Hadlerin bir arada toplanması üç durumdan hâli değildir:
Bunların sadece Yüce Allah’a ait hadler olması, bunlar ise iki kısımdır: Birincisi, bu hadlerde öldürme cezasının yer almasıdır. Mesela adam muhsan olduğu hâlde hırsızlık eder, zina yapar, içki içer ve eşkıyalık yapıp cana kıyarsa, bu durumda kendisi öldürülür, diğer had cezaları ise kendisinden sâkıt olur. Bu, Evzâî, İmam Mâlik ve Ebû Hanîfe’nin kavlidir. Çünkü bunlar, Yüce Allah’a taalluk eden hadler olduğundan, bu durumda kişi öldürüldüğünde diğer hadler sâkıt olur. Tıpkı adam öldürüp malını da alan eşkıyanın durumuna benzer. Zira onun eli-ayağı çaprazlama kesilmeksizin sadece öldürülmekle yetinilmiş olunur. Bir de bu hadlerden maksat yanlışını ortaya koyup ona bir tür ceza ve kınama bildirmektir. Hâlbuki öldürüldüğü vakit adamın kınanmasına gerek yoktur. Dolayısıyla kınanmasının bir faydası olmayacağından bu, meşru olmaz. Kısas konusuyla ise bu farklılık arz eder. Zira kısasta intikam ve o hakkın aynı bedelini almak kasdedilir, kınama kasdedilmez.
İmam Şâfiî der ki: Bu durumda hadlerin hepsi tatbik edilir. Şüphesiz öldürülme dışında vâcip olan bir had, öldürülme bulunsa dahi (bunun uygulanması) vâcip olur. Tıpkı kısas olarak elin kesilmesi gibi kabul edilir. Recmî ve eşkıyanın öldürülmesini gerektiren veya şiddet sebebiyle yahut namazı terkten dolayı öldürülmeyi gerektiren bir had mevcut ise o vakit eşkıyalık sebebiyle öldürülür. Öldürüleceğinden dolayı recm cezası zaten sâkıt olmuş olur. Çünkü eşkıyalık nedeniyle öldürülmesi kısas hakkında alınması gereken bir kul hakkı sayılmaktadır. Eşkıyalık konusu kesin olarak kul hakkını çiğnemiş olacağını ifade edeceğinden, tatbik açısından öne alınması elbette ki daha öncelikli olarak vâcip sayılmıştır.
İkincisi: Had cezaları içerisinde öldürülme cezasının bulunmaması. Nitekim o vakit tüm hadler tatbik edilir. el-Muvaffak der ki: Bildiğimiz kadarıyla bunda bir ihtilaf yoktur. Bu hadler tatbik edilirken peş peşe icra edilmez, çünkü insanın telef olmasına sebebiyet verebilir. Hattâ tatbik edilen bir hadden dolayı adam iyileştikten sonra diğer haddin infazına geçilir.
İnsana ait olan (kul hakkını gerektiren) hadler ki, bunlar da kısas ve iftira haddidir. Bunların hepsi tatbik edilir, (hepsinin bir arada bulunduğu cinayetlerde) infazına başlanırken en hafif olandan başlanır, iftiracı haddi vurulur, sonra el kesilir akabinde öldürülür. Çünkü bunlar, icrası mümkün olan kul haklarına taalluk eden kısmı oluşturmaktadır. O vakit diğer haklar gibi gereklilik arz ederler. Bu, Evzâî ve İmam Şâfiî’nin kavlidir. Ebû Hanîfe ise şöyle der: Öldürme dışındaki hadler bu kapsama dâhildir ve bu sadece Yüce Allah’ın hakkına taalluk eden hadlerine kıyas edilmiştir. (Ancak) öldürme dışındaki hadlerin kul hakkına ait olacağı, dolayısıyla da onu –borçlarında olduğu gibi– ona ıskat etmeyeceği yönünde cevap verilmiştir. Bu konu, Yüce Allah’ın hakkıyla da ayrılır; zira Allah’ın hakları müsâmaha üzere mebnîdir.
Hem Allah’ın hem de kulun hakkına taalluk eden hadler. Bunlar da üç kısma ayrılır: Birincisi, içerisinde öldürme cezası bulunmayan hadler. Bunların her birisi infaz edilir. Bunları Ebû Hanîfe ve İmam Şâfiî söylemiştir. Zira ikisi de cins olarak her iki hakkı ifade eder, öyleyse konumunu aşamaz ve birbirine katılabilen hadler sayılmazlar.
İkincisi, içerisinde öldürmenin yer aldığı hadler. Çünkü izahı geçtiği üzere Yüce Allah’ın hadleri öldürme konusuna müdâhil olur, ister bu öldürme Allah’ın hadlerinden veya insanın hakkına taalluk etsin, fark etmez. Ama insanın hakkına taalluk edene gelirsek bunların hepsi tatbik edilir.
Üçüncüsü: Bir mahalde iki hakkın birlikte söz konusu olması. Öldürme gibi geçip gitmesi ve bir kısasla da elin kesilmesi buna örnek verilebilir. Öldürmeye gelince, eğer bu zinadaki recm gibi yalnız Yüce Allah’ın bir hakkı olur da kısas gibi insanın hakkına taalluk eden bir hak olmazsa, o vakit insan hakkının kesinliği sebebiyle kısas öne geçer. Eğer bir adamı öldüren eşkıyanın öldürülmesi haddi ile kısas bir araya gelecek olursa, ilk geçen cinayetle infaza başlanır. Bu durumda diğer maktulun velisinin, caninin malından diyetini vermesi gerekir. El kesmeye gelirsek, o vakit kısas sebebi öne de geçse veya ertelense de Yüce Allah’ın kesin olan haddinin önüne geçer (çünkü kul hakkına taalluk etmektedir).