"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Hud 46

Dedi: “Ey Nuh! O, senin ailenden değildir. O, salih olmayan bir iş yaptı. O hâlde hakkında bilgin olmayan şeyi benden isteme. Ben sana öğüt veriyorum. Cahillerden olma.”

Diyanet Vakfı
Allah buyurdu ki: Ey Nuh! O asla senin ailenden değildir. Çünkü onun yaptığı kötü bir iştir. O halde hakkında bilgin olmayan bir şeyi benden isteme! Ben sana cahillerden olmamanı tavsiye ederim.

Kurtubi Tefsiri
Buyurdu ki: “Ey Nûh! O senin ailenden değildir. Çünkü o salih olmayan bir ameldir. Öyleyse bilmediğin bir şeyi Benden İsteme. Ben cahillerden olmayasın diye, sana öğüt veriyorum.”

2- Îman Bağı ve Neseb Bağı:

Yüce Allah’ın:

“Buyurdu ki: Ey Nûh! O senin ailenden değildir.” Yani o, Benim kendilerini kurtarmayı vaadettiğim aile halkından değildir. Bu açıklamayı Saîd b. Cübeyr yapmıştır. Cumhûr der ki: O senin dinine mensub kimselerden ve aranızda velayet (dostluk, yardımlaşma, dayanışma) bağı bulunan kimselerden değildir, demektir. Buna göre âyette hazfedilmiş bir muzaf vardır. Bu da, din bağının hüküm itibariyle, neseb bağının hükmünden daha güçlü olduğunun delilidir.

“Çünkü o salih olmayan bir ameldir” âyetini İbn Abbâs, Urve, İkrime, Ya’kub ve el-Kisaî; “O salih olmayan bir amel işlemiştir” diye okumuşlardır ki, o salih olmayan küfür ve yalanlama işini işlemiştir, demektir. Ebû Ubeyd de bu kıraati tercih etmiştir. Diğerleri ise; “Bir ameldir” diye okumuşlardır. Yani senin oğlun salih olmayan bir amel sahibidir, anlamında olup muzaf hazfedilmiştir. Bunu da ez-Zeccâc ve başkaları ifade etmiştir. ez-Zeccâc şu beyîti de buna örnek göstermektedir:

“Otladıkça, otlar nihayet fark etti mi

Artık o (kararsızca) gider ve gelir.”

Burada da artık o gidiş ve geliş sahibi olur, takdirinde muzafın hazfi söz konusudur.

Gerek bu görüş, gerek bundan önceki görüş aynı manaya gelir. Bununla birlikte “he” zamirinin Hazret-i Nûh’un isteğine raci olması da mümkündür. Yani senin Benden onu kurtarmamı istemen, salih olmayan bir ameldir. Bu açıklamayı da Katâde yapmıştır. el-Hasen de der ki: Salih olmayan amel demek, onun kendi yatağında doğmakla birlikte oğlu olmaması demektir. Çünkü o, sahih nikâhla doğmuş bir çocuk değildi. Mücahid de bu görüşü ifade etmiştir. Katâde der ki: Ben el-Hasen’e onun hakkında soru sordum da o: Allah’a yemin ederim ki o, Nûh’un oğlu değildi, dedi. Ben bu sefer, şüphesiz ki Allah onun oğlu hakkında: “Benim oğlum da şüphesiz benim aile halkımdandır” dediğini haber vermektedir, deyince el-Hasen: O bendendir, demedi. İşte bu onun hanımının bir başka kocadan doğma oğlu olduğuna işarettir. Bu sefer ben ona: Yüce Allah onun: “Benim oğlum da şüphesiz benim aile halkımdandır” dediğini naklettiği gibi “Nûh oğluna seslendi…” şeklindeki âyeti da vardır. Ayrıca iki kitab ehli (yahudilerle, hristiyanlar) da onun oğlu olduğu hususunda ittifak etmişlerdir. Bu sefer el-Hasen şöyle dedi: Dinini kitab ehlinden kim öğrenmeye kalkışabilir ki? Onlar yalan söylüyorlar Daha sonra da:

“İkisi de kocalarına hainlik ettiler” (et-Tahrîm, 66/10) âyetini okudu.

İbn Cüreyc ise der ki: Ona, onun kendi oğlu olduğunu zannederek seslendi. Halbuki o, annesi Hazret-i Nûh’un nikâhı altında iken dünyaya gelmişti. Annesi bu konuda daha önce Hazret-i Nûh’a ihanet etmişti. İşte bundan dolayı yüce Allah:

“İkisi de onlara ihanet etmişlerdi” diye buyurmuştur.

Ancak İbn Abbâs şöyle demektedir: Hiçbir zaman, hiçbir peygamberin hanımı zina etmiş değildir. O, Hazret-i Nûh’un kendi sulbünden gelme oğlu idi.

ed-Dahhâk, İkrime, Saîd b. Cübeyr, Meymun b. Mihran ve başkaları da aynı şekilde onun Hazret-i Nûh’un sulben oğlu olduğunu söylemişlerdir. Said b. Cubeyr’e Hazret-i Nûh: “Benim oğlum da şüphesiz benim aile halkımdandır” demişti. Gerçekten o, onun aile halkından mı idi, onun öz oğlu mu idi? Saîd b. Cübeyr uzun uzun Allah’ı tesbih etti, sonra da la ilahe İllallah dedi. Yüce Allah, Muhammed’e Nûh’un oğlu olduğunu anlatıyor, sense onun oğlu olmadığını söylüyorsun. Evet, onun oğlu idi, fakat niyet, amel ve din bakımından ona muhalif idi. Bundan dolayı yüce Allah:

“Ey Nûh! O senin ailenden değildir” diye buyurmuştu. İşte bu görüşü benimseyenlerin üstün değerleri dolayısıyla yüce Allah’ın izniyle bu hususta sahih olan görüş budur. Yüce Allah’ın:

“O senin ailenden değildir” âyeti ise onun Hazret-i Nûh’un öz oğlu olmadığı anlamına gelmemektedir. Ayrıca:

“İkisi de onlara hainlik ettiler” (Tahrim, 66/10) âyeti dinde onlara hainlik ettiler demektir, yoksa ahlâkî bakımdan bir hainlik ettikleri anlamına gelmez. Çünkü Hazret-i Nûh’un hanımı insanlara kocasının deli olduğunu söylüyordu. Şöyle ki: Hazret-i Nûh’a hanımı, Rabbin sana yardım etmeyecek mi? diye sormuş. O da, evet edecek demişti. Hanımı, ne zaman diye sorunca, o da; Tandır kaynadığında, demişti. Bu sefer evden dışarı çıkıp kavmine şöyle demişti: Ey kavmim! Allah’a yemin ederim ki bu delidir. Rabbinin kendisine şu tandırdan su kaynamadıkça yardım etmeyeceğini iddia etmektedir. İşte Hazret-i Nûh’un hanımının hainliği bu idi. Diğerinin (Hazret-i Lut’un hanımının) hainliğine gelince, o da ileride yüce Allah’ın izniyle geleceği üzere Hazret-i Lut’a gelen misafirleri haber veriyordu.

Şöyle de denilmiştir, “çocuk”a “amel” denilebilir. Nitekim şu hadiste belirtildiği gibi onlara “kesb: kazanç” da denilebilir: “Sizin çocuklarınız kesbinizden (kazancınızdan) sayılır.” Bu anlamdaki hadisler için bk.: Ebû Davûd, Buyû’ 77; Nesâî, Buyû’ 1; İbn Mâce, Ticârât 1; Dârimî, Buyu V 6, Müsned, II, 179, VI, 31, Al, 127, 162, 173, 193, 202, 220 Bunu da el-Kuşeyrî nakletmektedir.

3- Salih Babaların Kötü Evlatları ve “Aile Halkı”nın Kapsamı:

Bu âyet-i kerîmede babalar salih kimseler olsalar dahi, çocuklarının fasit olmalarına karşılık insanlara bir teselli vardır. Rivâyet olunduğuna göre Malik b. Enes’in oğlu yukandan beraberinde üzerini örttüğü güvercin ile birlikte inmiş. Malik insanların bunu anladığını fark edince şöyle demiş: Asıl edeb, Allah’ın verdiği edebtir. Babaların, annelerin verdiği edeb değil. Asıl hayır Allah’ın ihsan ettiği hayırdır, babaların ve annelerin hayrı değil.

Yine bu âyet-i kerîmede hem sözlük-anlamı itibariyle, hem de şer’ân oğlun aile halkından olduğuna, evin ehlinden olduğuna delil vardır. Buna göre birkimse; ehline vasiyette bulunacak olursa, oğlu ve evinde barınan ve geçimlerini sağladığı kimseler de girer. Nitekim şanı yüce Allah bir başka âyet-i kerîmede de şöyle buyurmaktadır:

“Yemin olsun ki Nûh Biz’e seslenmişti. Biz ne güzel karşılık verenleriz! Ve Biz onu ve ehlini büyük gamdan kurtardık.” (es-Saffat, 37/75-76.) Bu âyette onun evinde, hanesinde bulunan herkesi Nûh’un ehli olarak adlandırmaktadır.

4- Çocuğun Annesi, Kimin Nikâhı Altında İken Doğum Yapmışsa Çocuk O Babanındır (el-Veledu li’l-Firâş):

Âyet-i kerîme el-Hasen, Mücahid ve aynı kanaati paylaşan diğerlerinin görüşlerine göre çocuk, annesinin nikâhı altında bulunduğu babaya ait olduğunun delilidir. Bundan dolayı Hazret-i Nûh da zahiren annesinin nikâhı altında bulunduğu gerçeğinin zahirine göre o sözleri söylemişti.

Süfyan b. Uyeyne de Amr b. Dinar’dan naklettiğine göre Amr, Ubeyd b. Umeyr’i şöyle derken dinlemiş: Biz Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)ın Nûh (aleyhisselâm)ın oğlu dolayısıyla çocuğun annesinin nikâhı altında bulunduğu babaya ait olduğu hükmünü verdiği görüşündeyiz. Bunu Ebû Ömer (b. Abdi’l-Berr), “et-Temhid” adlı eserinde nakletmektedir. Sahih hadiste de Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)in şöyle buyurduğu rivâyet edilmektedir: “Çocuk, annesi kimin nikâhı altında ise o babaya aittir. Zina edene ise hüsrana uğramışlık (hacer; taş) vardır.” Hadis kaynaklarında pek çok yerde geçen bu hadisin kaydedildiği bazı yerler: Buhârî, Meğâzi 53, Hudûd 23, Ahkâm 29; Müslim, Radâ’ 36, 37; Ebû Dâvûd, Talâk 34; Tirmizî, Radâ’ 8, Vesâyâ 5; Nesâî, Talâk 48… Buradaki “taş”dan kastın recm olduğu da söylenmiştir.

Urve b. ez-Zübeyr ise; ” Ve Nûh o kadının (hanımının) oğluna seslendi” diye okumuştur, Bu ise daha önce gerek ondan, gerekse Ali (radıyallahü anh)dan nakledilen kıraatin açıklamasıdır. el-Hasen ve Mücahid’in de konu ile ilgili görüşlerine delildir. Şu kadar var ki bu şaz bir kıraattir, bundan dolayı biz ittifakla kabul olunmuş kıraati terkedemeyiz. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.

5- Allah’ın Öğütlerine Kulak Vermek:

“Ben, cahillerden olmayasın diye sana öğüt veriyorum.” Yani, Ben sana böyle bir soru sormayı yasaklıyorum, seni cahillerden olmayasın yahut cahillerden olmanı yani günahkârlardan olmanı- istemediğim için seni sakındırıyorum. Nitekim yüce Allah’ını

“Bunun gibisine ebediyyen dönmeyesiniz diye Allah size öğüt verir” (en-Nûr, 24/17) âyeti da bu türdendir. Yani Allah sizi bundan sakındırır ve benzerini bir daha tekrarlamanızı size yasaklar.

Âyetin, Ben seni cahillerden olmayacak kadar üstün tutuyorum, anlamında olduğu da söylenmiştir. İbnu’l-Arabî der ki: Bu ise Allah’ın Hazret-i Nûh’a verdiği fazladan bir lütuf olup onu cahillerin makamından yükseklere çıkarttığı ve yine âlim ve ariflerin makamına yükselttiği bir öğüttür.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/hud-45/,https://kutsalayet.de/hud-47/