Kâfir olanlar, kendilerine mühlet vermemizin kendi lehlerine olduğunu sanmasınlar. Biz onlara ancak günahlarını artırmaları için mühlet veriyoruz. Onlar için alçaltıcı bir azap vardır.
Okunuşu ve Kelime Anlamı
Ve la yahsebennellezine keferu enne ma numli lehum hayrun li-enfusihim (inkâr edenler kendilerine mühlet vermemizi hayır sanmasınlar) innema numli lehum li-yezdu isu men (onların günahlarını artırmaları için mühlet veriyoruz) ve lehum azabun muhin (onlar için alçaltıcı azap vardır)
Mukatil Tefsiri
Bu ayet, Uhud günü Ebû Süfyân ve arkadaşları hakkında nazil olmuştur.
“Kâfirler sanmasınlar ki kendilerine mühlet vermemiz kendileri için hayırlıdır.”
Yani Uhud’da üstünlük elde etmeleri ve kendilerine süre tanınması onların yararına değildir.
“Biz onlara ancak günahlarını artırmaları için mühlet veriyoruz.”
Yani küfür üzere kalmaya devam ederek günahlarını çoğaltsınlar diye onlara süre verilmektedir.
“Onlar için aşağılayıcı bir azap vardır.”
Yani horlayıcı ve zillete düşürücü bir azap vardır.
Taberi Tefsiri
Yüce Allah bununla şöyle buyurmaktadır: Allah’a, Resûlüne ve Allah katından getirdiği vahye küfredenler, kendilerine mühlet vermemizin kendi nefisleri için hayırlı olduğunu sanmasınlar.
Buradaki “mühlet verme (imlâ)”, ömrü uzatmak ve eceli geciktirmek anlamındadır. Nitekim Yüce Allah’ın şu buyruğu da böyledir: “Benden uzun bir süre uzak dur.” Buradaki anlam, uzun bir zaman demektir. Yine Araplar, “Uzun yaşadım ve uzun bir müddet geçirdim” derler. “Melâ” zamanın kendisidir. “Melevân” ise gece ve gündüzdür. Temîm b. Mukbil’in şu sözü de bu anlamdadır:
“Ey Sebuân’daki yurtlar!
Gece ve gündüz onları yıpratıp eskitti.”
Burada “melevân” ile gece ve gündüz kastedilmektedir.
Kur’an okuyucuları, “Kâfir olanlar, kendilerine mühlet vermemizin kendi lehlerine olduğunu sanmasınlar” (Âl-i İmrân 178) ayetinin kıraati hususunda ihtilaf etmişlerdir. Bir grup bunu “ve lâ yahsebenne” şeklinde yâ harfiyle ve “ennemâ” kelimesinin hemzesini fethalı okuyarak, yukarıda açıkladığımız anlamı vermiştir.
Diğer bir grup ise bunu “ve lâ tahsebenne” şeklinde tâ harfiyle ve yine “ennemâ” kelimesinin hemzesini fethalı okuyarak şu anlamı kastetmiştir:
“Ey Muhammed! Kâfirlerin, kendilerine mühlet vermemizin kendi nefisleri için hayırlı olduğunu sanma.”
Bir kimse şöyle soracak olursa: “Tâ harfiyle okuyanların kıraatinde ‘ennemâ’nın hemzesi neden fethalı okunmuştur? Çünkü ‘tahsebenne’ fiili ‘kâfirler’i kendisine mef‘ul yapmış olmaktadır. Bu durumda fiilin tekrar ‘ennemâ’ya da amel etmesi uygun görünmemektedir.”
Buna şöyle cevap verilir:
Arap dilinde doğru ve bilinen kullanım, eğer kıraat “tahsebenne” şeklinde ise **“inne”**nin hemzesinin kesreli okunmasıdır. Çünkü fiil zaten “kâfirler” üzerinde amel etmiştir. Bir isim üzerinde amel ettikten sonra tekrar “enne” üzerinde amel etmesi uygun değildir.
Ancak benim kanaatime göre, “tahsebenne” şeklinde okuyup hemzeyi fethalı okuyan kimse, fiili ikinci kez takdir etmiştir. Sanki sözün anlamı şöyle olmuştur:
“Ey Muhammed! Kâfirleri sanma; onların, kendilerine mühlet vermemizi kendi lehlerine sandıklarını da sanma.”
Nitekim Yüce Allah’ın şu buyruğunda da benzeri bir kullanım vardır:
“Yoksa onlar, kıyametin kendilerine ansızın gelmesinden başka bir şey mi bekliyorlar?” (Muhammed 18)
Yani: “Kıyameti mi bekliyorlar? Onun kendilerine ansızın gelmesini mi bekliyorlar?”
Bu kullanım Arapçada mümkün olmakla birlikte, Arapların yaygın ve bilinen ifade tarzı daha önce açıkladığımız şekildir.
Bize göre bu ayette doğru kıraat, “ve lâ yahsebenne’l-lezîne keferû” şeklinde yâ harfiyle okunan kıraattir. Çünkü “ennemâ” kelimesinin ilk hemzesinin fethalı okunması konusunda kıraat imamlarının ittifakı vardır. Bu da fiilin doğrudan kâfirlere nispet edilmesini gerektirir. Böylece fiil, kendisinden önce başka bir şeyle meşgul edilmediği için “ennemâ” üzerinde de amel ederek iki mef‘ul almış olur.
Bu okuyuşu tercih etmemizin sebebi, kıraat imamlarının ilk **“ennemâ”**daki hemzeyi fethalı okumakta ittifak etmeleridir. Bu da “yahsebenne” kıraatinin doğru olduğunu göstermektedir.
İkinci **“innemâ”**daki hemze ise, kıraat imamlarının ittifakıyla kesreli okunmuştur; çünkü burada yeni bir cümle başlamaktadır.
“Biz onlara ancak günahlarını artırmaları için mühlet veriyoruz.” (Âl-i İmrân 178)
Yani onların ecellerini erteliyor ve ömürlerini uzatıyoruz ki günahlarını artırsınlar. Başka bir ifadeyle, isyanlar işleyip günah kazansınlar, böylece günahları çoğalsın.
“Onlar için alçaltıcı bir azap vardır.” (Âl-i İmrân 178)
Yani Allah’a ve Resûlüne küfreden bu kimseler için ahirette onları hor ve zelil edecek bir azap vardır.
Bu konuda gelen rivayetlerden biri şöyledir:
Muhammed b. Beşşâr rivayet etti, dedi ki: Abdurrahman rivayet etti; Süfyân, A‘meş’ten, o da Hayseme’den, o da Esved’den rivayet etti. Esved şöyle dedi:
Abdullah şöyle demiştir:
“İster salih olsun ister günahkâr, hiçbir nefis yoktur ki ölüm onun için daha hayırlı olmasın.”
Ardından şu ayeti okudu:
“Kâfir olanlar, kendilerine mühlet vermemizin kendi lehlerine olduğunu sanmasınlar. Biz onlara ancak günahlarını artırmaları için mühlet veriyoruz.” (Âl-i İmrân 178)
Daha sonra şu ayeti de okudu:
“Allah katından bir ikram olarak. Allah katında olan ise iyiler için daha hayırlıdır.” (Âl-i İmrân 198).
Hz.Ateist Tefsiri
Henüz eklenmedi…