Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve O’nun Resulüne iman edin ki size rahmetinden iki pay versin, sizin için kendisiyle yürüyeceğiniz bir nur kılsın ve sizi bağışlasın. Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Okunuşu ve Kelime Anlamı
Ya eyyuhe’llezine amenu (ey iman edenler), itteku’llahe (Allah’tan sakının) ve aminu (ve iman edin) bi-rasulihi (O’nun Resulüne). Yu’tikum (size versin) kifleyni (iki kat pay) min rahmetihi (rahmetinden), ve yec’al (ve kılsın) lekum (sizin için) nuran (bir nur) temşune (yürüyeceğiniz) bihi (onunla), ve yağfir (ve bağışlasın) lekum (sizi). Vallahu (ve Allah) gafurun (çok bağışlayandır) rahim (çok merhametlidir).
Mukatil Tefsiri
İncil ehli içinden Muhammed’e iman edenler, önceki kitaba ve ardından Muhammed’e indirilen kitaba iman ettikleri için iki kat sevap alacaklarını söyleyerek Resûlullah’ın ashabına karşı övünmüşlerdi. “Biz sizden daha faziletliyiz; çünkü bizim iki sevabımız var” demişlerdi.
Bu durum Müslümanlara ağır geldi. Onlar da, “Biz Peygamber ile birlikte hicret ettik, sizden önce ona iman ettik ve onunla birlikte savaştık; siz ise savaşmadınız” dediler.
Bunun üzerine Allah bu ayeti indirdi.
“Allah’tan korkun” buyruğu, Allah’ın birliğini kabul edin demektir. “Resûlüne iman edin” buyruğu ise Muhammed’i tasdik edin anlamındadır.
Allah böyle yapanlara rahmetinden iki pay, yani iki mükâfat verecektir. Ayrıca onlara sırat üzerinde yürüyecekleri bir nur verecektir. Bu nur sayesinde cennete giden yolu bulacaklardır.
Bunun yanında günahlarını bağışlayacaktır. Allah müminlerin günahlarını bağışlayan ve onlara merhamet edendir.
Taberi Tefsiri
Yüce Allah buyuruyor ki: Ey Tevrat ve İncil ehli olup Allah’ı ve resullerini tasdik etmiş olanlar! Allah’a itaat ederek, O’nun yasaklarından sakınarak Allah’tan korkun ve Resulü Muhammed’e iman edin.
İbn Abbas, “Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve O’nun Resulüne iman edin” buyruğunun, Ehl-i Kitap’tan iman etmiş olanlar hakkında olduğunu söylemiştir. Dahhâk da aynı şekilde bu ayetin Ehl-i Kitap’tan iman edenlere hitap ettiğini belirtmiştir.
“Size rahmetinden iki pay versin” buyruğunun anlamı, Allah’ın onlara iki kat ecir vereceğidir. Bu iki kat ecir, önce İsa’ya ve Muhammed’den önce gönderilen peygamberlere iman etmeleri, ardından da Muhammed peygamber olarak gönderildiğinde ona iman etmeleri sebebiyledir.
“Kifl” kelimesinin aslı pay ve nasip demektir. Asıl anlamı ise binicinin bindiği hayvan üzerinde düşmesini önleyen ve onu koruyan şeydir. Buna göre Allah’ın vereceği bu iki pay, sahibini azaptan koruyan bir güvence gibidir; nasıl ki biniciyi koruyan şey onun düşmesini engelliyorsa, bu ecir de sahibini azaptan korur.
İbn Abbas, “Size rahmetinden iki pay versin” buyruğunu, “İki ecir versin” şeklinde açıklamıştır. Bu iki ecir; İsa’ya iman etmeleri, Tevrat ve İncil’i tasdik etmeleri ve ardından Muhammed’e iman edip onu doğrulamaları sebebiyledir. Başka bir rivayette de İbn Abbas, “İki pay” ifadesini doğrudan “iki ecir” olarak açıklamıştır. Yine ondan gelen başka bir rivayette “iki kat” anlamına geldiği nakledilmiştir.
Said b. Cübeyr’den gelen bir rivayete göre Resûlullah, Cafer b. Ebî Tâlib’i yetmiş kişiyle birlikte Necaşî’ye göndermişti. Cafer Necaşî’yi İslâm’a davet etti ve Necaşî bu daveti kabul ederek iman etti. Daha sonra onun ülkesinden kırk kişi, Resûlullah’a gelip iman etmek ve Müslümanlara yardım etmek için izin istedi. Uhud Gazvesi hazırlıkları sırasında Medine’ye geldiklerinde Müslümanların fakirlik ve sıkıntı içinde olduklarını gördüler. Bunun üzerine Resûlullah’tan izin isteyerek ülkelerine döndüler, mallarını getirip Müslümanlarla paylaştılar.
Bunun üzerine Allah şu ayetleri indirdi:
“Bundan önce kendilerine kitap verdiklerimiz ona da iman ederler…” (Kasas 52)
ve
“Kendilerine verdiğimiz rızıktan infak ederler.” (Kasas 54)
Bu ayetlerde sözü edilen infak, onların Müslümanlarla paylaştıkları mallardır.
Daha sonra iman etmeyen bazı Ehl-i Kitap mensupları, “Onlar sabretmeleri sebebiyle ecirlerini iki defa alırlar” (Kasas 54) ayetini duyunca Müslümanlara karşı övündüler ve şöyle dediler:
“Bizden sizin kitabınıza ve kendi kitabımıza iman eden kimsenin iki eciri vardır. Sizin kitabınıza iman etmeyenlerimizin de sizin kadar eciri vardır. Öyleyse sizin bize karşı üstünlüğünüz nedir?”
Bunun üzerine Allah:
“Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve O’nun Resulüne iman edin ki size rahmetinden iki pay versin…” ayetini indirdi. Böylece onlara ecirlerini verdiği gibi ayrıca nur ve mağfiret de verdi.
Mücâhid, “Size rahmetinden iki pay versin” buyruğunu “iki kat” şeklinde açıklamıştır.
İbn Abbas’tan gelen başka bir rivayette ise şöyle denilmektedir:
“İki pay, onların ilk imanları ve Muhammed’in getirdiği kitaba imanları sebebiyle verilen iki ecirdir.”
Dahhâk da bu ayetin Ehl-i Kitap’tan iman edenler hakkında olduğunu ve iki ecirin önceki kitaba iman etmeleriyle Muhammed’in getirdiği vahye iman etmeleri sebebiyle verileceğini söylemiştir.
İbn Zeyd ise ayetteki iki payı farklı yorumlayarak şöyle demiştir:
“Birisi dünya mükâfatı, diğeri ahiret mükâfatıdır.”
Ebû Musa el-Eş’arî’den gelen rivayette ise “kifl” kelimesinin Habeş dilinde “iki kat ecir” anlamına geldiği nakledilmiştir.
Şa’bî şöyle demiştir:
“Kıyamet günü insanlar dört derecede olacaktır. İsa’ya iman edip sonra Muhammed’e de iman eden kimseye iki ecir verilecektir. İsa’yı inkâr etmiş olup sonra Muhammed’e iman eden kimseye bir ecir verilecektir. İsa’yı inkâr edip Muhammed’i de inkâr eden kimse ise gazap üstüne gazapla dönecektir. Arap müşriklerinden olup Muhammed gelmeden önce küfür üzere ölen kimse de gazapla dönecektir.”
Said b. Abdülaziz’e, “Kifl ne kadardır?” diye sorulduğunda şöyle cevap vermiştir:
“Bir kifl üç yüz elli hasenedir. İki kifl ise yedi yüz hasenedir.”
Ardından, Ömer’in Yahudi âlimlerinden birine, “Sizde bir hasenenin en fazla kaç kat artırıldığı söylenir?” diye sorduğunu, onun da “Bir kifl, üç yüz elli hasenedir” dediğini nakletmiştir. Bunun üzerine Ömer Allah’a hamdetmiş ve Allah’ın bu ümmete iki kifl verdiğini söylemiştir.
Bu konuda Resûlullah’tan da sahih rivayetler gelmiştir.
Ebû Musa el-Eş’arî’nin rivayet ettiği hadiste Resûlullah şöyle buyurmuştur:
“Üç kişiye ecirleri iki defa verilir: İlk kitaba da son kitaba da iman eden kimse; cariyesi olup onu güzelce eğiten, sonra azat edip onunla evlenen kimse; Rabbine kulluğunu güzel yapan ve efendisine karşı samimi olan köle.”
Abdullah b. Ömer’den rivayet edildiğine göre Resûlullah şöyle buyurmuştur:
“Sizin ömrünüz, sizden önceki ümmetlerin ömürlerine göre ikindi ile güneşin batışı arasındaki süre gibidir. Sizin misaliniz ile Yahudi ve Hristiyanların misali, işçi tutan bir adamın misali gibidir. O adam sabah ile öğle arasına birer kırat karşılığında işçiler tuttu; Yahudiler çalıştı. Sonra öğle ile ikindi arasına birer kırat karşılığında işçiler tuttu; Hristiyanlar çalıştı. Sonra ikindi ile güneş batıncaya kadar iki kırat karşılığında işçiler tuttu; onlar da sizsiniz.”
Yahudiler ve Hristiyanlar buna kızarak:
“Biz daha çok çalıştık ama daha az ücret aldık” dediler.
Bunun üzerine işveren:
“Ben sizin ücretlerinizden bir şey eksilttim mi?” dedi.
Onlar:
“Hayır” dediler.
Bunun üzerine:
“Bu benim lütfumdur, onu dilediğime veririm” dedi.
Ebû Ümâme el-Bâhilî’den rivayet edildiğine göre Resûlullah Veda Haccı’nda şöyle buyurmuştur:
“Kitap ehlinden Müslüman olan kimseye eciri iki defa verilir. Onun bizim sahip olduğumuz haklar kadar hakkı, üzerimizde olan yükümlülükler kadar da yükümlülüğü vardır. Müşriklerden Müslüman olan kimseye ise bir ecir vardır; onun da bizim haklarımız kadar hakkı ve bizim yükümlülüklerimiz kadar yükümlülüğü vardır.”
“Ve sizin için kendisiyle yürüyeceğiniz bir nur kılsın” buyruğu hakkında müfessirler farklı açıklamalar yapmışlardır.
İbn Abbas, burada kastedilen nurun Kur’an olduğunu söylemiştir. Başka bir rivayette ise bunu “Furkan ve Resûlullah’a tabi olmak” şeklinde açıklamıştır.
Mücâhid ise bu nuru “hidayet” olarak tefsir etmiştir.
Taberî’ye göre doğru olan görüş şudur:
Allah burada bu kimselere kendisiyle yürüyecekleri bir nur vaat etmiştir. Kur’an ve Resûlullah’a tabi olmak, bunlara iman eden ve onları tasdik eden kimse için hem nurdur hem de hidayettir. Çünkü bunlara iman eden kişi doğru yolu bulmuş olur.
“Ve sizi bağışlasın” buyruğu ise Allah’ın onların günahlarını örtmesi ve onları affetmesi anlamına gelir.
“Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir” buyruğu da Allah’ın kullarına karşı mağfiret ve rahmet sahibi olduğunu ifade etmektedir.
Hz.Ateist Tefsiri
Henüz eklenmedi…