Andolsun, insanı, kuru bir balçıktan, şekillenmiş kara balçığından yarattık.
Diyanet Vakfı
Andolsun biz insanı, (pişmiş) kuru bir çamurdan, şekillenmiş kara balçıktan yarattık.
Kurtubi Tefsiri
Yemin olsun ki Biz insanı, kuru bir çamurdan değişmiş, şekillenmiş bir balçıktan yarattık.
“Yemin olsun ki Biz insanı” yani. Âdem (aleyhisselâm)’ı
“kuru bir çamurdan” anlamı verilen “salsâl”, İbn Abbâs ve başkalarından nakledildiğine göre kuru çamur demektir. Yine bu kelime kuma karıştırılmış sıcak çamurun kuruduktan sonra ses vermesine denilir. Eğer bu, ateşte pişirilecek olursa, o takdirde bu fehhâr (seramik) olur. Bu açıklama da Ebû Ubeyde’den nakledilmiştir. Müfessirlerin çoğunun kabul ettiği görüş de budur. Dilciler de şöyle bir mısra nakletmektedirler:
“Ses çıkaran ve yerinde durmayıp çokça hareketli kimsenin koşması gibi.”
Mücahid der ki: Salsâl, kokuşmuş çamur demektir. el-Kisaî de bunu tercih etmiş ve şöyle demiştir; Bu, Arapların etin kokmasını anlatmak üzere kullandıkları; Et koktu” tabirinden alınmıştır. İster pişmiş olsun, ister çiğ olsun fark etmez. Bunun muzarî şekli; “…..” şeklinde, mastarı da; …diye gelir. el-Hutay’a der ki:
“İşte o, tenceresinde olanı dahi feda eden bir delikanlıdır
O elinde, kokuşmuş olan eti dahi bozmaz,”
“Ona değdiğin takdirde demir gibi ses veren çamur,” demektir.
Hazret-i Âdem, önce parçalan dağınık toprak halinde idi. Sonra ıslatıldı, çamur oldu. Sonra da “hame-i mesnûn” yani, değişikliğe uğramış çamur haline gelinceye ve kokuşuncaya kadar bırakıldı. Sonra da kurudu ve ondan sonra da ses veren bir balçık haline geldi. Cumhûrun görüşüne göre bu böyledir, el-Bakara Sûresinde (2/31. âyet 1. başlıkta) buna dair açıklamalar geçmiş bulunmaktadır.
“Kara çamur” demektir. “Mim” harfinin sakin okunması da aynı anlamdadır Buradan türeyen bir kelime olarak (ve mastarındaki mim harfi sakin okunarak): Kuyunun dibindeki çamuru çekip çıkardım,” denilir. (Mastarındaki mim fethalı olarak): Kuyunun dibindeki çamur çoğaldı,” anlamındadır. Kuyuya çamur bıraktım, demek olur. Bu açıklamalar İbn es-Sikkifden nakledilmiştir.
Ebû Ubeyde der ki: “Mim” harfi sakin olarak; kelimesinin çoğulu; şeklinde gelir. Mastarı ise, şeklinde olup, daha sonra da bu isim olarak kullanılmıştır “Değişikliğe uğramış” demektir.
İbn Abbâs der ki: (Hame-i Mesnûn) ıslanmış, kokuşmuş ve sonra da seramik gibi ses veren hale gelmiş toprak demektir. Mücahid ve Katade’nin görüşü de buna benzemektedir. Onlar derler ki: Hame-i Mesnûn, değişikliğe uğramış ve kokuşmuş çamur demektir. Bu da Arapların; Su değişikliğe uğrayıp kokuştu,” ifadesinden alınmıştır. Yüce Allah’ın:
“Bozul(ma)mış” (el-Bakara, 2/259) âyeti ile;
“Değişmeyen su” (Muhammed 47/15) âyeti da buradan gelmektedir. Şair Ebû Kays b. el-Eslet’in şu beyiti de buradan gelmektedir:
“Susuzluğumu üzüm salkımlarının suyu üzerine dökülmüş miski andıran
Kötü kokusu olmayan bir tükürükle giderdi.”
el-Ferrâ’ der ki: Bu kelime “değişikliğe uğramış” demektir. Bunun da aslı, Arapların; Taşı taşın üzerine sürttüm” ifadelerinden alınmadır. Bu durumda iki taştan çıkan ince toza da; denilir. Biley taşı” da buradan gelmektedir. Şair der ki:
“Sonra elimi beline koyup kırmızı kubbeye kadar (çektim)
O da iyice düzeltilmiş (bileylenmiş) bir mermer üzerinde yürüyerek,”
Nakledildiğine göre Yezid b. Muaviye babasına şöyle demiş: Hasan’ın oğlu Abdurrahman’ın senin kızın hakkında şiir söylediğini duymadın mı? Muaviye, ne demiş dîye sorunca, Yezid dedi ki: O şöyle diyor:
“O, apaydınlıktır; dalgıcın çıkardığı bir inci gibi;
Sarıp sarmalanmış cevherden ayrılmış.”
Muaviye: Doğru söylemiş, deyince, Yezid: O, şunları da söylüyor dedi:
“Sen onu nisbet edecek olursan, üstün faziletlerin zirvesinde (bulursun)
Daha aşağıda onu bulamam.”
Muaviye, yine doğru söylemiş deyince; bu sefer Yezid: Peki, Onun: “Elimi beline doladım…” şeklindeki beyiti hakkında ne dersin deyince; bu sefer Muaviye, yalan söylemiş, diye cevap verdi.
Ebû Ubeyde der ki: (Meale: “Değişmiş” anlamı verilen): “Mesnûn” dökülmüş demektir. Bu da Arapların; Suyu ve başka şeyi yüzün üzerine döktüm” ifadelerinden alınmıştır. Dökmek, boşaltmak” demektir.
Ali b. Ebi Talha da İbn Abbâs’tan şöyle dediğini rivâyet etmektedir; “Mesnün”, kuru olmayan, yaş, nemli demektir Bu da dökülen şey anlamındadır. Çünkü bir şey ancak yaş iken dökülebilîr. en-Nehhâs der ki: Bu güzel bir açıklamadır. Çünkü, onu döktüm; anlamında; denilir,
Ebû Amr b. el-Alâ der ki: Hazret-i Ömer (Allah ondan razı olsun) hakkında rivâyet edilen; O suyu yüküne dağıtmaksıüın döker ve onu etrafa sıçratarak dağıtmazdı” ifadesi de buradan gelmektedir. Sîbeveyh de der ki: “Mesnûn” şekillenmiş, suredendin İmiş demektir. Bu da Yüzün şeklî, sureti” tabirinden alınmıştır. Şair Zu’r-Rimme der ki;
“Sana çirkin olmayan, pütüzsüz ve düz, onda her hangi bir siyah ben de bulunmayan,
Bir yara bere izi de bulunmayan bir yüz (suret) gösterir.”
el-Ahfeş der ki: “Mesnûn”, ayakta ve dimdik dikilen demektir. Bu da Arapların, nlsbeten uzun olan yüz hakkında kullandıklara ifadelerinden alınmadır.
Salsâl’ın, ince toprak anlamına geldiği de söylenmiştir. Bunu el-Mehdevî nakletmiştir. Salsâl’ın, kokuşmuş çamur demek olduğunu söyleyenlerin kanaatine göre, bunun köküdır ve ikî i’lâm”dan birisini “sadBa dönüştürmüştür.
“Bir balçıktan” ifadesi ise “salsal”ın (kuru çamurun) türünü açıklayıcı bir ifadedir. Bu da; Ben bunu Araplardan bir adamdan aldım, ifadesine benzemektedir.