Geri bırakılan bedevîler sana diyecekler ki: “Mallarımız ve ailelerimiz bizi meşgul etti, bizim için Allah’tan bağışlanma dile.” Kalplerinde olmayanı dilleriyle söylerler. De ki: “Eğer Allah size bir zarar veya bir fayda dilerse, kim O’na karşı size bir şey yapabilir?” Hayır, Allah yaptıklarınızı bilmektedir.
Diyanet Vakfı
Bedevilerden geri kalmış olanlar, sana diyecekler ki: «Mallarımız ve ailelerimiz bizi alıkoydu. Allahtan bizim bağışlanmamızı dile.» Onlar kalplerinde olmayanı dilleriyle söylerler. De ki: Allah size bir zarar gelmesini dilerse veya bir fayda elde etmenizi isterse Ona karşı kimin bir şeye gücü yetebilir? Kaldı ki, Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
Kurtubi Tefsiri
Bedevilerden geri bırakılanlar sana diyecekler ki: “Mallarımız ve ailelerimiz bizi meşgul etti. Onun için bize mağfiret dile!” Onlar kalplerinde olmayan şeyi dilleri ile söylerler. De ki: “Eğer Allah size bir zarar gelmesini dilerse yahut sizin bir fayda görmenizi isterse, O’na karşı kim ne yapabilir? Hayır, Allah yapmakta olduklarınızdan bütünü ile haberdardır.
“Bedevilerden geri bırakılanlar sana diyecekler ki…” Mücahid ve İbn Abbâs dedi ki: Bununla Gıfar, Müzeyne, Cuheyne, Eşlem, Eşca’ ve Dîl bedevilerini kastetmektedir. Bunlar Medine çevresinde bulunan bedevilerdi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) fetih (Hudeybiye) yılı Mekke’ye gitmek üzere yola çıkmak isteyince, onların da kendisi ile birlikte yola çıkmalarını istemiş; ancak onlar Kureyş’ten çekindikleri için Rasûlullah’tan geri kalmışlardı. İnsanlar onun savaşmak istemediğini bilmeleri için umre maksadıyla ihrama girmiş ve hediyelik kurbanlarını beraberinde götürmüştü. Bedeviler ise işi ağırdan alarak ona katılmamış ve işlerini mazeret olarak göstermişlerdi. Bunun üzerine bu âyeti kerîme nazil oldu. Yüce Allah’ın:
“Geri bırakılanlar” diye buyurması peygamberi ile birlikte olmaktan onları geri bırakanın Allah oluşundan dolayıdır.
“Geri bırakılan” terk olunan demektir. Daha önce et-Tevbe Sûresi’nde (9/81. âyette) geçmiş bulunmaktadır.
“Mallarımız ve ailelerimiz bizi meşgul etti.” Yani onları çekip çevirecek kimsemiz yok
“onun için bize mağfiret dile!” diyerek peygamberden kendileri için mağfiret dilemesini istemek üzere geldiler. Halbuki onların asıl inançları, dışa vurduklarından farklı idi. Yüce Allah şu âyetiyle onların iç yüzlerini açığa çıkartarak onları rezil etti:
“Onlar kalplerinde olmayan şeyi dilleriyle söylerler.” Katıksız münafıklık işte budur.
“De ki: Eğer Allah size bir zarar gelmesini dilerse, yahut sizin bir fayda görmenizi isterse, O’na karşı kim ne yapabilir?” âyetindeki
“Bir zarar” lâfzını Hamza ve el-Kisaî yalnızca burada ötreli olarakdiye okumuşlardır. Size zarar verecek bir iş anlamına gelir. İbn Abbâs bozgun diye açıklamıştır.
Diğerleri ise “dat” harfini üstün olarak okumuşlardır. Bu da: “Ben ona bir zarar verdim” fiilinin mastarıdır. Ötreli okuyuşa göre lâfız, insanın karşı karşıya kaldığı zayıflık ve kötü durum gibi şeylerin ismidir. Mastar (fethalı) okuyuş bir defa ve daha fazlasının anlamını ifade eder. Ebû Ubeyd ve Ebû Hatim mastar okuyuşu tercih etmişlerdir ve şöyle demişlerdir: Çünkü onun karşılığında “faycia”yı zikretmiş bulunmaktadır ki, bu da zararın zıddıdır. Her ikisinin aynı anlamda iki ayrı söyleyiş oldukları da söylenmiştir. “Fakirlik” anlamında: söyleyişleri; “zayıflık” anlamında söyleyişleri gibi.
“Yahut sizin bir fayda” zafer ve ganimet
“görmenizi istese, O’na karşı kim ne yapabilir!”
Bu âyet, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’dan geri kalmanın gelecek zararı kendilerinden uzaklaştırabileceğini, elde edecekleri bir faydayı daha çabuk ele geçirmelerini sağlayabilecekleri kanaatlerini de reddetmektedir.