“Geçmiş günlerde yaptıklarınıza karşılık olarak yiyin, için afiyetle.”
Diyanet Vakfı
(Onlara denir ki:) Geçmiş günlerde işlediklerinize (iyi amellerinize) karşılık, afiyetle yeyin, için.
Kurtubi Tefsiri
Geçmiş günlerde peşinen işledikleriniz sebebi ile afiyetle yeyin, için.
“Geçmiş günlerde” yani dünyada “peşinen işledikleriniz sebebiyle” önceden yapmış olduğunuz salih ameller dolayısıyla
“afiyetle” kursağınızda kalmasına, zevkinizin gölgelenmesine sebep teşkil edecek hiçbir şey olmaksızın
“yeyin, İçin!” Yani onlara bu sözler söylenecektir.
Yüce Allah’ın:
“Artık o hoşnut bir yaşayış içindedir” diye buyurduktan sonra
“yeyin…” diye buyurması
“kitabı sağdan verilmiş olana” diye buyurması dolayısıyladir. Çünkü oradaki; “..-an, kimse’ çoğul anlamını da ihtiva etmektedir.
ed-Dahhak’ın belirttiğine göre bu âyet-i kerîme; Mahzumlu Ebû Seleme Abdullah b. Abdi’l-Esed hakkında inmiştir. Mukâtil de böyle demiştir. Bundan sonraki âyet-i kerîme ise kardeşi el-Esved b. Abdi’l-Esed hakkında inmiştir. İbn Abbâs’ın ve yine ed-Dahhak’ın görüşüne göre böyledir. Bu rivâyeti es-Sa’lebî nakletmiştir. Buna göre bu adam ve onun kardeşi bu âyetlerin nüzulüne sebep teşkil etmiş olmaktadır, bununla birlikte anlam bütün bedbaht kimseler ile bütün bahtiyar kimseleri genci olarak kapsamaktadır. Buna da yüce Allah’ın:
“Yeyin, için” âyeti delil teşkil etmektedir.
Şöyle de denilmiştir: Bundan maksat hayır ve serde kendisine tabi olunan herkestir. Şayet kişi hayırda bir baş olup ona davet ediyor, onu emrediyor ve ona uyanlar da çok kimseler ise; hem kendi ismi, hem de babasının adıyla davet edilir, o da öne geçer. Nihayet yaklaştığında ona beyaz yazı ile beyaz bir kitap çıkartılır. Kitabın iç tarafında kötülükler, dış tarafında iyilikler yazılı olacaktır. Önce kötülüklerden başlar, onları okur. Korkuya kapılır, yüzü sararır, rengi değişir. Kitabının sonlarına vardığında bu sefer onda şunların yazılı olduğunu görür: “İşte bunlar senin kötülüklerindir. Ben sana bağışlamış bulunuyorum.” İşte bu vakit ileri derecede sevinir. Sonra kitabını çevirir, bu sefer iyiliklerini okur. Sevinçten başka bir şeyi anmaz. Nihayet kitabının sonuna varınca, onda şu yazıları bulur: “İşte bunlar da senin iyiliklerindir, bunlar sana kat kat verilecektir.” Bu sefer yüzü ağarır, ona bir taç getirilir, başının üstüne konulur. Ona iki elbise giydirilir, herbir eklemine süs eşyaları takılır, altmış zira boy verilir. Bu da Âdem (aleyhisselâm)’ın boyudur. Ona şöyle denilir: Haydi arkadaşlarına git! Onlardan herbirisine bunun gibi mükâfatların verileceğini haber ver ve onları müjdele! Geri dönüp gidince bu sefer.
“İşte alın, okuyun kitabımı! Ben zaten hesabıma gerçekten kavuşacağımı biliyordum” der. Yüce Allah da şöyle buyuracaktır:
“Artık o hoşnut” olduğu hoşnut kalınan
“bir yaşayış içindedir.” Semada
“yüksek bir cennette devşirilecek meyveleri” mahsûlleri, salkımları
“yakındır” onlara yakınlaştırılmıştır. Arkadaşlarına: Beni tanıyor musunuz? diyecek, onlar: Seni bir lütuf ve ihsan kuşatmış bulunuyor, sen kimsin? diyecekler. Onlar: Ben filan oğlu filanım. Sizden herbir kişiye böylesini müjdeliyorum.
“Geçmiş günlerde” dünya hayatının günlerinde “peşinen işledikleriniz” önden gönderdikleriniz
“sebebi ile afiyetle yeyin için!”