"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Hâkimin, iflas edenin malını satması ve bunun nasıl yapılacağı konusu

Müflise hacr koyacak olursa, bu durumda hâkim ona ait malını satar. Malı satıldığı esnada müflisin orada hazır olması şu dört nedenden dolayı müstehap olur:

Kendi malının pahasına teşvikte bulunması ve (fiyatını) tespit etmesi,
Kendisi malının kıymetli olup olmadığını, iyi yahut kötü olduğunu bildirir. Bu durumda orada hazır olursa, buna dair açıklama yapar ve başkasının kandırmasına engel olmuş olur,
Malına çokça rağbet edilmesini sağlar. Zira kişinin kendi malını satması, müşteriden daha sevimli gelir,
Böyle yapmakla gönlü daha hoş olmuş ve kalbi de daha çok huzur bulmuş olur.
Yine alacaklıların da söz konusu malın satıldığı esnada orada hazır olması da şu dört nedenden dolayı müstehaptır:

Bir defa, (onun) bu malı onlara satılacaktır,
Belki onun malından onlar bir şeye rağbet ederek fiyatı noktasında artırımda bulunurlar da bu durumda hem kendileri hem de iflasa uğrayan için daha güzel bir sonuç elde edilmiş olacaktır,
Bu, onların gönüllerini daha çok hoş etmiş olacak ve bu töhmetten daha uzak olacaktır,
Belki onlar içerisinde bizzat onun malının aynısını verecek kimse de çıkabilir.
Şayet hâkim bunu yapmaz ve onların hepsi de o ortamda hazır bulunmayacak olurlarsa, bu da câiz olur. Çünkü hâkim bu durumda müvekkildir ve kendi içtihadına göre de davranabilmektedir. Belki de kendi içtihadı bunun tersine de çıkabilir, bir maslahata binaen gördüğü bir şey üzere hemen satışın onların o ortamda hazır bulunmalarından evvel olmasını da isteyebilir.

Bu malın her bir parçasının o yerdeki çarşıda satılması müstehaptır. Zira bu, ihtiyata daha yakındır ve mala talebi daha çok tetikler, kıymetinin bilinmesini de sağlar. Bunun yanında söz konusu malı, onun çarşısında mislî semen olarak satmayacak olursa, bu da câizdir. Çünkü maksat, o malın satılması neticesinde semenin elde edilmesidir ve belki içtihada göre bunu yapmak daha uygun da olabilir.

Malın değerine bir artırım yapacak olur, muhayyerlik süresine de ziyade yapacak olursa, emin şahsın akdi feshetmesi gerekli olur. Çünkü onu semen şeklinde satması mümkün olduğundan, bunun başka türde satılması câiz olmaz. Tıpkı akitten evvel o mala ziyade yapması gibi kabul edilir. Şayet akdin tahakkuk etmesinden sonra bir ziyade yapacak olursa, bu durumda emin olan şahsın müşteriye ikāleyi sorması müstehaptır. Müflisin faydası ve borcunun ödenmesi için de müşterinin buna icabet etmesi müstehap olur.

Öncelikle cinayet işlemiş olan köleyi satmakla başlar. Karşı tarafa semenin en azı ile yahut cinayet diyetini ödemekle işe koyulur. Bundan fazla gelen kısmını ise alacaklılara öder. Sonra rehin malını satar ve borç miktarına göre onu rehin alana verir. Semenden artan kısmını (yine) alacaklılara öder. Borcundan kalan olursa bunu da alacaklılar arasında taksim eder. Sonra kendi yanında olup da hızlı bozulacak türdeki taze yiyecekleri ve ardından hayvanlarını satar; çünkü telef olmakla yüz yüze kalmışlardır, baki kalmasına dair azığa ihtiyacı vardır. Ardından malını ve ev eşyalarını satar; zira bunlar hakkında, bunların talan edilmesinden korkulur. Ardından diğer akarları varsa (onları da satar), çünkü bunların telef olmasından endişe edilmez; zira bunların kalması onun için daha çok bellidir ve bunlara talebin olması daha fazladır.

Ne zamanki iflasa uğrayanın malından (hâkim) bir şeyi satsa ve borcu da yalnız bir kişiye olursa, onu sadece ona ödeyip verir. Şayet alacaklılar birden fazla olur, aralarında taksim edilmesi de mümkün olursa, bunları kendilerine taksim eder, ödemeyi ertelemez. Taksim edilmesi mümkün olmazsa, bu durumda güvenilir bir kimse yanında o malı vedia (emanet) bırakır; onda toplayana değin kalır, taksim edilmesi mümkün olduğu vakit de taksimatı yapar.

Oturmaya ihtiyaç duyduğu evi ise satılmaz. Bunu Ebû Hanîfe ve İshak ifade etmiştir. Çünkü bu, iflasa uğrayanın bile ihtiyaç duyduğu bir husustur. Dolayısıyla da borcu hakkında tasarrufu yapılmaz, tıpkı elbisesi ve azığı gibi sayılır.

İmam Mâlik ve İmam Şâfiî ise; evi satılır ve bedelinin kirasını da verir. Çünkü bu, müflisin malının bizzat aynı sayıldığından —diğer malları gibi— borcu noktasında sarf edilmesi de vacip olur, demişlerdir.

“İflasa uğrayanın elbisesi, azığı ve evinin ücreti şeklinde yapılan kıyasın çelişkili olacağı” şeklinde cevap verilmiştir.

Şayet onun iki evi olur da sadece birinde kalmaya muhtaç olursa, diğerini satar. Çünkü öbüründe kalmaya ihtiyacı yoktur. Evi eğer geniş olur da onun benzeri noktasında benzeri de orada oturamayacak olursa, satılır ve o meskenin benzerini satın alır; fazla gelen meblağ ise alacaklılara dağıtılır. Tıpkı benzeri giyilemeyecek ölçüdeki kıymette olan pahalı bir giysiye benzer.

Şayet o ev/mesken vb. bazı alacaklıların aynî malları gibi kendisine muhtaç duyulan mallardan sayılırsa yahut onun malının tümü aynî mallardan olur; semen ve değerleri ise iflas etmiş olursa ve sahipleri de bunu bulmuş olurlarsa, o zaman zikri geçen şarta göre bunu alma hakları vardır. Çünkü onun hakkı (o malın) aynına bağlıdır ve iflas edenden sebep itibariyle daha kuvvet arz etmektedir. Bir de onların mallarının aynından engellenmiş olmaları, hile kapısını aralar. Öyleyse bu alınır ve ondan bir şey terk edilip bırakılmaz. Zira insanların aynî mallarına, onlar iflas edenden daha çok hak sahibidirler. Sanki malları o insanların elinde bulunuyormuş yahut onlardan gasp ederek o malları alıyormuş gibi sayılır.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/iflas-edene-ve-ona-bakana-nafaka-vermek/,https://kutsalayet.de/muflisin-geri-kalan-borcunu-odemesi-icin-kazanc-elde-etmesi/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız