Şüphesiz Rabbin, her birine yaptıklarının karşılığını tam olarak verecektir. Çünkü O, yaptıklarını en iyi bilendir.
Diyanet Vakfı
Şüphesiz Rabbin, onların her birinin amellerinin karşılığını onlara tam olarak verecektir. Çünkü Rabbin, onların yapmakta olduklarından haberdardır.
Kurtubi Tefsiri
Şüphesiz Rabbin herbirinin amellerinin karşılığını onlara tam olarak verecektir. Çünkü O, yaptıklarından haberdardır.
“Şüphesiz Rabbin herbirinin amellerinin karşılığını onlara tam olarak verecektir.” Yani Bizce sayıları tesbit edilmiş ümmetlerin herbirisi amellerinin karşılığını göreceği gibi, senin kavmin de aynı durumdadır, ey Muhammed.
Bu âyetteki;
“Şüphesiz… herbirinin” âyetini Haremeyn Ehli -onlarla beraber de Nafî’, İbn Kesîr ve Ebû Bekr “nun” harfini şeddesiz olarak; şeklinde şeddeli ve amel eden şeddesizi olarak okumuşlardır. el-Halîl ve Sîbeveyh bunu zikretmişlerdir. Sîbeveyh der ki: Güvendiğim bir kimsenin bize anlattığına göre o, Arapları “Muhakkak Zeyd yola koyuldu” diye kullandıklarını İşittiğini bize bildirmiştir. Sîbeveyh ayrıca şairin şu mısraını da bize nakletmektedir:
“Sanki o güzel, yeşil, yapraklı palamut ağacına uzanan ceylan gibidir.”
Şair burada; ” Sanki o” demek istemiş ve-bunu şeddesiz kullanarak ondan sonraki kelimeyi de nasbetmiştir. Basralılar da amel etmekle birlikte; in şeddesiz kullanılmasını câiz kabul ederler. Ancak el-Kisaî bunu kabul etmeyerek der ki: Ben yüce Allah’ın: ” Şüphesiz… herbirinin” âyetinin neye dayanarak böyle okunduğunu bilemiyorum. el-Ferrâ’: ” Herbirinin” lâfzını şeddesiz okuyanların kıraatine göre; ” Onlara tam olarak verecektir” âyeti ile nasb edildiğini iddia etmiştir. Yani bu; “takdirindedir. Ancak bütün nahivciler bunu kabul etmeyerek: Bu çok büyük bir yanlışlıktır ve hiçbir kimseye göre -şüphesiz Zeyd’e mutlaka vuracağım anlamında- şeklinde bir kullanım câiz değildir, demişlerdir. el-Ferrâ”nın kendisi de: “Bu benim hoşlanmadığım bir şekildir” demektedir. (Meâni’l-Kur’ân, II, 30.)
Diğerleri aslına uygun olarak şeddeli okurlar ve onunla; nasbederler.
Âsım, Hamza, İbn Âmir; şeddeli okurlar, diğerleri;” Şüphesiz… herbirinin… onlara tam olarak verecektir” anlamında şeddesiz olarak okumuşlar ve yı sıla olarak kabul etmişlerdir.
Bir diğer görüşe göre bu, iki kasemin başına gelen iki “lâm”ı birbirinden ayırt etmek için araya girmiştir. Çünkü her iki “lâm”da üstündür. O bakımdan bunların arası ile ayrılmıştır.
ez-Zeccâc da der ki: Gerek nın “lâm”ı, gerekse de ile nın başına gelen “lâm”lar zâid ve te’kid için gelirler. Meselâ; ” Şüphesiz Zeyd gitmektedir” denir. Buna göre ya haberinin, ya da isminin başına “lâm” getirilmesini gerektirmektedir,
“Muhakkak Allah Gafûr’dur, Rahîm’dir” demek, yüce Allah’ın:
“Muhakkak ki bunda… elbette bir öğüt vardır”(Kaf, 50/37) âyetinde olduğu gibi.
” Şüphesiz… onlara tam olarak verecektir” âyetinin başındaki “lâm” ise kasemin başına getirilen fiilin başında yer alan ve şeddeli ya da şeddesiz unun”u da gerektiren “lâm”dır. Burada iki “lâm” bir araya geldiğinden dolayı aralarında, getirilerek birbirlerinden ayrılmışlardır ve bu hem zâid, hem de te’kid edicidir. el-Ferrâ’ der ki: Buradaki …….edatı anlamındadır. Allah’ın:
“Şüphe yok ki içinizden pek ağır davranacak kimselerde vardır, “(en-Nisa, 4/72.) âyetinde olduğu gibi. Burada da âyet; ” Şüphesiz onların herbirisine elbette eksiksiz olarak karşılıklarını verecektir” anlamında olup; “Onlara tam olarak verecektir”in başına gelen “lâm” kasem içindir. Bu da ez-Zeccâc’ın sözlerinin kapsamına giren bir açıklamadır. Şu var ki; ez-Zeccâc’a göre fazladan gelmiştir, el-Ferrâ”ya göre; “Kimse” anlamında isimdir.
Zaid olmadığı, aksine başına te’kid “lâm”ı gelmiş bir isim olduğu ve;in haberi olup; “Onlara tam olarak verecektir” âyetinin da yeminin cevabı olduğu ve takdirin şu şekilde olduğu da söylenmiştir: ” Hiç şüphesiz onların herbirisi Rabbinin amellerinin karşılığını tam olarak vereceği yaratıklarıdır.”
Bir başka görüş de şöyledir: “O şey ki”; ” Kim, kimse” anlamındadır. Nitekim yüce Allah’ın: ” Size helal olan kadınlardan… nikâhlayın” (en-Nisa, 4/3) âyetinde; kadınlardan size helâl olan kimseleri nikâhlayınız, anlamındadır. Bütün bunlar ise bizzat el-Ferrâ”nın görüşlerinin aynısıdır.
(……..) şeddeli olarak, ” Şüphesiz her birinin… elbette” diye her ikisini de şeddeli okuyan -ki bu da Hamza ve ona muvafakat edenlerdir- kıraati ile ilgili olarak bunun tahn olduğu söylenmiştir. Muhammed b. Yezîd’den böyle bir okuyuşun câiz olmadığı ve -muhakkak Zeyd’i mutlaka döveceğim anlamında-: denilmeyeceği belirtilmiştir.
el-Kisaî ise der ki: Bu kıraatin açıklamasını en iyi bilen Allah’tır. Ben buna uygun bir açıklama bilemiyorum. Yine el-Kisaı ve Ebû Ali el-Farisî derler ki; Her ikisinde de şeddeli okuyuş izah edilmesi zor bir okunuştur.
en-Nehhâs ve başkaları ise derler ki: Bu hususta nahivcilerin bir kaç görüşü vardır. Birincisine göre bunun ash; şeklinde olup “nun” “ma”ya dönüştürülmüş ve böylelikle üç tane “mim” bir araya gelmiş olduğundan ortadaki “mim” hazfedildikten sonra; halini almıştır. Buna göre “Şey”, ile ” Kimse” Şüphesiz onların hepsi … kimselerdendir” anlamındadır. Şu beyitte olduğu gibi:
“Şüphesiz ki ben emri uygun şekilde veren bir kimseyim,
Bizzat kendisi döneceği yolda zorluk çektiğinde.”
ez-Zeccâc bu görüşü oldukça hafife alarak der ki: iki harfli bir isimdir ve bunun hazfi mümkün değildir.
İkinci görüşe göre bunun asli; Şeylerdendir, şeklinde olup esreli olan “mim” bir arada “mim”ler olduğundan dolayı hazfedilmiş olup ifadenin takdiri şöyledir: Şüphesiz onların hepsi (amellerinin) karşılıklarını tam olarak vereceği kimselerdendirler.”
Bir diğer görüşe göre kelimesi, in mastarıdır. Vakf yapılıp, vasl edilmesi haline göre tenvinsiz gelmiştir. Bu açıklamaya göre bu kelime şu âyetteki kelime gibidir;
“Mirası da helâl haram demeden toplayarak yersiniz.” (el-Fecr, 89/19) Yani yediğiniz o malı toplayarak yersiniz.
Burada âyetin takdiri de şöyle olur: ” Hiç şüphesiz onların herbirisine Rabbin amellerini bütünüyle ve eksiksiz olmak üzere karşılığını verecektir.” Bu da bir kimsenin: “Şüphesiz bir kalkışla kalkacağım” demesine benzer. ez-Zührî de bu anlamda olmak üzere; hem “mim”i şeddeli, hem de tenvinli olarak okumuştur.
Üçüncü açıklamaya göre; ……edatı, istisna edatı anlamındadır. Dil bilginlerinin naklettiklerine göre; ifadesinin, “Allah adına bu işi mutlaka yapmanı istiyorum” anlamını vermek üzere; demek olduğunu söylemişlerdir. Şanı yüce Allah’ın şu âyeti da böyledir:
“bir gözetleyicinin bulunmadığı hiçbir nefis yoktur.” (et-Tarık, 86/4) Bu da; “Mutlaka onun üzerinde…vardır” takdirindedir. Buna göre âyeti kerîmenin anlamı şöyle olur:
“Onlardan amellerinin karşılığını eksiksiz vermediği hiçbir kimse olmayacaktır.” el-Kuşeyrî der ki: ez-Zeccâc bu görüşün zayıf olduğunu, yüce Allah’ın, âyetinin takdir edilmemesi için bu anlama alınmaması gerektiğini ve Zeyd’de mutlaka dahil olmak üzere insanlar gitti, anlamında; denilemeyeceğini ifade etmiştir.
Dördüncü görüş ise Ebû Osman el-Mazinî’nin görüşüdür. Buna göre ifadenin asli; şeklinde olup, “mim” şeddesizdir. Daha sonra şeddeli gelmiştir. Şairin şu beyitinde olduğu gibi:
“Ben bu senemiz içerisinde bolluktan sonra
Kuraklık görmekten korkarım.”
Burada delil şairin mısra sonlarındaki “be” harflerini şeddeli kullanmasıdır.
Ebû İshak ez-Zeccâc der ki: Bu bir yanlışlıktır. Çünkü ancak sakîl (şeddeli olan) hafifletilin esasen hafif olan sakilleştirilmez.
Beşinci görüş: Ebû Ubeyd el-Kasım b. Sellâm dedi ki: Bu kelimenin, şeddeli gelmesi bir şeyi toplamak anlamında kullanılan; “şeyi topladım, toplarım, toplamak” sözünden alındığı, sonradan da bundan: şeklinde bina yapılmış olması da mümkündür.
Yüce Allah’ın:
“Sonra peygamberlerimizi birbiri ardınca gönderdik” (el-Mu’minûn, 23/44) âyetindeki son kelimenin tenvinli ve tenvınsiz okunduğu gibi. Buna göre burada elif te’nis içindir ve bu görüşe göre, imâle ile okuyanlara göre buradaki elif imale ile okunur.
Ebû İshak (ez-Zeccâc) der ki: Kanaatimce başka türlüsü câiz olmayan görüş, bunun şeddeliden (sakilden) tahfif edilmiş olduğu ve; anlamında olduğudur. Allah’ın şu âyetinde olduğu gibi: ” Üzerinde bir gözetleyicinin bulunmadığı hiçbir nefis yoktur” (et-Târık, 86/4) Aynı şekilde aslına uygun olarak şeddeli de okunur ve yine; (……..) anlamına gelir. (……..) ın, istisna edatının anlamına gelmesini de el-Halîl, Sîbeveyh ve bütün Basralılar nakletmişlerdir. Bunlara göre; edatı; istisna edatı anlamında kullanılır.
Derim ki: ez-Zeccâc’in beğendiği bu görüşü ondan en-Nehhâs ve başkaları nakletmiştir. Ancak bu görüşün bir benzeri ve ez-Zeccâc’in bunu zayıf gördüğüne dair açıklamalar da önceden geçmiş bulunmaktadır. Şu kadar var ki bu görüşün doğru şekli şudur: o âyette (86/4. âyette) nefy edatıdır. Bu âyette ise şeddeliden tahfif edilmiştir. O bakımdan aralarında fark vardır. Geriye iki kıraat kalmaktadır. Ebû Hatim der ki: Ubeyy’in Mushaf’ında: “Mutlaka onların herbirisine karşılığını tam olarak verecektir” şeklindedir. el-A’meş’ten ise; şeklinde ;ın şeddesîz ve “Herbiri” kelimesi ötreli ve ;ı da şeddeli olarak okuduğu rivâyet edilmiştir. en-Nehhâs der ki: Büyük kalabalıkların kıraatine muhalif olan bu kıraatlerde, edatı, ancak anlamında olur ve açıklayıcı (tefsir) olmak üzere getirilmiş olur. Çünkü büyük kalabalıklara muhalif olarak ancak bu şekliyle okuyuş câiz olabilir.”Çünkü O, yaptıklarından haberdardır” âyeti da bir tehdittir.