1) Hicret etmesi kendisine vacip olan. Bu kimsenin hicret etmeye gücü de vardır. Bunun yanında onun -kafirlerin yanında ikamet ettiği için- dinini ya da dinin bir vacibini izhar etmeye imkanı yoktur. İşte bu kimsenin hicret etmesi vacip olur. Çünkü Yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Kendilerine yazık eden kimselere melekler, canlarını alırken: ‘Ne işte idiniz?’ dediler. Bunlar: ‘Biz yeryüzünde çaresizdik.’ diye cevap verdiler. Melekler de: ‘Allah’ın yeri geniş değil miydi, hicret etseydiniz ya!’ dediler. İşte onların barınağı cehennemdir; orası ne kötü bir gidiş yeridir.” (Nisa Suresi: 97) İşte buradaki tehdit, hicretin vacip olduğuna delalet etmektedir. Çünkü dininin bir vacibini yerine getirmek, gücü yeten kimseye vaciptir; hicret etmek de bu vacibi yerine getirip tamam ediyorsa kaçınılmaz olur. Çünkü bir vacibin ancak kendisiyle tamam olduğu şey de vaciptir.
2) Hicret edemeyen kimse. Bu ise bir hastalık sebebiyle ya da kalmaya ikrah nedeniyle mecbur olan yahut kadın ve çocuklar vb. gibi bir zaafiyeti sebebiyle hicret edemeyenlerdir. Bunlara hicret yoktur. Çünkü Allah’u Teala buyurur ki: “Erkekler, kadınlar ve çocuklardan (gerçekten) aciz olup hiçbir çareye gücü yetmeyenler, hiçbir yol bulamayanlar müstesnadır. İşte bunları, umulur ki Allah affeder; Allah çok affedicidir, bağışlayıcıdır.” (Nisa Suresi: 98-99) Bunlara hicret müstehap da değildir; çünkü onların buna güçleri yoktur.
3) Hicret etmesi kendisine vacip değil, (ama) müstehap olan kimse. Bu kimsenin hicret etmeye gücü vardır; ancak küfür diyarında ikamet ettiği halde dinini izhar edebilmektedir. Bu durumda, kafirlere karşı cihad etmeye ve Müslümanları sayıca hazırlamaya ve onlara yardımcı olmaya imkan bulması müstehap olur. Böylece kafirlerin çoğunun bulunduğu yerlerde ve içlerinde kalmaktan da kurtulmuş ve aralarında icra edilen kötülüklere de şahid olmamış olur. İşte bu kimsenin (küfür diyarında) ikamet ettiği halde, dininin vecibelerini de yerine getirmeye imkanı olduğu için, hicret etmesi vacip olmaz.