İkinci secdesi bittikten sonra tekbir alarak kıyama (ayağa) kalkar. Bu arada istirahat celsesi (oturuşu) yapıp yapılmayacağı hususunda, İmam Ahmed’den gelen rivayetler hakkında farklı görüşler yer almaktadır:
Ondan gelen bir rivayete göre, istirahat celsesi yapıp oturmaz. Bunu, İmam Mâlik, Sevrî, İshak ve Rey ashabı da söylemiştir. Nitekim İmam Ahmed:
“Hadislerin çoğu da bu yönde gelmiştir.” demiştir. Numan b. Ayyaş ise:
“Ben de Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in ashabından bazılarına yetiştim, onlar da böyle yaparlardı, yani oturmazlardı.” demiştir.
Tirmizî ise şöyle der:
“İlim adamlarının ameli bu hadis üzere olup, onlar kişinin namazda ayaklarının üstü yere değmeksizin ayağa kalkmasını tercih etmişlerdir.” Ebû Zinâd ise bunun sünnet olduğunu ifade etmiştir.
İkinci rivayete göre, istirahat celsesi yapıp oturur. Bu ise İmam Şâfiî’nin iki görüşünden biridir. Çünkü bu noktada sahih olarak gelen Mâlik b. el-Huveyris hadîsinde bu açıkça ifade edilmiş ve söz konusu olmuştur.
Şöyle denilmiştir: Namaz kılan kişi zayıf (ve güçsüz) ise ihtiyacından dolayı istirahat oturuşu yapmak için oturur. Kuvvetli ise buna bir ihtiyacı olmadığı için oturmaz. Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in bu şekilde oturduğu, yaşının ilerleyen dönemlerinde, güçsüz düştüğü zaman diliminde olmuştur, şeklinde yorumlanmıştır.
Bu açıklama, hadisleri bir araya getirmek ve iki görüşün arasını bulmak açısından söylenmiştir.
Her iki rivayete göre de kişi, dizleri üzerine dayanarak, ayaklarının üstünden olmak üzere ayağa kalkar. Yaşlı, ihtiyar vb. olması durumunda da ellerinden destek alarak kalkar (aksi hâlde elleriyle destek almaz).
İmam Ahmed der ki:
“Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’den gelen rivayet de bu şekildedir.”
İmam Mâlik ve İmam Şâfiî ise kalkarken ellerle destek almanın sünnet olduğunu belirtmişlerdir. Çünkü Mâlik b. el-Huveyris hadisinin birtakım rivayetlerinde:
“Allah’ın Elçisi oturdu ve (elleriyle) yere dayanıp ardından da ayağa kalktı…” ifadesi geçmektedir.
Bu oturuş, “Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in yaşının ilerleyen dönemlerinde, güçsüz düştüğü zaman diliminde olduğu” şeklinde yorumlanmıştır. Çünkü Allah’ın Elçisi (sallallahu aleyhi ve sellem):
“Ben artık yaşlandım… Rükûyu ve secdeyi benden önce yapmayınız.” buyurmuştur.