"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Hakim’in bildiği halde hüküm vermesi

Mezhebimizin zahir görüşüne göre hakim, had konusunda veya başkası hakkında bildiği şeyle hüküm veremez. Ne velayetinden öncesi ve ne de sonrasındaki bilgisine dayanarak bu yönde bir hüküm veremez. Bu, İmam Mâlik, İshak, Ebû Ubeyd ve Muhammed b. el-Hasen’in görüşüdür. İmam Şafii’nin iki kavlinden birisi de bu yöndedir. Çünkü Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurur ki: “Sizler, davalarınızı bana getiriyorsunuz. Bazınız haksız olduğu halde iddia ve delillerini daha düzgün ifade edebilir ve ben de ondan işittiğim bu düzgün ifadelere göre, onun lehine hükmedebilirim. Bu sebeple herhangi birinize başkasının hakkı olan bir şeyi bu şekilde verirsem almasın. Çünkü ben, zahire göre verdiğim bu hükmümle ateşten bir parça alıp ona vermişimdir.” Buharî ve Müslim, bu hadis hakkında ittifak etmiştir. Bu da gösteriyor ki işittiğine göre hüküm vermektedir, yoksa bildiğine göre hüküm vermemektedir.

Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in, Hadramevtli bir adamla Kindeli bir adam arasında ihtilafa düştükleri kıssayla ilgili olarak, Hadramevtli’ye: “Şahidin var mı?” diye sordu. Adam: “Hayır.” cevabını verdi. Allah’ın Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem) de: “Bu durumda senin ondan (sadece bir) yemin etmesini isteme hakkın vardır.” buyurdu. Çünkü hüküm verirken hakimin bilgisine dayanmayı caiz görmek, durumu töhmete sürükler ve keyfine göre hüküm vermesine götürür; zira bu bilgisine sebep hile yapmasına da zemin hazırlayabilir.

İmam Ahmed’den gelen diğer görüşe göre ise hakimin bildiği halde hüküm vermesi caiz olur. Bu, aynı zamanda Ebû Yûsuf ve Ebû Sevr’in de görüşüdür. İmam Şafii’nin de ikinci kavlini oluşturmaktadır. el-Müzeni de bu görüşü tercih eder. Zira bir defasında (Ebû Süfyân’ın karısı) Hind bint Utbe, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in yanına girerek: “Ey Allah’ın Resulü! Gerçekten Ebû Süfyân cimri bir adamdır. Bana, kendime ve oğullarıma yetecek kadar nafaka vermiyor…” dedi. Bunun üzerine Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem): “Onun malından iyilikle sana ve oğullarına yetecek kadar al.” buyurdular. Burada kadının doğru konuştuğunu bildiği halde şahit ve ikrar (izin) olmaksızın kadın lehine hüküm vermiştir.

Bir de hakim, zann-ı galibe göre hareket ettiklerinden sebep iki şahide dayanarak hüküm verir. Öyleyse gerçekte olanı ve kesin olanı bildiği bir konuda hüküm vermesi daha evla olur. Hakim, şahitlerin cerh ve ta’dil durumları hakkında da kendi bilgisine dayanarak hüküm verir; dolayısıyla buna kıyas edilerek hakkın sabitesi noktasında da hüküm aynıdır.

Şöyle cevap verilmiştir: Bir defa Süfyân hadisi bu konuda delil değildir. Çünkü bu, bir fetvadır, hüküm verme değildir. Buna dair delil, Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’in, aynı ortamda bulunmadığı halde Ebû Süfyân hakkında fetva verdiğidir. Eğer bu bir hüküm (yargı) sayılsaydı, o zaman onun gıyabında bu hüküm verilmezdi. Bu mesele iki şahit konusuyla da ayrılır. Zira bu, meselemizin tersine töhmete sürüklememektedir. Bunun yanında cerh ve ta’dil konusuna gelirsek, şüphesiz bu hususta bilgisine dair hüküm vermiştir; çünkü bilgisi dahilinde hüküm vermeseydi, o vakit bu teselsül ederdi. Çünkü tezkiyede bulunanlar (ilim adamları), bu iki şahidin adaletli durumlarını ve iyi olmayan vasıflarını bilmeye ihtiyaç duymaktadırlar. Bilgiye dayanarak bunu bilmeyecek olursa, o zaman şahitlerden her birisi bir tezkiye sahibine ihtiyaç duymuş olacak. Sonra yine onlardan birisi bir tezkiye sahibine ihtiyaç duymuş olacak ve böylece teselsül edecektir ki, buna bizde karşı değiliz.

Ebû Hanîfe der ki: Yüce Allah’a ait haklardan olan konularda hakim kendi bilgisi dahilinde hüküm veremez. Çünkü Yüce Allah’ın hakları (kamu hakları) müsamahaya ve kolaylaştırmaya mebnidir. Ademoğlunun haklarına gelirsek, hakim velayetinden (duruşmaya tayin edilmeden) evvel bilgisi dahilinde hüküm veremez. Ama velayeti esnasında bilgisi dahilinde olanla hüküm verebilir.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/hakimin-ilim-ehli-ve-guvenilir-kimselerle-musavere-etmesi/,https://kutsalayet.de/hakimin-verdigi-hukmun-bozulmasi/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız