (Tâhâ 124): Bununla Müminlerin Emiri’nin velayeti kastedilmiştir. Ben, “Kıyamet günü onu kör olarak haşrederiz” dedim (Tâhâ 124); o şöyle buyurdu: Ahirette gözleri kör, dünyada ise Müminlerin Emiri’nin velayeti hususunda kalbi kör demektir. O, kıyamette şaşkın hâlde “Rabbim! Beni neden kör haşrettin, hâlbuki ben görürdüm?” der; Allah “İşte böyle; ayetlerimiz sana geldi, sen onları unuttun” buyurur (Tâhâ 125-126); ayetler imamlardır; “sen onları unuttun” yani onları terk ettin; “bugün de böyle unutulursun” yani imamları terk ettiğin, onların emrine itaat etmediğin ve sözlerini dinlemediğin gibi bugün de ateşte terk edilirsin. Ben, “İşte haddi aşan ve Rabbinin ayetlerine iman etmeyen kimseyi böyle cezalandırırız; ahiret azabı elbette daha şiddetli ve daha kalıcıdır” dedim (Tâhâ 127); o şöyle buyurdu: Yani Müminlerin Emiri’nin velayetine başkasını ortak eden, Rabbinin ayetlerine iman etmeyen, imamları inatla terk eden, onların izlerine uymayan ve onları veli edinmeyen kimse. Ben, “Allah kullarına lütufta bulunandır; dilediğini rızıklandırır” dedim (Şûrâ 19); o şöyle buyurdu: Bu, Müminlerin Emiri’nin velayetidir. Ben, “Kim ahiret ekinini isterse” dedim (Şûrâ 20); o şöyle buyurdu: Müminlerin Emiri’ni ve imamları tanımaktır; “onun ekinini artırırız” sözü hakkında şöyle buyurdu: Ondan ona artırırız; yani onların devletinden payını tam olarak alır. “Kim dünya ekinini isterse, ona ondan veririz; ahirette ise onun hiçbir payı yoktur” sözü hakkında şöyle buyurdu (Şûrâ 20): Hak devletinde, Kâim ile birlikte onun hiçbir payı yoktur.