"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Kadı (hakim)’in şartları

Hakim’de bulunması gereken şartlar üçtür:

Kemal şartı, bu da iki türdür: Hükümlerin kemali ve hilkatin kemali. Hükümlerin kemali, bunda buluğa ermiş, akıl sahibi olması, hür ve erkek olmasına itibar edilir. Hilkatin kemaline gelince, konuşabilmesi, işitebilmesi ve görebilmesi gerekmektedir. Çünkü lal olan bir kişinin hükmü konuşarak ifade etmesi mümkün değildir. İşaretle vereceği hükmü de herkes anlamayabilir. Sağır olan da iki hasmın sözlerini işitemez. Kör olan da davalı ile davacının, ikrar edenle, ikrar etmeyenin, şahitle, şahit olmayanın kim olduğunu bilemez. Şafii ashabından bazıları, hakimin kör olmasının (hüküm vermede) caiz olacağını ifade etmişlerdir. İşaretleri anlaşılan lal (dilsiz) bir hakim hakkında ise iki görüşleri gelmiştir.
el-Muvaffak der ki: Bize göre bu duyu ve hisse bağlı durumların şahit olma konusuna etkisi vardır. Hükmün velayeti ise bu şahitliğin kaybolmasını engeller, tıpkı işitme konusu gibi. Çünkü bu, şahitliğin konumu, hüküm verme konumu gibi değildir. Şahit olan bir kimse az dahi olsa birtakım hadiselere şahitlik ve tanıklık yapar ve ona bu hususlarda ihtiyaç duyulur, belki de bunların gerçek bilgisine dahi müptela olmuş olabilir. Hakimin velayeti ise ammedir, herkesi kapsar, insanların geneli hakkında hüküm vermektedir. Dolayısıyla hakimin (mahkemede) şahitliği kabul edilmediğine göre, hüküm verme de bu öncelikli olarak kabul edilmez.
Adalet şartı. Fasık olan ve şahitliği engelli kimselerin hüküm vermeye atanması caiz değildir.
İçtihad edebilecek kimselerden olması şartı. Bunu, İmam Malik, İmam Şafii ve bazı Hanefiler söylemiştir. Çünkü Yüce Allah buyurur ki: “Aralarında Allah’ın indirdikleriyle hükmedesin diye…” (Maide Suresi: 49) Şöyle de buyurur: “Allah’ın sana gösterdiği şekilde insanlar arasında hükmedesin diye…” (Nisa Suresi 105) Şüphesiz hüküm vermek, fetva vermekten daha kapsamlıdır. Çünkü hüküm vermek, fetva vermesinin yanında bir de bağlayıcılığı ifade eder. Sonra müftünün avamdan olan bir mukallit olması da caiz değildir. Öyleyse hüküm vermek daha evla olur.
Bazı Hanefiler ise: Müftünün avamdan bir mukallit olması ve taklit ederek hüküm vermesi caizdir, demişlerdir. Çünkü bundan kasıt zaten hasımların arasını ayırmaktır. Bunu taklit ederek de olsa icra etmesi mümkün olursa, caiz olur, tıpkı bilirkişilerin sözüyle hüküm vermesine benzemektedir.
Hakimin baskı yapmaksızın güçlü (otoriter) olması, zafiyete kapılmadan nazik olması gerekir. Yanlışında gücüne tevessül etmeyecek, adaletinde de zafiyete yenik düşmeyecek. Halim selim, ağırbaşlı olacak, basiretle ve dikkatle işe sarılacak. Gaflete mahal vermeyecek ve hileye asla başvurmayacak birisi olması gerekir. İşitme ve görmesi düzgün, velayeti altında bulunanların dillerini bilen, afif, vera sahibi ve nezih karakterli olması gerekir. Açgözlülükten uzak, ifadesi berrak, görüş ve istişareye açık, sözünde de yumuşak olması gerekir. Vaadinde heybetli ve sözünde vefalı olmalıdır. Delil getiren kişinin bundan kaçınmasına sebebiyet verecek derecede de sert ve zorba olmamalıdır.
Meclisine (mahkemeye) ise en adil ve en mükemmel hali vaziyetinde gelmelidir. Öfkesinden arınık gelmeli, şiddetli açlık ve susuzluk çekmemelidir. Çok sevinçli ve çok üzüntülü olmamalı, çok düşünceli ve çokça ağrılar çeken olmamalıdır. Büyük ve küçük tuvaletinin veya ikisinden birisinin bulunduğu hali durumda olmamalı ve aynı şekilde (hüküm verirken) kalbi uyutan esnemeye de kapı aralamamalıdır. Zira bunları yapmazsa kalbi (hüküm vermeye) toparlanmış ve zihni de hazır bulunmuş olur, doğruyu elde etmeye de yakın olur, düşüncesi rey konumunda olur.
Bu sebepledir ki Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem): “Sizden birisi öfkeli iken iki kişi arasında hüküm vermesin.” buyurmuştur. Buhari ve Müslim, bu hadis hakkında ittifak etmiştir. Böylece öfkeyi dindirmesini istemiştir ve bu manada zikri geçen diğer hususlara da dikkatleri çekmiş oluyor.
el-Muvaffak (İbn Kudame) der ki: Bildiğimiz kadarıyla hakimin öfkeli olması halinde kendisinin hüküm vermesinin gerekli olmayacağı noktasında ilim ehli arasında bir ihtilaf yoktur. Öfkeli olmasının manası ise iki de bir aklını meşgul eden her şeydir.
Eğer öfkeli ve buna benzer bir durumda olduğu halde hüküm verirse, el-Kadı (İyaz)’dan aktarıldığına göre, o vakit bu hükmü uygulanmaz; çünkü bu durumda hüküm vermesi yasak kılınmıştır. Yasak olan bir şey de onun fasit olacağını gerektirir. “el-Mücerred” eserinde ise hükmü uygulanır, görüşü gelmiştir. Bu da Şafii mezhebine aittir.
Şöyle de denilmiştir: Hakimin öfkeli iken hüküm vermesinden men edilmiş olması, ancak konu hakkında hükmü vermeden evvel olması durumunda söz konusudur. Ama hükmü açıklar ve sonrasında öfke sirayet edecek olursa, bu bir sıkıntı doğurmaz; çünkü hak bu öfkesinden önce ortaya çıkmış olacağından, bu durumda iken öfkelenmesinin bir etkisi yoktur.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/hukum-vermede-insanlar-uc-durumda-bulunurlar/,https://kutsalayet.de/hakimin-ilim-ehli-ve-guvenilir-kimselerle-musavere-etmesi/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız