De ki: “Hak geldi, batıl yok oldu. Şüphesiz batıl yok olmaya mahkûmdur.”
Diyanet Vakfı
Yine de ki: Hak geldi; batıl yıkılıp gitti. Zaten batıl yıkılmaya mahkumdur.
Kurtubi Tefsiri
De ki: “Hak geldi, bâtıl da çekişe çekişe can verdi. Çünkü bâtıl, can çekişe çekişe yok olucudur.”
Bu âyete dair açıklamalarımızı üç başlık halinde sunacağız:
1. Gelen Hak ve Giden Bâtıl:
Buhârî ve Tirmizî, İbn Mes’ûd’dan şöyle dediğini naklederler: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Mekke’nin fethi yılında Mekke’ye girdiğinde, Ka’be’nin etrafında üçyüz altmış tane put vardı. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) elinde bulunan bir çubuk -ravi belki de: sopa dedi- ile o putları dürtmeye ve bu esnada da:
“Hak geldi bâtıl da çekişe çekişe can verdi. Çünkü bâtıl can çekişe çekişe yok olucudur Hak geldi, bâtıl ise ne baştan bir şey var edebilir, ne de iade edebilir” (Sebe’, 34/49) diyordu. Lâfız, Tirmizî’nindir. (Tirmizî) dedi ki: Bu hasen, sahih bir hadistir. Tirmizî, Tefsir 17. sûre 8. Ayrıca Buhârî, Tefsir 17. sûre 2; Müsned, 1. 377. Müslim’de de bu şekilde; “(……..): Putlar, dikili taşlar” lâfzı iledir. Bir rivâyette ise, “(……..): Putlar” diye geçmektedir. Müslim, Cihâd 87. İlim adamlarımız derler ki: Putların bu sayıda olmalarının sebebi, onların hergün bir putu tazim ediyor olmaları idi. En büyüklerine tazim için ise iki gün ayırırlardı.
Hadis’deki: “Elindeki bir sopayla onları dürtmeye koyuldu” ifadesi ile ilgili olarak denildiğine göre; bu putlar kurşun ile yere sabitleştirilmişlerdi. Kendisi ise, her bir putun suratını dürttükçe o da sırt üstü geri yıkılıyordu. Yahut, arkasından dürterse yüz üstü yıkılıyordu ve şöyle diyordu: “Hak geldi, bâtıl da çekişe çekişe can verdi. Çünkü bâtıl, can çekişe çekişe yok olucudur.” Bunu da Ebû Ömer ve Kâdı Iyâd nakletmişlerdir.
el-Kuşeyri dedi ki: O putlardan yüzüstü yıkılmadık hiç bir put kalmadı, daha sonra verdiği emir ile kırıldılar.
2. Müşriklerin Put ve Heykelleri ve Masiyet Araçlarının Kırılması:
Bu âyet-i kerimede, yenik düşürüldükleri takdirde müşriklerin putlarının ve bütün heykellerinin yıkılacağına delil vardır. Mana itibariyle bâtıla âlet olan ve ancak yüce Allah’a isyana elverişli bulunan, yüce Allah’ın, zikrinden alıkoymaktan başka hiç bir anlamı da olmayan tanbur, ucî ve zurna gibi bütün bâtıl âletlerinin kırılması da kapsamına girmektedir.
İbnü’l-Munzir dedi ki: Taş, tahta ve buna benzer yapılmış bütün suretler ile insanların ancak -yasak kılınmış bulunan- eğlence için kullandıkları ve faydasız olan her şey bu put hükmündedir. Bunların herhangi birisinin satılması câiz değildir. Bundan tek istisna altın, gümüş, demir ve kurşundan yapılmış putlardır. Ancak, bunların da mevcut suretlerinin değiştirilerek külçe veya parçalar haline getirilip değişikliğe uğramaları şarttır. O takdirde bunların alınıp satılmaları câiz olur.
el-Mühelleb der ki: Batıla dair aletlerden kırılıp da kırıldıklarından sonra alıkonulmalarında eğer herhangi bir menfaat var ise onların sahiplerinin kırılmış halleriyle bunları alması öncelikli hakkıdır. Ancak İmâmın, malî cezayı ve işi sıkı tutmayı daha ağırlaştırmak kastıyla bunları ateşte yakma görüşüne sahip olması müstesnadır. İbn Ömer (radıyallahü anh)’ın bu gibi şeyleri yaktığına dair uygulaması, bundan önce geçmiş bulunmaktadır. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)in, cemaat namazına gelmeyip geride kalanların evlerini yıkmak istediği de bilinen bir husustur. Buhârî, Ezan 29, Ahkâm 52: Müslim, Mesâcid 251: Tirmizî. Salât 48; Nesâî, İmânıe 49: Dârimî, Salât 54: Muvatta’’, Salâtul-Cemâa 3: Müsned, I. 450.
İşte bu ve bununla birlikte Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)in, sahibesi tarafından lanetlenmiş dişi deve hakkında söylediği şu âyeti malî cezalarda aslî bir kaidedir: Hazret-i Peygamber şöyle buyurmuştur: “Haydi o deveyi bırakınız, çünkü o lanetlenmiştir.” Müslim, Birr 80-81: Ebû Dâvûd, Cihâd 50: Dârimî, İsti’zân 45: Müsned, IV. 429, 43J. VI, 72 Böylelikle Hazret-i Peygamber, sahibesini te’clip etmek ve yaptığı beddua dolayısıyla onu cezalandırmak maksadıyla deve üzerindeki mülkiyetini izale etmiştir. Ömer b. el-Hattâb (radıyallahü anh) da sahibi tarafından su katılmış sütü dökmüştür.
3. Bu Hususta Tamamlayıcı Bilgiler:
Âyetin tefsiri ile ilgili yaptığımız bu açıklamalar, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın şu hadisini de bize hatırlatmaktadır: “Allah’a yemin ederim ki, Meryem oğlu Îsa adaletli bir hakem olarak inecektir. Yemin olsun haçı kıracak, domuzları öldürecek, cizyeyi kaldıracak (İslâm veya kılıçtan başkasını kabul etmeyecek) ve yemin olsun genç dişi develer dahi -mal çokluğundan dolayı- terk edilecekler, onlar üzerinde yol alınmayacaktır.” Bu hadisi Buhârî ve Müslim rivâyet etmişlerdir. Müslim, îman 243: Müsned, II. 494. Develer sözkonusu edilmeden: Buhârî, Buyu’ 102; Müslim, Îman 242.
Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in, üzerinde suret bulunan perdeyi yırtıp parçalaması da bu kabildendir. Aynı zamanda bu, sözünü ettiğimiz şekilde suret ve eğlence âletlerinin şeklini bozmaya da delildir. İşte bütün bunlar, bu gibi şeyleri edinmenin men edildiğini ve bunlara sahip olanın aleyhine olmak üzere bunların mahiyetlerinin değiştirilmesinin gerektiğini ortaya koymaktadır. Çünkü hiç şüphesiz bu gibi suretlere sahip olan kimseler kıyâmet gününde azap edilecekler ve onlara: Yarattıklarınızı diriltiniz, denilecektir. Bu da yeterlidir. İleride bu hususa dair açıklamalar, yüce Allah’ın izniyle en-Neml Sûresi’nde (27/37. âyetin tefsirinde) gelecektir.
“De ki: Hak” yani İslâm
“geldi.” Mücahid’in açıklamasına göre Kur’ân geldi. Cihad. diye de açıklanmıştır.
“Bâtıl” bir görüşe göre şirk, Mücâhid’e göre şeytan
“da çekişe çekişe can verdi.”
Ancak doğru olan lâfzın mümkün olduğu kadar umumî alınmasıdır. O takdirde tefsiri şöyle olur: Şeriat bütün muhtevasıyla geldi,
“batılda çekişe çekişe can verdi,” çürük ve batıl olduğu ortaya çıktı. Canın çıkması (zühûk) da buradan gelmektedir ki, bu da nefsin batıl olması yani, yok olması demektir. “(……..): Canı çıktı, çıkar” denilir. “(……..): Onu (o cam) ben çıkardım” demektir.
“Çünkü bâtıl, can çekişe çekişe yok olucudur” yani kalıcılığı yoktur. Hak ise sapasağlam kalır, sebat bulur.