Öyle kimselere yalvarır ki, zararı faydasından daha yakındır. Ne kötü dosttur o ve ne kötü yoldaştır.
Diyanet Vakfı
O, zararı faydasından daha (akla) yakın olan bir varlığa yalvarır. O (yalvardığı), ne kötü bir yardımcı, ne kötü bir dosttur!
Kurtubi Tefsiri
O, zarar vermesi, fayda vermesinden daha yakın olana ibadet eder. (O) ne kötü bir yardımcı, ne kötü bir arkadaştır!
“O, zarar vermesi, fayda vermesinden daha yakın olana ibadet eder.”
Yani şu yüzüstü dönüp, giden kişi zarar vermesi fayda vermesinden çok daha yakın olan kimselere ve şeylere dua eder. Bu zarardan kasıt ise, âhiretteki zarardır. Zira böylesine ibadet etmekten ötürü cehenneme girmiş olacaktır ve ondan asla hiçbir fayda da göremeyecektir. Ancak burada ifadeye bir yüce (latif, incelikli) mana kazandırmak maksadıyla “zarar vermesi, fayda vermesinden daha yakın olan” tabiri kullanılmıştır. Yüce Allah’ın şu âyetinde olduğu gibi:
“Şüphe yok ki Biz yahut siz, ya bir hidayet üzereyiz ya da apaçık bir sapıklıkta.” (Sebe’, 34/24)
Şöyle de açıklanmıştır: Onlar bu putları yarın kendilerine şefaat edecekler diye vehmedip ibadet ediyorlardı. Bu hususta da yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
“Onlar Allah’ı bırakıp kendilerine ne bir zarar, ne de bir fayda vermeyecek olan şeylere taparlar. Bir de: ‘Bunlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir’derler.” (Yûnus, 10/18);
“O’ndan başka ilâh edinenler: ‘Biz bunlara ancak bizleri Allah’a yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz’ derler.” (ez-Zümer, 39/3)
el-Ferrâ’, el-Kisâî ve ez-Zeccâc derler ki: İfadenin anlamında hem yemin hem de te’hir vardır. Yani; O kimse -Allah’a yemin olsun ki- zarar vermesi, fayda vermesinden daha yakın olana ibadet eder.” Görüldüğü gibi burada (hem yemin vardır) hem de “lâm” harfi, gelmesi gereken gerçek yerinden öncesine alınmıştır. Ayrıca: “Kimse” kelimesi “ibadet eder” fiili ile nasb mahallinde olup, “lâm” harfi de yeminin cevabıdır, “Zarar vermesi” mübtedâ, “Yakın olan” kelimesi de onun haberidir.
en-Nehhâs ise ifadede bir te’hir olduğu görüşünü zayıf kabul eder ve şöyle der: Bu “lâm” harfinde takdim veya te’hir olduğunu söylemeyi gerektirecek herhangi bir özellik yoktur.
Derim ki: (Bu) “lâm’ın hakkı takdimdir, bazen te’hir de edilebilir. Şair de şöyle demiştir:
“Dayım elbetteki sen(sin) ve kimin dayısı Cerir olursa,
Yüceliklere nail olur ve dayılara da ikramda bulunur.”
“Dayım elbetteki sensin” demektir. Bu beyit daha önceden (Tâ-Hâ, 20/63. âyetin tefsirinde) geçmiş bulunmaktadır.
en-Nehhâs der ki: Bize Ali b. Süleyman’ın naklettiğine göre Muhammed b. Yezid şöyle demiştir: İfadede hazfedilmiş tabirler vardır. Yani: O, ilâh olarak zarar vermesi, faydalı olmasından daha yakın olana ibadet eder. en-Nehhâs der ki; Zannederim bu açıklama Muhammed b. Yezid’den yapılmış yanlış bir nakildir. Çünkü böyle bir ifadenin anlamı yoktur, zira “lâm” harfinden sonra gelen ifade mübtedâdır. Buna göre “ilâh” anlamındaki kelimenin (İbn Zeyd’den nakledildiği bildirilen açıklamasına göre mansub olması gerekir) nasb edilmesi câiz değildir. Ben Muhammed b. Yezid’in görüşünün, el-Ahfeş’in görüşü gibi olacağını zannediyorum ve bu da bana göre âyet-i kerîme ile ilgili olarak yapılmış açıklamaların en güzelidir, (en-Nehhâs devamla) der ki: “(Mealde) İbadet eder âyeti söyler anlamındadır, “Kimse” ise mübtedâ olup, haberi hazfedilmiştir. Bunun anlamı da şöyledir: O zarar vermesi, fayda verme ihtimalinden daha yüksek olan kimse hakkında kendisinin ilâhıdır, der.
Derim ki: Bu görüşü el-Kuşeyri -Allah’ın rahmeti üzerine olsun- ez-Zeccâc’dan naklederken, el-Mehdevi de el-Ahfeş’ten nakledip, irabını da tamamlayarak şunları söylemektedir: “İbadet eder” âyeti söyler anlamındadır. ” Kimse” kelimesi mübtedadır. “Zarar vermesi” ikinci mübtedâ ” Yakın olan” ise onun haberidir. Cümle de; Kimse’nin sılası olup, haberi de hazfedilmiştir. İfadenin takdiri de şöyledir: ” O kimse şüphesiz zararı, faydasından daha yakın olan kimseye ilahıdır,” der.
Antere’nin şu beyiti de (bu yönüyle) bunun gibidir:
“Atımın göğsüne kuyuya sarkıtılan ipler gibi,
Saplanırken mızraklar, Anter diye çağırırlar.”
el-Kuşeyri der ki: Put benim mabudumdur diyen kâfir, elbetteki onun zararı faydasından daha yakındır, demez. Ancak anlamı şudur: Kâfir şüphesiz -müslümanların inancına göre- faydası, zararından daha yakın kimseye: mabudum ve ilahım der. Bu da yüce Allah’ın şu âyetini andırmaktadır:
“Ey Sihirbaz! dediler. Senin yanında, sana olan ahdi gereği Rabbine dua et.” (ez-Zuhruf, 43/49) Yani -seni sihirbaz diye adlandıran o kimselere göre- ey sihirbaz kişi.,, dediler demektir.
ez-Zeccâc da der ki: Buradaki “tapar” âyetinin hat mahallinde olması ve bunda (sonunda) bir “he”nin hazfedilmiş olması da mümkündür. Yani işte onun kendisine ibadet ettiği, taptığı büyük sapıklık budur. Bu da; ona dua etmesi halindeki sapıklığı budur demektir. Buna göre: “”Tapar” fiilinin sonunda “ona” anlamını veren bir “he” zamiri hazfedilmiştir. Bu açıklamaya göre: “”Tapar” kelimesi üzerinde vakıf yapılır. Buna karşılık yüce Allah’ın:
“Zarar vermesi, fayda vermesinden daha yakın olan” anlamındaki âyet mübtedâ olarak ref mahallinde ve yeni bir cümle olur. Haberi ise “(o) ne kötü bir yardımcı” âyetidir. Buna sebeb ise baştaki
“lâm”ın “yemin lâm”ı olmasıdır. Te’kid dolayısıyla ifadenin başına gelmiştir. Buna göre bir önceki âyetin sonlarından itibaren âyet şöyle anlaşılabilir: İşte onun, ona dua etmesi (çağırması, ibadet etmesi) haktan uzak sapıklığın tâ kendisidir. Yemin olsun ki zarar vermesi, fayda vermesinden daha yakın olan (o mabudlar) ne kötü bir yardımcıdır, ne kötü bir arkadaştır!
ez-Zeccâc der ki: Bu âyette: “İşte bu” kelimesinin: “O kimse ki, o ki” ism-i mevsûlü anlamında ve bunun “ibadet eder” fiilinin onda ameli dolayısıyla nasb mahallinde olması mümkündür. Yani: ” Uzak sapıklığın ta kendisi olana o dua eder.” Nitekim yüce Allah’ın:
“O senin sağ elindeki nedir? Ey Mûsa” (Tâ-Hâ, 20/17) âyetinde de ism-i mevsulü anlamındadır. Daha sonra da yüce Allah’ın:
“Zarar vermesi” âyeti yeni (mübtedâ) bir sözdür, Buna karşılık “O ne kötü bir yardımcıdır” ifadesi de mübtedânın haberi olur. Buna göre âyetin takdiri: “Uzak sapıklığın kendisi olana dua eder” takdirinde olup, mef’ûl olan önceden zikretmiş olmaktadır.
Mesela; “Zeyd’i dövdüm,” demek bunun gibidir, Ebû Ali (el-Farisı) bu açıklamayı güzel diye değerlendirmiştir, ez-Zeccâc’ın iddiasına göre de nahivciler bu görüşe pek dikkat etmemişlerdir. ez-Zeccâc buna (şahit olarak) şu beyiti de zikretmektedir:
“Dur ey atım, Abbâd’ın senin üzerinde bir emirliği yoktur,
Kurtuldun artık ve bu taşıdığın özgür bir kimsedir.”
Buradaki “ve bu” anlamındaki işaret ismi; Ve… kimse” anlamındadır.
Yine ez-Zeccâc ve el-Ferrâ’ şöyle demişlerdir: Bu âyetteki “İbadet eder” kelimesinin dua (ibadet) anlamındaki bu fiili çokça zikretmek suretiyle ma kablinin (bir önceki âyette geçen ve “tapar” anlamı verilen aynı lâfzın) tekrarı olması da mümkündür, “Vurdum Zeyd’i vurdum” ifadesi gibidir. Daha sonra birincisi ile yetinerek ikincisi hazfedilmiştir. el-Ferrâ’ der ki: “Zarar vermesi… olan”ın “lâm” harfi esreli okunması da mümkündür. O kimse zararı faydasından daha yakın olana dua (ibadet) eder, demektir. Nitekim yüce Allah’ın şu âyeti da (bu yönüyle) buna benzemektedir:
“Çünkü Rabbin ona vahyetmiştir.” (ez-Zilzâl, 99/5) bu âyetteki: Ona” kelimesi “(……..): Ona anlamındadır.
Yine el-Ferrâ’ ve el-Kaffal şöyle demişlerdir: Bu âyetteki “lâm” sıla’dır. (Ulama amacıyla fazladan getirilmiştir). Yani; “O faydası, zararından daha yakın olana ibadet eder,” demektir. Nitekim Abdullah b. Mes’ûd’un kıraatinde de bu şekildedir.
“(O) ne kötü bir yardımcı” yani yardımlaşması ne kötü;
“ne kötü bir arkadaştır!” Kendisiyle arkadaşlık yapılan, dostluk kurulan ve ilişkilerde bulunulan kişi olarak o ne kötüdür! Mücahid: Bununla put kastedilmektedir, demiştir.