Öğle namazının farz olma vakti, güneşin meyletmesi ile gerçekleşir. Aynı şekilde üzerine namaz farz olan kimseler hakkında, tüm namazların vaktinin girmesi gerekmektedir. Hayızlı, deli, çocuk ve kafir gibi özürlü olanlara gelince, bunlar hakkında ise özür ortadan kalktıktan sonra o namazın vaktine kavuştuğu ilk bölümünde gerekmektedir. Bunu, İmam Şafii söylemiştir. Çünkü vaktin ilk bölümünde (zaman diliminde) iken bu namazla memur kılınmıştır. Yüce Allah’ın buyurduğu gibi: “Gündüzün güneş dönüp gecenin karanlığı bastırıncaya kadar (belli vakitlerde) namaz kıl…” (İsra Suresi: 78)
Emir ise hemen onu yapmayı gerektirmektedir. Bir de vaktin girmiş olması, vacip ve farz olmasının bir sebebidir. Bu durumda, o kimsenin buna ulaşmasıyla vacip hükmü terettüp eder ve bu noktada farz niyeti şart olur. Zira üzerine namaz farz olmamış olsa, o zaman zaten farz niyeti onun hakkında geçerli olmaz.
Ebu Hanife (rahimehullah) şöyle demiştir: Vaktin çoğunu aşmayacak şekilde, geri kalan vakit içerisinde de kılması da farzdır (farz bu şekilde de yerine gelir.) Çünkü o kimse, vaktinin başında namazı kılması ve (onu erteleyip) o anda kılmaması noktasında muhayyerdir. Nafile gibi o ilk vaktinde kılması farz değildir.
Müzdelife gecesi, akşam namazını ertelemek ve yerine getirmeyi düşünmesi şartıyla diğer tüm ertelediği namazlar gibi bunları yerine getirmeye azmettiği sürece, namazı ertelemesi caiz olur, şeklinde cevap verilmiştir.
(Namazın) vacipliği, vacip olma vaktine göre anlam kazanır. Şöyle ki; bir kimse namaz vaktinin başına yetişmiş olsa, ardından delirse ya da kadın hayız olsa, imkan bulduğu vakit o namazı kaza etmeleri gerekmektedir. Çünkü bu namaz, onlara vacip olmuştur, o vakte girmişlerdir bir defa… Öyleyse namazı kaçırması durumunda kaza yapması da vacip olur.
İmam Şafii ve İshak ise şöyle demişlerdir: İçerisinde yerine getirmesine imkan verecek bir zaman geçmediği sürece, o vakti geçirmiş olmazlar ve sonrasında bunu kaza etmeleri de gerekmez. Çünkü vaktin, namaz kılacak bir bölümüne dahi yetişmiş değillerdir.