Sedîr dedi ki: Ebû Cafer’i işittim. O içeri giriyor, ben dışarı çıkıyordum. Elimden tuttu, sonra eve yöneldi ve dedi ki: “Ey Sedîr! İnsanlara ancak bu taşlara gelmeleri, onları tavaf etmeleri, sonra bize gelip bize olan velâyetlerini bildirmeleri emredildi. Allah’ın sözü de budur: ‘Şüphesiz ben tövbe eden, iman eden, salih amel işleyen, sonra hidayete eren kimse için çok bağışlayıcıyım.’ (Tâhâ 82)” Sonra eliyle göğsüne, bizim velâyetimize işaret etti.
Sonra dedi ki: “Ey Sedîr! Sana Allah’ın dininden alıkoyanları göstereyim mi?” Sonra o zamanda mescitte halkalar hâlinde bulunan Ebû Hanîfe ve Süfyân es-Sevrî’ye baktı ve dedi ki: “Bunlar Allah’tan bir hidayet ve apaçık bir kitap olmaksızın Allah’ın dininden alıkoyanlardır. Bu habisler evlerinde otursalardı, insanlar dolaşır ve Allah’tan ve Resulünden kendilerine haber verecek kimse bulamazlardı; sonunda bize gelirlerdi, biz de onlara Allah’tan ve Resulünden haber verirdik.”