Öyleyse Rabbinin hükmüne sabret, onlardan günahkâra ve nanköre itaat etme.
Diyanet Vakfı
Artık Rabbinin hükmüne (boyun eğip) sabret; onlardan hiçbir günahkara, yahut hiçbir nanköre boyun eğme.
Kurtubi Tefsiri
O halde; Rabbinin hükmüne sabret ve onlardan günahkâr veya nankör hiçbir kimseye itaat etme!
“O halde Rabbinin hükmüne” kazasına, takdirine
“sabret” ed-Dahhak, İbn Abbâs’tan şöyle dediğini rivâyet etmektedir: Müşriklerin eziyetine sabret. Ben bu şekilde hüküm vermişimdir. Daha sonra bu âyet, kıtal (savaşı emreden) âyeti ile nesholdu.
Şöyle de açıklanmıştır: Rabbinin, sana yerine getirmeni emretmiş olduğu itaatlere dair hükmünü, sabırla yerine getir, yahutta Allah’ın hükmünü gözetle! Çünkü O, sana, seni onlara karşı muzaffer kılacağına dair söz vermiştir. Bununla birlikte acele etme! Çünkü o kaçınılmaz olarak gerçekleşecektir.
“Ve onlardan günahkâr” günah işleyen “veya nankör hiçbir kimseye itaat etme!” Yani kâfirlere itaat etme!
Ma’mer, Katade’den şöyle dediğini rivâyet etmektedir: Ebû Cehil: Şayet Muhammed’i namaz kılarken görecek olursam, onun boynuna basacağım dedi. Bunun üzerine yüce Allah:
“Ve onlardan günahkâr veya nankör hiçbir kimseye itaat etme!” âyetini indirdi.
Bu âyetlerin Utbe b. Rabia ile el-Velid b. el-Muğire hakkında indikleri de söylenmiştir. Bunlar, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’a gelerek ona peygamberlikten söz etmeyi terketmesi karşılığında mal vermeyi ve onu evlendirmeyi teklif ettiler. İşte:
“Ve onlardan günahkâr veya nankör hiçbir kimseye İtaat etme” âyeti bu ikisi hakkında inmiştir,
Mukâtil dedi ki: Evlendirme teklifini ona yapan Utbe b. Rabia idi. Ona şöyle demişti: Benim kızlarım Kureyş, hanımlarının en güzellerindendir. Ben sana kızımı mehirsiz evlendireceğim. Sen de bu işten vazgeç,
el-Velid de şöyle demişti: Şayet bu yaptıklarını mal elde etmek için yapıyor isen, ben, sana razı olacağın kadar mal vereceğim, buna karşılık bu işlen geri dön. Bunun üzerine bu âyet-i kerîme nazil oldu.
Ayrıca yüce Allah’ın:
“Onlardan günahkâr veya nankör hiçbir kimseye itaat etme” âyetindeki: “(……..): Veya”nın “vav-. ve”den daha vurgulu bir ifade olduğu da söylenmiştir. Çünkü “Sen Zeyd’e ve Amr’a itaat etme!” diyecek olursan, o kimse de onlardan birisine itaat ederse isyan etmiş olmaz. Çünkü ona verilen emir iki kişiye itaat etmemesi şeklindedir fakat:
“Onlardan günahkar veya nankör hiçbir kimseye itaat etme” diye buyurduğundan buradaki “veya” onlardan herbirisine ayrı ayrı karşı gelinip, itaat edilmemesi gerektiğini göstermektedir. Nitekim: Sen, el-Hasen’e veya İbn Sîrin’e muhalefet etme! yahut: el-Hasen’e veya İbn Sîrin’e uy, diyecek olursak; Bu ikisi de uyulmaya değer kimselerdir. Onlardan herbirisi arkasından gidilmeye layık kimselerdir, demiş oluruz. Bu açıklamayı ez-Zeccâc yapmıştır.
el-Ferrâ” da şöyle demiştir; Buradaki “veya” anlamındaki edat; olumsuzluk edatı konumundadır. Sanki: Ve nankör olan bir kimseye de…” demiş gibidir. Şair de şöyle demiştir:
“Ne yavrusunu yitirmiş ananın kederi benzer, benim kederime
Ne de yavrusunu kaybetmiş bir dişi devenin kederi
Yahut hacıların Arafe’den ayrıldıkları gün
Devesini kaybetmiş yaşlı bir adamın kederi.”
Burada şair; “Ve … yaşlı bir kimsenin kederi” demek istemiştir.
Buradaki
“günahkâr”dan kastın münafık,
“nankör”den kastın ise açıkça kâfir olduğunu ortaya koyan kâfir olduğu da söylenmiştir. Yani sen onların arasından günahkar bir kimseye de, nankör bir kimseye de itaat etme! Bu da el-Ferrâ’nın açıklamasına yakın bir açıklamadır.