Kitap ehli, Allah’ın lütfundan hiçbir şeye güç yetiremeyeceklerini ve lütfun Allah’ın elinde bulunduğunu, onu dilediğine verdiğini bilsinler diye. Allah büyük lütuf sahibidir.
Okunuşu ve Kelime Anlamı
Li-ella ya’leme (bilsin diye) ehlu’l-kitabi (Kitap ehli) ella yakdirune (güç yetiremeyeceklerini) ala şey’in (hiçbir şeye) min fadli’llahi (Allah’ın lütfundan), ve enne’l-fadle (ve lütfun) bi-yedi’llahi (Allah’ın elinde/tasarrufunda olduğunu), yu’tihi (onu verir) men yeşau (dilediğine). Vallahu (ve Allah) zu’l-fadli (büyük lütuf sahibidir) el-azim (çok büyüktür).
Mukatil Tefsiri
Burada Ehl-i Kitap ile kastedilen, İncil ehli içinden Muhammed’e iman eden o kırk kişidir. Allah bu ayeti, onların İslâm nimetinin kendi güçleriyle elde edilen bir şey olmadığını bilmeleri için indirmiştir.
Onlar Allah’ın lütfundan hiçbir şeye kendi imkânlarıyla ulaşamazlar. İslâm ancak Allah’ın rahmeti sayesinde elde edilir. Fazilet ve üstünlük bütünüyle Allah’ın elindedir. Burada faziletten maksat İslâm’dır. Allah bu nimeti kullarından dilediğine verir.
Allah büyük lütuf sahibidir. Bu sebeple Allah, iki kat mükâfat konusunda müminleri de İncil ehline ortak kılmıştır.
“Biz onu onlara yazmadık” ifadesinin anlamı “Biz onu onlara emretmedik” demektir. Nitekim Allah şöyle buyurmuştur: “Allah’ın sizin için yazdığı mukaddes toprağa girin.” (Mâide 21). Buradaki “yazdığı” ifadesi, “size emrettiği” anlamındadır.
Ebû Rûk, “Onlar ona gereği gibi riayet etmediler” (Hadîd 27) ayeti hakkında, “Onlar o konuda beni gereği gibi birlemediler” demiştir.
Taberi Tefsiri
Yüce Allah, kendisine ve Muhammed’e iman eden Kitap Ehli müminlere hitaben buyuruyor ki: Rabbiniz size rahmetinden iki pay vermeyi, size kendisiyle yürüyeceğiniz bir nur vermeyi ve sizi bağışlamayı, Kitap Ehlinin Allah’ın size verdiği ve sizi bununla üstün kıldığı lütuftan hiçbir şeye sahip olmadıklarını bilmeleri için yapmaktadır. Çünkü onlar Allah’ın bütün yaratılmışlar üzerinde kendilerini üstün kıldığını düşünüyorlardı. Allah Teâlâ onlara, Muhammed ümmetine kendilerine vermediği fazilet ve kerametlerden verdiğini bildirmiştir. Kitap Ehli, şu ayet nazil olunca müminleri kıskanmıştı: “Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve Resulüne iman edin; size rahmetinden iki pay versin, sizin için kendisiyle yürüyeceğiniz bir nur kılsın, sizi bağışlasın. Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.” (Hadîd 28) Bunun üzerine Allah Teâlâ şöyle buyurdu: “Kitap ehli, Allah’ın lütfundan hiçbir şeye güç yetiremeyeceklerini bilsinler diye.” (Hadîd 29) Yani Allah bunu, Kitap Ehlinin Allah’ın lütfunu engelleyemeyeceğini bilmeleri için yapmıştır.
Bu konuda tefsir ehli de aynı görüşü dile getirmiştir.
Bişr rivayet etti, dedi ki: Yezîd rivayet etti, dedi ki: Saîd, Katâde’den rivayet etti. Katâde, “Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve Resulüne iman edin…” (Hadîd 28) ayeti hakkında şöyle dedi: Bu ayet nazil olunca Kitap Ehli Müslümanları kıskandı. Bunun üzerine Allah Teâlâ, “Kitap ehli, Allah’ın lütfundan hiçbir şeye güç yetiremeyeceklerini bilsinler diye…” (Hadîd 29) ayetini indirdi. Bize ulaştığına göre Allah’ın Nebisi şöyle buyururdu:
“Bizim ve bizden önceki iki Kitap Ehlinin misali, bir adamın işçiler tutmasına benzer. Onları geceye kadar çalışmaları için bir kırat karşılığında tuttu. Günün yarısına gelince işten usandılar ve çalışmayı bıraktılar. Adam da onların hesabını gördü ve yaptıkları kadar ücret verdi. Sonra işin geri kalanını tamamlamaları için başka işçiler tuttu ve onlara iki kırat ücret verdi. Bunun üzerine, ‘Bunlar daha az çalıştıkları halde daha fazla ücret aldılar’ denildi. Adam da, ‘Malımı dilediğime veririm’ dedi. Ben de umarım ki iki kırat verilenler bizizdir.”
İbn Abdüla‘lâ rivayet etti, dedi ki: İbn Sevr, Ma‘mer’den, o da Katâde’den rivayet etti. Katâde şöyle dedi: “Size rahmetinden iki pay versin” (Hadîd 28) ayeti nazil olunca Kitap Ehlinin Müslümanları kıskandığı bize ulaştı. Bunun üzerine Allah, “Kitap ehli, Allah’ın lütfundan hiçbir şeye güç yetiremeyeceklerini bilsinler diye.” (Hadîd 29) ayetini indirdi.
Ebû Ammâr rivayet etti, dedi ki: Fadl b. Mûsâ, Süfyân’dan, o da Atâ b. Sâib’den, o da Saîd b. Cübeyr’den, o da İbn Abbas’tan rivayet etti. İbn Abbas, “Kitap ehli, Allah’ın lütfundan hiçbir şeye güç yetiremeyeceklerini bilsinler diye.” (Hadîd 29) ayeti hakkında şöyle dedi: Buradaki Kitap Ehli, bu haberleri dinleyen ve işiten kimselerdir.
İbn Humeyd rivayet etti, dedi ki: Mehrân, Süfyân’dan, o da Atâ b. Sâib’den, o da Saîd b. Cübeyr’den, o da İbn Abbas’tan aynı rivayeti nakletti.
Ayrıca “Kitap ehli bilsin diye” şeklinde anlaşılması gerektiği de söylenmiştir. Abdullah b. Mes‘ûd’un kıraatinde bu ifade bu anlamı açıkça gösterecek şekilde okunmuştur. Çünkü Araplar, başında veya sonunda açık bir olumsuzluk bulunmayan bazı ifadelerde olumsuzluk edatını fazladan kullanırlar. Bunun örnekleri şunlardır:
“Emrettiğim zaman seni secde etmekten alıkoyan nedir?” (A‘râf 12)
“Onun geldiğinde iman etmeyeceklerini size ne bildirdi?” (En‘âm 109)
“Helâk ettiğimiz bir beldeye dönmeleri haramdır.” (Enbiyâ 95)
Son ayetin anlamı: “Helâk ettiğimiz belde halkının geri dönmeleri mümkün değildir.” demektir.
Bu konuda da tefsir ehli aynı görüşü dile getirmiştir.
Yakub b. İbrahim rivayet etti, dedi ki: İbn Uleyye, Ebû Hârûn el-Ganevî’den rivayet etti. O da Hattâb b. Abdullah’ın şu sözü nakletti: “Kitap ehli, Allah’ın lütfundan hiçbir şeye güç yetiremeyeceklerini bilsinler diye.” (Hadîd 29)
Yine İbn Uleyye, Ebü’l-Muallâ’dan rivayet etti. O şöyle dedi: Saîd b. Cübeyr bu ayeti “Kitap ehli bilsin diye” şeklinde okurdu.
“Lütuf Allah’ın elindedir” buyruğu, fazilet ve ihsanın yalnızca Allah’ın elinde olduğunu, Kitap Ehlinin ve diğer insanların buna sahip olmadığını ifade etmektedir.
“Onu dilediğine verir” buyruğu, Allah’ın bu fazilet ve ihsanı kullarından dilediğine verdiğini ifade eder. Bu konuda tasarruf yalnızca O’na aittir.
“Allah büyük lütuf sahibidir” buyruğu ise Allah’ın kulları üzerindeki ihsanının çok büyük olduğunu ifade etmektedir. O, lütfunu dilediğine verir; hiç kimse O’nun verdiği fazileti engelleyemez.
Hz.Ateist Tefsiri
Henüz eklenmedi…