Şüphesiz bunda, kalbi olan ya da kulak verip dikkat kesilen kimse için bir öğüt vardır.
Diyanet Vakfı
Şüphesiz ki bunda aklı olan veya hazır bulunup kulak veren kimseler için bir öğüt vardır.
Kurtubi Tefsiri
Muhakkak ki bunda kalbi olan veya kendisi şahit olarak dikkatle kulak veren kimse için elbette öğüt vardır.
“Muhakkak ki bunda kalbi” onunla düşünecek bir aklı
“olan… için elbette öğüt vardır.” Bu sûrede sözünü ettiğimiz hususlarda bir hatırlatma ve bir öğüt bulunmaktadır. Burada akıl kastedilerek kalb zikredilmiştir, çünkü aklın yeri orasıdır. Bu anlamdaki açıklamayı Mücahid ve başkaları yapmıştır.
Hayatta olan ve hakkı batıldan ayırdedebilecek bir ruhi gücü bulunan kimseler için (öğüt vardır), diye de açıklanmıştır. Bu durumda yaşayan nefis, kalb diye ifade edilmiştir. Çünkü bu nefsin yeri ve hayat kaynağı orasıdır. Nitekim İmruu’l-Kays şöyle demiştir;
“Senin sevgin beni öldürüyor diye ve sen bu kalbe
Her ne emredersen, yapıyor olması mı seni aldanışa sürükledi?”
Kur’ân-ı Kerîm’de de yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
“Ta ki hayatta olan kimseleri korkutup uyarsın…” (Yasin, 36/70) Yahya b. Muaz dedi ki: îki türlü (insan) kalb(i) vardır: Birisi dünya meşgaleleri ile dolup taşmaktadır. Öyle ki ahiret ile ilgili herhangi bir durum hatıra gelecek olursa ne yapacağını bilemez. Bir başka kalb ise ahiretin korkulu halleri ile dolup taşmaktadır. Öyle ki dünya işlerinden herhangi birisi karşısına çıkacak olursa, kalbi ahiretle meşgul olup gittiğinden dolayı ne yapacağını bilemez.
“Veya kendîsi” yani kalbi
“şahid olarak dikkatle kulak veren” yani Kur’ân’ı dinleyen
“kimse için elbette öğüt vardır.”
Araplar: “Bana kulak ver, beni dinle” derler. Dinlemenin keyfiyeti ve bunun sağladığı sonuçlar ile ilgili açıklamalar daha önce Ta-Ha Sûresi’nde (20/13- âyetin tefsirinde) geçmiş bulunmaktadır.
“Kendisi şahit olarak” âyetini ez-Zeccâc: Kalbi dinlediği şeylere kulak kesilen, diye açıklamıştır. Süfyan ise: Kendisi orada bulunuyorken kalbi gaib olmayan demektir, diye açıklamıştır.
Âyet-i kerimenin kitap ehli hakkında olduğu da söylenmiştir ki, bu görüş Mücahid ve Katade’nindir. el-Hasen de: Bu âyet özellikle yahudilerle hristiyanlar hakkındadır; Muhammed b. Ka’b ve Ebû Salih de: Bu âyet özel olarak Kur’ân ehli hakkındadır, demişlerdir.