Mesela bir kimse değeri yüz dinar olan bir köleyi gasbederek alır, bir müddet sonra (büyümesi, kuvvetlenmesi gibi) bedensel bir artışı söz konusu olur yahut bir şeyler öğrenmesi gibi bir artış baş gösterecek olur ve değeri de bu nedenle iki yüz dinar olursa, sonradan bedensel olarak zayıflar yahut öğrendiği bilgileri unutur ve kıymeti de yüz dinara kadar düşecek olursa, bu durumda efendisi hem o köleyi hem de gasbeden şahıstan yüz dinar alır. Bunu, İmam Şafii söylemiştir. Çünkü bu, gasbedilen kölenin bizzat kendisinde mevzu bahis olan bir artıştır. Dolayısıyla gasıbın buna dair tazmini ödemesi icap eder, tıpkı onu geri vermeyi talep etmesi ve onun da bunu yapmaması gibi sayılır.
Ebu Hanife ve İmam Malik ise şöyle demişlerdir: Bu kimsenin söz konusu olan fazlalığı vermesi gerekmez. Ancak ondan ekstradan onu geri vermesini talep eder, fazlalığı ise ona vermez. Çünkü o köleyi, tıpkı aldığı şekliyle geri vermiş olduğundan, değerinden eksilen kısmını tazmin etmez, tıpkı fiyatının eksilmesi gibi kabul edilir.
Şöyle cevap verilmiştir: Bir defa fiyatın fazlalığı -eğer (mal, köle) gasbedilirken- mevcut olsaydı, bunun fazlalığını tazmin etmezdi. Şu halde konu bundan farklıdır.
el-Muvaffak şöyle demiştir: Biz, gasıbın elinde yeni olarak artış gösteren fazlalığı, gasbedilirken var olan fazlalığın konumunda ön gördük. Gasbedilirken söz konusu olan malın bizzat kendisindeki fazlalık aynı zamanda o mala ait olur; çünkü o mala tabiidir. Ama gasbedilen o köle şişman idiyse, sanatkâr idiyse veyahut Kur’an-ı Kerim’i öğrenmiş vb. bir kimse idiyse, ardından zayıflamış ve bunları unutmuş olur; dolayısıyla da değeri eksilmiş olursa, bu durumda eksilmiş olan kısmın tazmini icap eder, bunda da bir ihtilafın olduğunu bilmiyoruz.
Gasıb’ın, fiyatların değişmesi neticesinde hasıl olan değerin eksikliğini tazmin etmek zorunda değildir. Bunu, İmam Ahmed ifade etmiştir. Bu, cumhur âlimlerin de kavlini oluşturmaktadır. Çünkü bu, peşinen malın aynının verilmesidir. Ondan bir şey eksiltilmiş de değildir, sıfatı olarak da eksikliğe uğramış değildir. Bu sebeple ona bir şey vermesi zorunlu değildir, sanki maldan bir şey eksilmemiş gibi sayılır.
Ebu Sevr’den bunları tazmin etmesinin gerekliliğine dair görüş de nakledilmiştir. Çünkü malın aynının telef edilmesi sebebiyle onu geri verirken tazmin edilmesini gerekli saymıştır, tıpkı o malın (kölenin) şişmanlaması gibi kabul edilir.
el-Muvaffak şöyle der: Aynın telef edilmesinin yanında bunun tazmin edileceği görüşünü kabul edemeyiz. Bunu kabule edecek olursak, o takdirde değerinden daha fazlası olan aynın değeri -onu geri vermesinin tersine- zorunlu sayılacağından, takviyesi kapsamına dahil edilmiş olacaktır; zira değeri zorunlu değildir. Bu, malın (kölenin) şişmanlaması ifadesine ise çelişki oluşturur; çünkü bu, gasbedilen malın aynı demektir. Kölenin sanatkâr olması, bunu bilmesi ona ait bir sıfatı ve özelliğidir, halbuki burada ne malın aynı ve ne de sıfatı gitmiştir.