İla’yı imkansız olmayan bir şeye bağlı kılacak olursa, bunda beş durum söz konusudur:
Kıyametin kopması gibi, dört ay öncesinde ila’nın mevcut olmadığını bilmesi durumu. O vakit kendisi ila yapmış sayılır. Çünkü onun yemini dört aydan fazlası üzere olmuştur.
Deccalin çıkışı ve hatta ölmesi gibi, dört ayda ila’nın mevcut olmadığını genelde bilmesi durumu. Kendisi yine ila yapmış olur. Çünkü genellikle bu noktadaki onun yemini, dört ay hakkında mevcut değildir.
Zeyd’in yolculuktan dönüp gelmesi ancak ne vakit geleceğini bilmemesi gibi, ila’sının dört ayda mevcut olması veya mevcut olmaması muhtemel olan ve bu durumda aynı seviyede olan şeye bağlı kılması durumu. Bu ise ila değildir. Çünkü yaptığı yeminin dört aydan fazlası üzere olduğunu bilmediği gibi, bunu zan da etmiş değildir.
Otun solması veya elbisenin kuruması gibi, dört aydan daha az bir sürede mevcut olacağını bilmesi yahut bunu zan etmesi gibi ila’yı bağlı kılması durumu. Zikri geçen ifadelere göre bu durumda ila yapmış olmaz. Nitekim o, dört aydan daha fazla olarak karısıyla cima etmeyi terk etmekle zarar vermeyi kasdetmiş değildir.
Kadın adama karşı muktedir olduğu halde erkeğin, kadından olan bir amele yahut kadından başkası gibi ila’yı bağlı kılması durumu. Bu da üç kısma ayrılır:
Birincisi: Zorluğu bulunmayan mübah bir amel üzere ila’yı bağlı kılması. Mesela: “Vallahi, şu elbiseyi giymedikçe yahut bunu sana giydirmedikçe seninle cima etmeyeceğim.” demesi. Bunu söylemesiyle ila yapmış olmaz.
İkincisi: Haram olan bir amel üzere ila’yı bağlı kılması. Mesela: “Vallahi, sen şu içkiyi içmedikçe yahut Zeyd’i ben öldürmedikçe seninle cima etmeyeceğim.” demesi. Bu ise ila’dır. Zira şeran yasak olan bir şeye bağlı yemin ettiğinden dolayı bu, hissi olarak yasak olan şeye dair yemin etmesine de benzemektedir.
Üçüncüsü: Failine bir tür zarar gelecek şey üzere ila’yı bağlı kılması. Mesela: “Vallahi, benden arkadaşlığını kesmedikçe yahut baban evini bana satmadıkça seninle cima etmeyeceğim.” demesi. Bu da ila’dır. Çünkü sahibinin rızası olmadığı halde, adamın karısının yahut başkasının malını alması haramdır ve bu hususta içki içme konumunda değerlendirilir.
Üçüncü şart: Ferçten cima etmemeye dair yemin etmesi. Mesela erkek: “Vallahi, seninle ferçten cima etmeyeceğim.” derse, ila yapmış olmaz. Çünkü geri dönmenin talep edildiği cima üzere yemin etmiş olmadığından, dolayısıyla terk edilmesi durumunda kadına bir zarar söz konusu olmamaktadır.
Dördüncü şart: Yaklaşmayacağına dair yemin ettiği kişinin kendi karısı olması. Zira Yüce Allah konu ile ilgili olarak: “Kendi eşlerinden…” (Bakara Suresi 226) diye buyurmuştur. Zaten kendi hanımından başkasının onunla cima etmeye hakkı yoktur, o vakit koca – yabancı kadında olduğu gibi – bununla ila yapmış olmaz. Adam, cariyesiyle cima etmeyi terk edeceğine dair yemin eder ve sonra kendisiyle nikah kıyacak olursa, bununla ila yapmış olmaz. Bunu, İmam Şafii, İshak ve Ebu Sevr söylemiştir. Çünkü Allah’u Teala: “Kendi eşlerinden…” (Bakara Suresi 226) şeklinde buyurmuştur. Oysaki bu kadın, adamın kendi eşi değildir. Ila konusu, nikaha dair hükümlerden sayıldığı için – talak ve taksimat konusu gibi – bunun önüne geçmemektedir.
Bir de söz konusu olan ila müddeti, yemin etmesi neticesinde kadına zarar verme kasdından dolayı adam hakkında söz konusu olduğundan, bu durumda yemin, nikahtan önce meydana gelmiş olursa, o vakit erkeğin zarar verme kasdı olmamış olur. Bu yönüyle yemin etmediği halde imkansız olan bir şey hakkında adamın yemin etmesine benzer.
İmam Malik ise şöyle der: O vakit yemini süresinden kalan miktarın dört aydan fazla olması halinde ila yapmış sayılır. Çünkü erkek, ila müddeti boyunca yaptığı yemin hükmü sebebiyle karısıyla cima etmekten engellenmiştir; dolayısıyla ila yapmış olmaz. Sanki evliliği hakkında yemin etmesi gibi kabul edilir.
(Ancak) buna, geçen açıklamalarla cevap verilmiştir. Karısı Müslüman, zimmi, hür yahut köle de olsa kocasının kendisi hakkında icra ettiği ila, ayet-i kerimenin genel hükmüne göre geçerlidir. Cinsel temas kurmaya muktedir olan her mükellef koca hakkında ila’da bulunması geçerlidir.
Ila konusunda, erkeğin öfkeli olması yahut zarar verme kasdında bulunması gibi haller şart koşulmamıştır. Bunu, Sevri, İmam Şafii ve Irak ehli söylemiştir. Zira ayet-i kerimenin genel manası bunu ifade eder. Çünkü ila sebebiyle koca, kendisini karısıyla cima etmekten engellemiş olduğundan, o vakit öfke halindeyken de ilası geçerli olur. Bunun gerekçesi şöyledir: Bir defa ila hükmü, zevce hakkında sabit olur, bu durumda erkek zarar vermeyi kasdetmiş de olsa, olmasa da erkek hakkında sabit olması da aynı şekilde zorunlu olur. Sanki kadının malını telef etmesi gibidir. Bir de talak, zıhar ve diğer yemin türleri, öfke halinde de, rıza halinde de eşittir. Ila konusunda da durum böyledir.
İmam Malik, Evzfü ve Ebu Ubeyd ise: Çocuğunu sütten kesene değin her kim karısıyla cinsel temas kurmayacağına dair yemin ederse, o vakit çocuğunu ıslah etmeyi kasdetmiş olacağından, ila yapmış sayılmaz, demişlerdir. (Ancak) buna, geçen açıklamalarla cevap verilmiştir.