Ağzından bir söz çıkmaz ki yanında gözetleyen hazır bir melek bulunmasın.
Diyanet Vakfı
İnsan hiçbir söz söylemez ki, yanında gözetleyen yazmaya hazır bir melek bulunmasın.
Kurtubi Tefsiri
O bir söz söylemeye dursun, mutlak onun yanında görüp gözetlemeye hazır biri vardır.
“O bir söz söylemeye dursun, mutlak onun yanında görüp gözetlemeye hazır biri vardır.” Yani o bir şey söyledi mi mutlaka yazılır. Bu (söz söylemek demek olan lâfız) yemeğin ağızdan çıkarılması anlamında kullanılan: den alınmıştır,
Rakib’in üç anlamı vardır:
1- İşleri takib eden,
2- Koruyup gözetleyen. -bu açıklamayı es-Süddî yapmıştır.
3- Şahid ve şahit olan anlamındadır, Bunu da ed-Dahhak söylemiştir.
Atîd de iki anlama gelir.
1- Devamlı hazır olan ve kaybolmayan;
2- Ya tesbit etmek, yahut tanıklık etmek için hazırlanmış koruyucu, gözetleyici, demektir. el-Cevherî dedi ki: Atîd hazır ve hazırlanmış şey demektir. “Belli bir gün için onu hazırladı, hazırlamak” anlamındadır. Yüce Allah’ın:
” Onlara rahatça yaslanacak bir yer hazırladı.” (Yusuf, 12/31) âyetinde de bu kökten gelen lâfız kullanılmıştır. “Koşmak için hazırlanmış at” anlamındadır.
Derim ki: Bütün bunlar hazır bulunmak anlamında birleşmektedir. Şairin şu beyitinde de bu anlamdadır:
“Sen eğer gözümün önünde hazır bulunmuyor isen de,
Senin hatıran kalpte daima hazırdır.”
Ebû’l-Cevza ve Mücahid dediler ki: Hastalığı halindeki inlemesi de dahil olmak üzere insanın herşeyi onun adına yazılır. İkrime de: Ya kendisi sebebiyle ecir alacağı yahut ceza göreceği şeyler dışındakiler yazılmaz. Bir görüşe göre de; konuştuktan yazılır. Gün bitince mubah olan şeyleri silinir. Kalk, otur, ye türünden ecir ya da günahı gerektirmeyen sözler gibi. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.
Ebû Hüreyre ve Enes’den rivâyet edildiğine göre Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Her Hafaza meleklerinden ikisi, tesbit ettiklerini yüce Allah’ın huzuruna yükseltip sunduklarında Allah da sahifenin başında bir hayır, sonunda da bir hayır görürse mutlaka yüce Allah meleklerine: Şahit olun ki ben sahifesinin başı ile sonu arasında kileri kuluma bağışladım, der.” Beyhaki, Şuabu’l-Îman, V, 392; Deylemi, Firdevs, IV, 54.
Ali (radıyallahü anh) da şöyle demiştir: “Şüphesiz yüce Allah’ın beraberlerinde beyaz sahifeleri bulunan melekleri vardır. Bunlar sahifenin başına ve sonuna eğer bir hayır yazacak olurlarsa (yüce Allah da) size bu ikisi arasındakileri bağışlar.”
Hafız Ebû Nuaym da şunu rivâyet etmektedir: Bize Ebû Tahir Muhammed b. el-Fadl b. Muhammed b. İshak b. Huzeyme anlattı, dedi ki: Bize dedem Muhammed b. İshak anlattı, dedi ki: Bize Muhammed b. Mûsa el-Haraşî anketi, dedi ki: Bize Süheyl b. Abdullah anlattı dedi ki: Ben el-Ameş’î Zeyd b. Vehb’ten şunu naklederken dinledim: Zeyd b. Vehb, İbn Mes’ûd’dan şöyle dediğini nakletmektedir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Hafaza melekleri yüce Allah’ın erkek ya da dişi kulu üzerine indiklerinde beraberlerinde mühürlü bir kitab bulunur. Onlar bu kitaba erkek yahut dişi kulun söylediklerini yazarlar. Ayrılıp gitmek istediklerinde biri diğerlerine: Beraberinde bulunan mühürlü kitabın mührünü çöz, der. O da onun önünde kitabın mührünü açar ve bakar ki, o kitabın içinde yazılı olanlar (ile yazdıkları) aynı şeylerdir.” İşte yüce Allah’ın:
“Bir söz söylemeye dursun mutlak onun yanında görüp gözetlemeye hazır biri vardır” âyeti bunu anlatmaktadır. Bu hadis el-Ameş’in Zeyd’den yaptığı rivâyet olarak garibtir. Ondan bunu Süheyl’den başkası rivâyet etmemiştir Ebû Nuaym, Hilye, IV, 173; V, 57
Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın şöyle buyurduğu rivâyet edilmektedir: “Yüce Allah her kulu için iki melek görevlendirmiştir. Bunlar onun amelini yazarlar. Bu kul öldü mü, Rabbimiz filan kişi öldü, artık bizim de semaya yükselmemize izin ver, derler. Yüce Allah da: Benim semavatım, benim meleklerimle dolup taşmaktadır. Onlar Beni teşbih eder dururlar, diye buyurur. Bunun üzerine o iki melek: Rabbimiz o halde biz yeryüzünde (mi) ikamet edelim, derler. Yüce Allah: Benim arzım, benim yarattıklarımla dolup taşmaktadır. Onlar Beni teşbih edip duruyorlar, dîye buyurur. Bunun üzerine melekler: Rabbimiz o halde nerede duralım? derler. Yüce Allah: Kulumun kabri başında bulunun, der. Orada Beni tekbir ediniz, tehlil getiriniz, Beni tesbih ediniz ve kıyâmet gününe kadar bunları Benim kulumun adına yazınız. ” Beyhaki, Şuabtı’l-Îman, V, 1H4, ravilerinden Osman b. Matar’ın “kuvvetli’ olmadığı kaydıyla.