"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Fil 4

Onlara pişmiş balçıktan taşlar atıyorlardı.

Okunuşu ve Kelime Anlamı
Termihim bi-hicaretin min siccil (onlara pişmiş taşlar atıyorlardı)

Mukatil Tefsiri
Yani çamurla karışmış sert taşlar atıyorlardı.

Taberi Tefsiri
Yüce Allah’ın gönderdiği bu sürü sürü kuşlar, fil sahiplerine siccîlden taşlar atıyordu. “Siccîl” kelimesinin anlamı daha önce açıklanmıştır; burada zikredilen görüşlere göre İbn Abbas, “Siccîl, taş içinde çamurdur” demiştir. Başka rivayette “çamurdandır” demiştir. Bir rivayette “seng ve gil” yani Farsça “taş ve çamur” anlamında olduğu nakledilmiştir. İkrime de “çamurdandır” demiştir. Başka bir rivayette “seng ve gil” yani taş ve çamur demiştir.

İkrime’den rivayet edildiğine göre kuşlar yanlarındaki taşlarla onları vuruyordu; taş kime isabet ederse onda çiçek hastalığı çıkıyordu. O gün çiçek hastalığının ilk görüldüğü gündü; ondan önce de sonra da öyle görülmemişti. Ebû’l-Kunûd’dan gelen rivayette taşların nohut tanesinden küçük, mercimekten büyük olduğu zikredilmiştir. Musa b. Ebî Âişe de taşların mercimekten büyük, nohuttan küçük olduğunu söylemiştir. Katade’ye göre her kuşta üç taş vardı: İki taş ayaklarında, bir taş gagasındaydı; onları bu taşlarla vuruyordu. Başka rivayette Katade, kuşların deniz tarafından gelen beyaz kuşlar olduğunu, her birinin iki ayağında iki taş, gagasında bir taş taşıdığını ve bir şeye isabet ettiğinde onu parçaladığını söylemiştir. Bir rivayette de taşları ağızlarında taşıdıkları, bıraktıkları zaman isabet edenlerin derisinin kabardığı nakledilmiştir.

İbn Zeyd ise “siccîl”in dünya seması olduğunu söylemiş, “Dünya semasının adı siccîldir; Allah onu Lût kavmine de indirmiştir” demiştir. Fakat bu görüşün doğruluğuna ne haberden, ne akıldan, ne de dilden bir delil bilinmektedir. Böyle isimler ancak yaygın bir dille veya Allah’tan gelen bir haberle bilinebilir.

Ebrehe ve ordusunun başına gelen azabın ayrıntısı şöyle anlatılmıştır: Allah onların üzerine denizden, kırlangıca benzer kuşlar gönderdi. Her kuş üç taş taşıyordu; biri gagasında, ikisi ayaklarında idi. Taşlar nohut ve mercimek kadar küçüktü. Kime isabet ederse helak oluyordu; fakat taşlar hepsine isabet etmemişti. Onlar geldikleri yoldan kaçmaya başladılar ve Yemen’e dönebilmek için Nüfeyl b. Habîb’i arıyorlardı. Nüfeyl, Allah’ın onlara indirdiği cezayı görünce şu anlamda söyledi: “Kaçış nereye? Allah takip ediyor. Eşrem yenildi, galip değildir.” Onlar her yolda düşe düşe, her su başında helak ola ola geri döndüler. Ebrehe de bedeninden yaralanmıştı; parmak boğumları birer birer düşüyor, her düşen parçanın ardından irin ve kan akıyordu. Onu San‘a’ya getirdiklerinde kuş yavrusu gibi olmuştu; rivayet edildiğine göre ölmeden önce göğsü yarılıp kalbi dışarı çıktı.

İbn İshak’tan rivayet edildiğine göre, o yıl Arap topraklarında kızamık ve çiçek hastalığı ilk kez görülmüştü. Yine o yıl üzerlik, acı kavun ve uşer gibi acı ağaçların da ilk kez ortaya çıktığı zikredilmiştir. Katade’den gelen rivayette Ebrehe el-Eşrem’in Habeşlilerden ve Yemen halkından bir toplulukla, Arapların Yemen’deki kiliselerine yaptıkları bir şey sebebiyle Kâbe’yi yıkmak üzere geldiği, filleriyle birlikte Safâh denilen yere ulaştıklarında filin çöktüğü, Kâbe’ye çevrilince göğsünü yere koyduğu, kendi ülkelerine çevrilince koşarak yürüdüğü, sonra Nahle-i Yemâniyye’de Allah’ın üzerlerine beyaz ve çok sayıda kuşlar gönderdiği, her kuşta üç taş bulunduğu, bu taşlarla vuruldukları ve Allah’ın onları yenilmiş ekin yaprağına çevirdiği bildirilmiştir. Ebû Yeksûm yani Ebrehe kurtulmuş, fakat her indiği yerde etinden bir parça düşmüş, kavmine dönüp olayı haber verdikten sonra helak olmuştur.

Hz.Ateist Tefsiri
Henüz eklenmedi…

https://kutsalayet.de/fil-3/,https://kutsalayet.de/kureys-1/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız